İsrail'in sağcı gazetelerinden Jerusalem Post'ta 21 Mayıs 2010'da yayınlanan bir makaleye göre İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu "dünyanın en etkili Yahudisi" iken Bernard Henri Levy kırk beşinci sıradadır.

Gazeteye göre Levy, "Florida kökenli bir parababası olan ve doğu Kudüs'teki Yahudi yerleşimlerinin en büyük destekçisi olup yerleşimci liderlerine Siyonizm ödülü veren" Irving Moskiwitz'in iki adım gerisindedir.

Levy'yi kısaca sahtekâr bir aydın olarak tanımlamak insanın faaliyetlerini,  yapmayı ve yazmayı birleştiren açık bir anlayışı göz ardı etmektir. Levy'nin Bosna'dan Pakistan'a ve oradan da Libya'ya kadar Müslümanları "özgürleştirme" konusunda takıntılı olduğu görünmektedir.

Ancak bu, onların inanç, kültür ve yaşam biçimlerine karşı açık bir sevgi ve büyülenmeden kaynaklanan sağlıklı bir tutku olarak düşünülmemelidir.  Levy ilginç kariyeri boyunca çok fazla zarara sebep olmuştur. İktidar sahiplerine ve kitlesel savaş başlatanlara karşı uşaklık etmiştir.

Levy askeri müdahalelerin sıkı bir taraftarıdır ve özgeçmişi Afganistan'dan Sudan'a ve son olarak da Libya'ya kadar Müslüman ülkelere askeri müdahalelerle doludur.

Benjamin Wallace-Wells 26 Aralık 2011'de New York Magazine'de yazdığı bir makalesinde bu Fransız 'filozof'tan insanlığın daha yüce çıkarları için şiddeti körüklemekten çekinmeyen bir mesihmiş gibi bahsetmektedir.

Wallace-Wells "Avrupalı Süperkahraman Libya Diktatörünü Alaşağı Etti" başlıklı makalede Levy hakkında "dünyayı şeytani bir düşmana karşı savaşa sokmayı başardı" ifadelerini kullanmıştır. Bu şeytani düşman ise 2011 Ekim ayında isyancılar tarafından yakalanarak öldürülen Muammer Gaddafi'den başkası değildir.

Afrika'nın en önemli ülkelerinden birinin liderinin cinsel istismarları hakkında Global Post tarafından yapılan ayrıntılı bir inceleme daha sonra CBS ve diğer medya kuruluşlarında yayınlanmıştır. BBC'nin tahminlerine göre bu darmadağın olmuş Arab ülkesindeki tecavüzler 1700 milis grubun bu ülkeye gelmesinden sonra keskin bir artış yaşamıştır.

O dönemde Batı'nın Libya'ya karşı açıktan yürüttüğü savaşın savunuculuğunu yapan Levy şu anda gündemini büyük oranda değiştirmiştir. Muhtemelen şu anda şüpheli felsefesi adına dünyanın başka yerlerini karıştırmakla meşguldür.

Libya’daki durum Kaddafi dönemine göre çok daha kötü olsa da görev tamamlanmıştır. ‘Şeytani diktatör’ yıkılmıştır ve hepsi budur. Ülkenin milis güçler ve kabileler arasında parçalanması ya da demokratik dönemin ilk başbakanı Ali Zeydan’ın bir grup tarafından kaçırılıp başka bir grup tarafından serbest bırakılması kimsenin umurunda değildir.

Levy 2011 yılı Mart ayında Libya’daki asilere müdahil olmak için kendisini sorumlu hissederek Bingazi’ye uçtu. Bu önemli bir tarihti zira bundan sonra desteklenmeye devam eden silahlı gruplar NATO’yu da işin içine dâhil edecek ayaklanmayı başlatabilmişlerdi.

1973 sayılı BM kararının bilerek yanlış yorumlanması sonucu 17 Mart 2011’de başlıca gücü hava savunması olan ve çok da donanımlı bir ordusu olmayan bir ülkeye karşı büyük bir savaş gerçekleştirildi.

Kaddafi’nin sadık askerlerinin gerçekleştireceği sözümona katliamların önüne geçmek için Batılı ülkeler Libya’daki gruplara devasa miktarlarda silah yardımında bulundular.

Katliamlar batılı ‘insani müdahele’cilerin iddia ettiği gibi gerçekleşmedi. Son katliamda (15 Kasım) 31 kişi ölmüş ve 235’i de yaralanmıştı. Olay Trablus’taki Misurata militanlarının şehri terk etmesini isteyen barışçı göstericilerin üzerine milislerin ateş açması sonucu gerçekleşmişti.

