KÖŞE YAZILARI

7.6.2017, 11:15 Serdar Duman Tüm Yazılarını Gör

Eski İslamcılık, Yeni Sağcılık!

Soğuk Savaş'ın Amerika lehine sonuçlandığı 1990'lı yıllardan itibaren İslamcılığın yeni bir forma evrildiğine şahit olduk. İslamcılar İran deneyimini geliştirerek adil bir dünya düzeni kurmak için mücadele etmek yerine, küresel hegemonya ile uzlaşarak tezlerini revize etme yoluna gittiler.

İslamcılık kavramı bugünlerde kıyasıya tartışılıyor.

Modern bir kavram olan İslamcılığın, İslam'ı hem bireyi hem de toplumu arındırmayı hedefleyen bir hayat nizamı olarak tanımlaması ve bu amaç doğrultusunda canla/malla mücadeleyi öngörmesi ile kendisini klasik dindarlıktan ayrıştırdığını biliyoruz.

Diğer bir deyişle; İslamcılık Ashab-ı Sabikun içinde yer alma çabasının adıdır. Allah (c.c)'ın özel övgüsüne mazhar olan ve cennette özel mertebele ile mükafatlandırılacağı sözü verilen öncülük misyonunun günümüzdeki karşılığıdır.

İki yüzyılı aşkın süredir devam eden İslami tecdid hareketlerinin temel tezi, kapitalizm ve sosyalizm gibi iki seküler ideoloji arasında sıkışmış mazlum kitlelere üçüncü bir yol olarak İslam'ı sunmak olmuştur.

19.yüzyılda İttihad-ı İslam ideali üzerine kurgulanan çabalar 20.yüzyılda Sünni ve Şii dünyada yoğunlaşarak devam etti. Önceleri kişisel ya da küçük gruplar üzerinden yürüyen mücadele, 20.yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren kitlesel boyut kazanarak İslami hareketlere dönüştü. 1979 İran İslam İnkılabı ile de İslam devleti deneyimi hayata geçti.

İran İslam İnkılabı öncelikle ümmet için, genelde de tüm dünya ezilenleri için karanlıktan kurtuluş umudu oldu. Amerika ve Rusya'ya rağmen gerçekleştirilmesi, tüm dünya mustazaflarına emperyalist hegemonyayı kırmak için yeni bir yol haritası fırsatı sundu.

İran İslam İnkılabı ile vahdet ve direniş kavramları şiar haline geldi. Özellikle de Amerikan emperyalizmine karşı direniş Müslüman halkların birincil hedefi olarak ortaya kondu.

Soğuk Savaş'ın Amerika lehine sonuçlandığı 1990'lı yıllardan itibaren İslamcılığın yeni bir forma evrildiğine şahit olduk. İslamcılar İran deneyimini geliştirerek adil bir dünya düzeni kurmak için mücadele etmek yerine, küresel hegemonya ile uzlaşarak tezlerini revize etme yoluna gittiler.

Gelinen noktada; yeni bir toplum düzeni kurma iddiasından vazgeçmiş, muhafazakar demokrat olarak kendini tanımlayan bir iktidara eklemlenmiş bir İslamcılık ile yüzleşiyoruz. İslamcıların bu yeni formuna verilecek en iyi ismin "yeni sağcılık" olduğunu ,düşünüyorum. Bu tanım belki de İslamcılık kavramının daha fazla kirletilmesinin de önüne geçebilir.

İslamcıların Dönüşümünün Yapı Taşları

Dün Amerika ve NATO'nun şeytan olduğunu ifade eden, bu istikamette mitingler yapan İslamcılar, bugün Amerika ve NATO ile ilişkileri devletin dış politikası çerçevesinde meşrulaştıran ve hatta bu güçlerin bölgemize müdahale etmelerini talep etmeye varan bir anlayışa evriliyorlar.

Dün Suudi Arabistan'a Suudi Amerika diyen ve Amerika'nın Ortadoğu'daki jandarması olarak nitelendiren İslamcılar, bugün gazetelerinde Suudi Arabistan güzellemeleri yaparak İran'a karşı Suudi Arabistan blokunun yanında saf tutuyorlar.

Dün Amerika ve İsrail'e karşı mücadelenin bayraktarlığını yapan direniş eksenini var gücüyle destekleyen İslamcılar, bugün Amerika ve Suudi Arabistan'ın bölgeye dair okumalarının etkisi altına girerek İran ve Hizbullah'ı şeytanlaştırıyorlar.

Dün gerek iç politikada, gerekse dış politikada milliyetçi tavırlara şiddetle karşı çıkan ve ümmetçi bir duruş sergileyen İslamcılar, bugün hükümetin Kürt sorununa ve Ortadoğu'ya ulusçu/milliyetçi reflekslerle yaklaşımını olumlar hale geldiler.

