Türkiye son günlerde üçüncü sayfadan taşıp ana gündemi işgal eden hunharca işlenmiş cinayetleri konuşuyor. Son günlerde yaşanan, tüyler ürperten bu cinayetlerin ortak bir yanı, katillerle maktuller arasında akrabalık ya da komşuluk gibi yakın ilişkilerin olması. Akla hemen şu soru geliyor, bir insan nasıl olur da bir başka insanı, çocuk ya da yaşlı demeden işkence ederek öldürebilir? Üstelik bu cinayetleri işleyenler profesyonel katiller değiller. Bu sapkınca fiillerin sahiplerinin daha önce bu tür işlerden dolayı bir sabıkası yok. İslami Analiz sitesinin değerli yazarlarından Mücahit Gültekin ağabey, bundan yıllar önce bir yazısında çocuk cinayetleri ve sapkınca fiillere ilişkin profesyonel şebekelerin varlığını deşifre etmişti[1]. Ancak burada olayın bir başka veçhesine bakmak istiyoruz. Profesyonel yapıların dışında olup da geçirdiği cinnet ya da sapkınlık hissi sonucu bu işleri işleyen insanları nasıl anlamalıyız? Nereden çıkıyor bu caniler ve sapıklar?

Hiç şüphesiz ki, bu haberlerin artışındaki çokluk bir yandan, kötülüğü deşifre ederek, kötülüğü normalleştirip, yaygınlaştırıyor. Ancak bir başka açıdan bu haberler bir gerçekliği de sergiliyor. İslami değerlerin toplumsal atmosfere hakim olmadığı, özellikle kapitalist haz kültürüne maruz kalan ülkelerde yıllar içerisinde nüfusa oranla bu tür sapkın cinayetlerde bir artış söz konusu[2]. Acaba gerçekten kapitalizmin getirdiği haz kültürü, toplumu bu şekilde canavarlaştırabilir mi?

İbn-i Miskeveyh, Tehzîbu’l-Ahlâk adlı eserinde insan nefsinin güçlerinden kaynaklanan erdemlerin üç olduğunu, dördüncü gücünde bunları dengede tutan adalet olduğunu ifade eder[3]. İnsan nefsinde var olan üç temel güç, düşünme, gazap (öfke) ve şehvettir. Bu güçlerin, hem birbirlerine hem de bu güçlerin sahibi olan insan nefsine zarar vermeden dengede bulunması da adalet erdeminin doğmasını sağlar. Hem İbn-i Miskeveyh hem de kendisinden sonra ahlak filozoflarının görüşlerini derleyen Nasiruddin Tusi, bu güçlerin iki aşırı uca, yani ifrat ve tefrite kaçmaması halinde, düşünme gücünün insanda ilmi, öfke gücünün şecaati ve şehvet gücünün de iffeti doğuracağını ifade ederler[4].

Bu güçlerin aşırı halleri her zaman rezilliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Düşünme gücünün kullanılmaması, insanda bönlüğün, aptallığın ve cehaletin ortaya çıkma sebebidir. Yine düşünme gücünün inançla şekillendirilmemesi, şeytani amaçlar için kullanılması, hilekarlığa, sahtekarlığa, cedelciliğe, sinsilik ve kurnazlığa neden olur. Yüce Allah’ın kitap yüklü eşekler olarak tarif ettiği bu zümre[5], bilgi kirliliğinin içerisinde değerlendirme yapabilecek gücü kalmamış, cehaletini bilgilerle gizleyen bir zümredir.

Şeytani kültürlerin güncel merkezi olan kapitalist batılı kültür, bilgi dolu cahilliği yayma konusunda küresel enstrümanlara sahiptir. Televizyon ve internet yoluyla çöp haline getirilmiş bilgi yığınları insanların önüne sunulmaktadır. Hakikati arama amacına sahip olmayan bilgi üretim merkezlerinin ürünü olan bu bilgi çöplüğü, modern insanın bilgi sahibi oldukça hakikatten kopmasına neden olmaktadır. Bu bilgi çöplüğünün yarattığı ifrat hali bilgi dolu cehalettir. Bilgi bombardımanı, bilmediğini kendine itiraf etmekten aciz kitleler oluşturur. Saniye başına gigabytelarla ölçülen bilgiyi transfer eden insan zihni, bunları değerlendirebilecek, bu bilginin niçin üretildiğini, neye hizmet ettiğini, kendisinin bu bilgiye sahip olmasının ona ne kazandıracağını bilemez hale gelmektedir. İnsan, bilgiyi alıp, bilgi çöplüğü haline gelen zihnine atmaktan başka bir şey yapamamaktadır.