Bunlar Levy ve çevresindekilerin harcadığı insanlardan sadece bir gruptular. Onun en büyük başarılarından birisi de Ulusal Geçiş Konseyini bir araya getirmesidir. Fransa ve diğer ülkeler bu konseyi Kaddafi yönetimine alternatif olarak sunmuş ve Kaddafi de NATO tarafından sistematik bir biçimde yenilgiye uğratılmıştır.

New Yor Magazine’e verdiği bir röportajda şöyle demektedir: “Bazen çok net olmayan hisler duyarsınız”. Bu cümle ile 23 Şubat 2011’de Kaddafi güçlerinin Bingazi’yi kan gölüne çevirme tehdidinde bulunmasına atıf yapılmıştır.

Levy’nin hesaplanmış politikacı-ideolog gündemi bu belirsiz hislerden çok uzaktır. Tüm ahlaki, felsefi ve diğer sapkın bahaneleri de yanına alıp Irak’a karşı topyekûn bir savaşa giren ABD’li neocon’ların Fransız versiyonuna daha çok benzemektedir.

Onlara göre bu savaş çoğu gerçekleşmeyen başka endişeler de olsa her şeyden önce İsrail’i savunmak için gerçekleştirilmişti. Levy’nin mirası da aynı ajandaya açık bir biçimde atıfta bulunmaktaydı.

İsrailli sağcılar Levy’den çok etkilenmişti. Jerusalem Post onun küresel nüfuzunu şu cümle ile özetlemekteydi: “Fransız bir filozof ve Yahudilerin dünyaya eşsiz bir ahlaki düşünce sunmaları gerektiğini söyleyen Nouvelle Philosophie hareketinin liderlerinden.”

Gerçekte ise Levy’nin ahlak ile bir ilgisi yoktur. Onun felsefi sömürüleri Müslümanları ve kültürlerini hedef almaktadır. 2006 yılında Jewish Chronicle’a ‘peçenin tecavüze davetiye anlamına geldiği’ni söylemiştir.

Levy’nin felsefesi askeri müdahaleleri destekleyen bir ajandaya uygun biçimde yontulmuş görünmektedir. Onun savunduğu dava Libya’yı yerle bir etmiştir ancak bu durum onu Libya Baharı hakkında bir kitap yazmaktan alıkoymamıştır. NATO müdahalesi sonrası artan tecavüz vakaları hakkında tek kelime etmezken peçenin tecavüze davet anlamına geldiğini söyleyebilmiştir.

IMF başkanı Dominique Strauss-Kahn hizmetçilerden birisine tecavüzle suçlanırken 2011 Mayıs’ında onu savunan az sayıda kişiden biri de Levy’dir. Ona göre bu, hizmetçinin de dâhil olduğu bir komplodur.

Levy’nin diktatörlerden ve savaş suçlularından nefret etmesi anlaşılabilir. Zaten Kaddafi de insan hakları şampiyonu değildir. Ama Levy de filozof değildir. Herhangi bir gerçek felsefenin yapıtaşlarından birisi ahlaki tutarlılıktır. Levy’de bu yoktur. Jerusalem Post’un Levy’nin küresel nüfuzunu övmesinden bir hafta sonra başka bir İsrail gazetesi Haaretz onun İsrail ordusuna verdiği desteği yazmıştır.

 “Şimdiye kadar IDF(İsrail Savunma Gücü) kadar demokratik bir ordu görmedim.” 30 Mayıs 2010’da Tel Aviv’de Demokrasi ve Meydan Okumalar konferansındaki sunumunun başlığı budur. “Ahlaki olarak sürekli kendisini sorgulayan böylesine demokratik bir ordu görmedim. İsrail demokrasisi ile ilgili bu duruma başka yerde pek rastlayamayız”.

2008-9 yıllarında İsrail ordusu tarafından Gazze'de gerçekleştirilen savaş ve kıyımlar düşünüldüğünde Levy ahlaki körlüğü ve sapkın felsefesini tanımlamak zor olacaktır. Aslına bakılırsa Levy ve onun bitmeyen savaş iştahı ile ahlak ya da felsefenin yan yana gelemeyeceğini söylemek en doğrusudur.

--Ramzy Baroud (www.ramzybaroud.net) PalestineChronicle.com’un yazar ve editörüdür. Son kitabı My Father Was a Freedom Fighter: Gaza's Untold Story (Pluto Press, London) (Babam Bir Özgürlük Savaşçısıydı: Gazze’nin Söylenmemiş Hikâyesi) dir.

Çeviri: Gürkan Bayır