Dün uluslararası sermayeyi küresel hegemonyanın en etkin sömürü aracı olarak gören İslamcılar, bugün Türkiye'nin uluslararası sermaye cenneti haline gelmesine, uluslararası sermayenin Türkiye'de borsa, bankalar, ve hizmet sektörü üzerinden büyük paralar kazanmasına dönük hiçbir eleştiri ortaya koymuyorlar.

Dün toplumun maslahatı bireyin maslahatından önce gelir tezini savunan ve zenginliğin belirli ellerde toplanmasına karşı çıkan İslamcılar, bugün ülkenin doğal zenginliklerinin ve stratejik kuruluşlarının özelleştirme adı altında yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilmesine itiraz etmiyorlar.

Dün "Adalet İslam'ın şiarıdır" diyerek adalet prensibini erdemlerin en üstünü olarak ilan eden İslamcılar, bugün ülkemizdeki yargısız infazları, adaletsiz uygulamaları ve özellikle de son dönemdeki ifade özgürlüğüne dönük hukuksuzlukları iktidarı rahatsız etmemek adına gündeme almıyorlar.

Dün haksızlıkla mücadeleyi önceleyen ve temel bir duruş olarak gören İslamcılar, bugün memur/işçi alımlarında liyakatin yerini mülakata bırakmasına, ihalelerin sadece yandaşlara peşkeş çekilmesine seslerini çıkarmıyorlar ya da gözlerini yumuyorlar.

Dün mevcut düzenin bozuk olduğunu ve topyekün değiştirilmesi gerektiğini savunan İslamcılar, bugün mevcut devlet aklı ve mevcut devlet dili üzerinden toplumsal meseleleri çözmeye çalışıyorlar.

Dün toplumsal yaşamın paylaşma ve dayanışma üzerine kurgulanmasının önemine işaret eden İslamcılar, bugün rekabetin faziletlerinden bahsediyorlar.

Dün faizin her türlüsünü haram kabul eden ve kapitalizmin finans merkezleri olan bankalara mesafeli duran İslamcılar, bugün bütün işlerinde kredi kullanmakta ve riba-faiz ayrımı yaparak faizi meşrulaştırmakta hiçbir beis görmüyorlar.

Dün mazbut yaşamı tercih ederek lükse karşı çıkan İslamcılar, bugün eski tercihlerini aşırı bularak heva ve heveslerini tatmin etmek adına  dünya nimetlerinden alabildiğine yararlanmanın mübah olduğunu savunuyorlar.

Dün yaşamın merkezine takvayı koymanın çabası içerisinde olan İslamcılar, bugün yaşamın merkezine servet ve statüyü koymayı yeğliyorlar.

Dün dünya merkezli bakış açısının tüm insanlığı ve özellikle gençliği fesada götürdüğünü iddia eden ve ahiret merkezli bakış açısının hayati öneme sahip olduğunu ifade eden İslamcılar, bugün çocuklarını salt dünyevi hedefler doğrultusunda yetiştirmenin mücadelesini veriyorlar.

Dün kapitalist ahlakın oluşturduğu erozyona karşı mücadele derdinde olan, eğlence ve tüketim kültürünün yıkımına karşı nasıl direnileceğinin müzakerelerini yapan İslamcılar, bugün artarak devam eden ahlaki çürümeyi ya görmezden geliyorlar ya da iktidarı töhmet altında bırakırız endişesi ile gündem etmiyorlar.

Örnekleri çoğaltabiliriz. Bu gidişin İslamcı olduğunu ifade eden herkesi ciddi bir nefis muhasebesine yöneltmesi zaruridir. Aksi takdirde sağcılaşma kaçınılmazdır. Sağcılaşan Müslümanların mevcut dünya düzenine teslim olmaktan başka çareleri yoktur.

Gelecek, ancak; yukarıda belirtilen zaaflardan kendini kurtarmış, yeni bir dünya düzeni kurma iddiası olan ve küresel hegemonyaya karşı direnen Müslümanlar tarafından inşa edilecektir.

Yorum Yaz

Yorumlar

  • Yav he he, Rusya emperyalizmine her türlü paralı askerliği yapanlar, Allah'a sövecek kadar umursuz din anlayışı olmayan Nusayrileri her türlü destekleyenler, Sisi yönetimi ile ittifak yapanlar niçin eleştirinizde yok, Abd ile birlikte Irak'ı yönetenler, ondan tonlarca silah alanlar da sizi ilgilendirmiyor.

    7.6.2017 23:07:04 0 Yanıtla Karaveli

Haberi Sosyal Medyada Paylaş !

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09