Modern kapitalist bilgi bombardımanının, düşünme gücü için yarattığı tefrit ise yine enformasyon aracılığıyla yapılmaktadır. Burada yayılan enformasyon magazinel bilgidir. Hayata ilişkin neredeyse hiçbir değer taşımayan bu bilgi türü, insanda kendinde olmayanı arzu etme noktasında şehveti körükler. İnsanın ihtiyacı olan, onu gerçeğe ulaştırabilecek, tüm bilgilerden onu uzak tutmak için üretilmiş olan spekülatif bilgi, insan aklını dumura uğratır. Düşünme ameliyesinin tamamen devre dışı kaldığı bu hal, insanın fiiller açısından hayvana benzemesinin, vahşileşmesinin de yolunu açmaktadır.

İnsan nefsinin mücadele etmesini ve kendini korumasını sağlayan gazap (öfke) gücü, şeytani kültürlerin en fazla tahrik ettikleri güçlerdendir. Kapitalist haz kültürü, paranoyak bir korku atmosferini kullanarak korkaklığı, pısırıklığı, yani gazabın tefrit halini telkin etmektedir. Beyaz ekran ve beyaz perde ikilisi bu kültürün toplumun damarlarına enjekte edilmesi için işletilmektedir. Toplumu oluşturan fertlerin birbirlerinden ve hatta gölgelerinden korkar hale gelmelerini sağlamak için üçüncü sayfa kültürü basılı yayının vazgeçilmezi olarak kullanılır. Bir dönem televizyonlarımızda olan, halen bazı formlarda var olmaya devam eden reality korku şovları[6], bu cinsten bir gazap yokluğunu doğurur.

Bir diğer boyutuyla şeytani güçlerin toplumlara yaydıkları müfsid kültür, öfke ve şiddet kültürüdür. Bunun için, bir yandan korku yaymak için kullanılan unsurlar, hayranlık uyandıran bir dille anlatılarak, şiddet özendirilmektedir. Eğer batı kültüründen doğma bir filmde bir seri katili ya da sapığı izlediyseniz ne kadar karizmatik bir şekilde resmedildiğini hatırlayabilirsiniz[7]. Çocukların dünyasına bilgisayar vb. oyunlarla[8], çizgi filmlerle giren sadist görüntüler, küçük yaştan itibaren şiddeti özendirmektedir. Şiddet, kendisinden zevk alınan bir hale dönüştürülür. Öyle ki, birilerini sebepsiz yere döven, tartaklayan gençler bunları sanal alemde yayınlar ve beğeni toplamaktan zevk alır[9]. Bu süreci anlamadan bir sivili öldürüp sevinç çığlıkları atan bir Amerikan askerini anlamak mümkün değildir[10]. Bu gazabın ifrat halidir.

İbn-i Miskeveyh’in insan nefsinin sahip olduğu güçlerden en aşağısı kabul ettiği şehvet[11], şeytani kültürün en çok kışkırttığı güç unsurudur diyebiliriz. Çünkü şehvet insanın en hayvani yönünü teşkil eder. Şehvet gücünün erdemi iffettir. İffet erdemi, içinde sabır, sükunet, utanma, haya, kanaatkarlık, yumuşak huyluluk, düzenlilik, iyi hal, barışseverlik, ağırbaşlılık, sakınma gibi erdemleri barındırır. Şeytani güçlerin tahayyül ettikleri toplumsal sistemde yerleri olmayan bu insani değerlerin, mutlaka değiştirilmesi gerekir. Bunun için şeytani güçlerin şehvet gücünün hem ifrat hem de tefrit hallerini kışkırttıklarını görebiliriz. Şehvet gücünün yokluğu (ifrat), bu gücün kullanılmaması, uzak durulması, dünyadan el etek çekilmesi, insanlardan ve toplumdan uzaklaşma şeklinde kendini gösterir. Şeytani güçler, şehvetin aşırılığı içinde doğan, şehvetin taşkın halini görüp bundan sıkılan, materyalizmin iç dünyalarında açtığı boşluğu dolduramayan insanlara bu tür bir mistisizmi öğütlemektedir. Bu hal İslam’ın istediği bir hal değildir. Çünkü Allah, bir gücün yokluğunu murat etseydi zaten bu gücü yaratmazdı[12]. Mistisizm, şehvet gücünü yok ederek ya da yok sayarak bu gücün yarattığı afetlerden uzak kalabileceğini düşünse de insan gerçeği bunun tersini sürekli kanıtlamaktadır. Şehvet gücünü yok etmek isteyenlerin dünya hakkında büyük talep patlamaları, güç ve iktidar arzuları, sapkın ilişki ve talepleri, bunun bir göstergesi olmuştur. Şehveti yok etmek değil eğitmek, kontrol altına almak esastır. Şehvetin yokluğu, pasifizmin bir görünümüdür.

Şeytan, şehvetin tefrit halini ise daha çok tahrik eder. Dünyada hakim olan şehvet gücünün yansıması budur. Cinsi şehvetin tahrikine ilişkin sayısız örnek aktarılabilir. Ancak gündelik hayatımıza kısaca bir baksanız, her türlü kitle iletişim aracıyla yaşam tarzına dönüşen cinsi şehvet tahrikini görebilirsiniz. Cinsi şehvet dışındaki şehvet türleri de kapitalist kültürde sürekli kışkırtılır. Kapitalist kültür, temelde zaten mal ve para şehveti üzerine kurulmuştur. Bütün sistemin ana gövdesi bunun üzerindedir. Daha çoğuna sahip olmak, daha lüks yaşamak kapitalist toplumun en büyük erdemidir. Dünya sevgisinin toplumlar nezdinde sürekli tahrik edilmesi, yaşamak için değil yemek için yaşayan insanların doğmasına neden olmuştur. Bu yüzden kapitalist batı toplumlarında obezitenin en temel sağlık sorunlarından birisi olmasına[13] şaşırmamak gerekir. Şehvetin tahriki şeytani sistemler açısından çok önemli olduğu için bunu engellemeye yönelik her türlü adım şeytanlaştırılarak mahkum edilir[14]. Ekranlara çıkan kadınlar bir cinsel nesne olarak kullanılır. Onların kendilerini bu kullanıma açmaları cesurca[15] görülür. Şehvetin tahriki için şeytani güçler, büyük paralar harcarlar. Bu kapitalizmin en büyük sektörlerinden birisidir[16].

Yukarıda saydığımız güçler tahrik edilerek ifrat ve tefrite sürüklendiğinde adalet erdemi kendiliğinden yok olur. Diğer erdemlerin ifratı ve tefriti farklı sonuçlara yol açarken, adalet erdeminin her iki ucunda da zulüm ortaya çıkar[17].

Hakim kapitalist haz sistemi, insanda var olan tüm güçleri ifrat ve tefrit yönünde tahrik etmeye devam etmektedir. Bu ifsad, kapitalist haz sisteminin kendine rakip tek güç, işlettiği çarklara sokulabilecek tek çomak olarak, İslam’ı görmesiyle birlikte daha da artmıştır. 1980 sonrası dünyada, ahlaki ifsad, düşünsel tüm problemlerin önünde yer almaya başlamıştır. Bu ifsad, ilk ortaya çıkıp, yayıldığı batı ülkelerini yok etmeye başlamıştır. Cinnetlerin, cinayetlerin, seri katillerin, sapıkların, bebek-çocuk-anne-baba katillerinin[18], kadına yönelik şiddetin, tacizin[19] en çok arttığı ülkeler bu ülkeler olmuştur. Kapitalist haz kültürü, önce içinde doğduğu ülkeleri yok ederken, bulaştığı tüm toplumlarda da ağır tahribatını göstermeye başlamıştır. İnsan doğasını bu denli bozmaya çalışan bir sistemin sağlıklı bir insan yaratmasını beklemek, abesle iştigal etmenin ötesinde bir aptallık olur.

Sahip olduğu öfke gücü ifsad edilen bir insanın annesini, babasını, dedesini, ninesini, çocuğunu, bebeğini doğramasına hayret etmemelisiniz. Bu insanın kedilere, köpeklere işkence etmesi beklendik bir şeydir. Şehvetleri bu kadar tahrik edilen insanların ahlaksız ilişkilerinin, fuhşunun, eşcinselliğinin, travestiliğinin, boşanmalarının artmasına niçin şaşıyorsunuz? Şehvetin sapkınlaştığı bir toplumda, eşcinsellikten pedofiliye her türlü patolojiye de rastlanır, bundan para da kazanılır, sektör haline de getirilir. Bu kadar ahlaksızlık, adına beyaz denilen ekranlardan üzerimize akarken, isyan etmeyen bir toplum olarak, düşünme melekelerimiz elimizden alınmış değildir de nedir?

Kötülüğü eliyle kaldırmayıp, diliyle de engellemeyen bir toplumun kalbi kötülüğe alışır. O toplumda imanın en düşük hali görülmediği gibi o toplum, insanlığını da kaybeder.

 

[1]http://www.kadinnews.com/index.php?ctgr_id=180&yazar_view=6468

[2]http://www.huffingtonpost.com/2012/12/14/mass-murder-rate-rising-newtown-shooting_n_2302590.html

[3]İbn-i Miskeveyh, Tehzîbu’l-Ahlâk, Ahlak Eğitimi, çev. Abdülkadr Şener vd., Büyüyen Ay Yay, İstanbul, 2013, s. 34-35.

[4]İbn-i Miskeveyh, a.g.e., s.41-42., NasîruddinTusî, Ahlâk-ı Nâsırî, çev., Anar Gafarov, ZaurŞükürov, Litera Yay., İstanbul, 2007, s. 98-102.

[5]Cum’a Suresi 5. Ayet. Diyanet Vakfı Kuran Meali.

[6] Türkiye’de bu türün ilk bilinen örneği Sıcağı Sıcağına isimli bir reality şovdu. http://tr.wikipedia.org/wiki/Sıcağı_Sıcağına

[7] Testere filminin psikopat katilinin fanatikleri üzerinden bile kapitalist bir ekonomi dönmektedir.  http://www.officialsawfanclub.com/

[8] İlgisi olanların inceleyebileceği birkaç örnek için; http://www.rockstargames.com/grandtheftauto/, http://en.wikipedia.org/wiki/Devil_May_Cry_3:_Dante's_Awakening, http://tr.wikipedia.org/wiki/Metin2.

[9]http://en.wikipedia.org/wiki/Happy_slapping

[10]http://www.vahdethaber.com/haber/8345-bir-koyu-boyle-yok-ettiler.html

[11]İbn-i Miskeveyh, a.g.e., s. 64.

[12] Rahmetli İsmail Gültekin’den duyduğumuz  “Vermek istemeseydi istemeyi vermezdi” sözü alıma geldi. Bu söz, Said Nursi’nin Mektubat’ında aktardığı, ilk söyleyeninin belirtilmediği, aslı farsça olan “Eğer ne hâhi dad, ne dadi hâh”’tır.

[13]http://www.sabah.com.tr/Cumartesi/2014/01/25/obezite-alarm-veriyor

[14] Sıradan bir örnek için; http://staff.aljazeera.com.tr/haber/sinemacilardan-sansur-tepkisi

[15] “Kendini cesurca sergiledi”, “falancan cesur pozlar” Türk ve Dünya basının en çok kullandıkları pornografik fotoğraf kalıplarındandır.

[16]http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=242108

[17]NasîruddinTusî, a.g.e., s. 124.

[18]http://www.uk.sagepub.com/bartol3e/study/articles/Heide.pdf

[19] Meryem Şahin, Mücahit Gültekin, Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Dayalı Politika Uygulayan Ülkelerde Kadın ve Aile –İzlanda, Finlandiya, Norveç, İsveç, Türkiye-, SEKAM Yay, İstanbul, 2004.