Üç yıl önce Suriye’de başlayan ve daha sonra bir iç savaşa dönüşen isyan karmaşık bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın habercisiydi. Suriye’deki Filistinliler kendilerini kirli bir savaşın piyonu konumunda buldular ancak çok azı krizin gerçek boyutlarının farkındaydı ve muhtemelen çok azı bunu umursuyordu.

Suriye’deki savaşa müdahil olan tarafların aralarında pek çok fark olmasına rağmen ortak paydaları Suriyelilerin zaman zaman vahşice ölmesine doğrudan ya da dolaylı olarak katkı sağlamalarıydı. Diğer taraftan da kendilerini Suriye halkının koruyucusu olarak takdim ediyorlardı. Aslında bunda şaşılacak bir şey yok zira kirli savaşların tabiatı budur.

Ancak şu anda Suriye halkının istisnasız tüm “koruyucuları” korkmuş durumdadır. Hiçbir medya kampanyası, yüksek sesli konuşma ya da harcanacak para bu gerçeği değiştiremez. Beşşar el-Esed rejimi istediği açıklamayı yapsın Suriye ordusunun binlerce masum sivili katlettiği gerçeğini değiştiremez. Aynı şeyi müttefikleri ve muhalifleri için de söyleyebiliriz. Bunların arasında fethettiği topraklarda kendini alelacele  “İslami Devlet” ve emirlik olarak sunan gruplar da mevcuttur.

Bundan sonra Suriye halkı ne Şam’daki mevcut iktidarla ne de kendini alternatif olarak takdim edenlerle barış içinde bir arada yaşayamayacaktır.

Dış katılımcılar da eşit derecede suçludur. İran, Irak, Türkiye, Hizbullah’ın da aralarında bulunduğu çeşitli Lübnanlı gruplar, Rusya, AB, ABD ve tabii ki Körfez ülkelerinin verdiği zarar normalin üstündedir. Suriye halkını koruma iddiasında olsalar da sonuçlar genellikle tam aksi yönde olmuştur.

Yukarıda anılanlar bir yana, Suriyeli çocuklar içerideki ve dışarıdaki mülteci kamplarında açlıktan ölürken “Suriye’nin dostları” nerededir? Suriye’ye sınır bazı Arap ülkelerinde nefret ya da en azından yok sayılmakla karşı karşıya kalan göçmenler niçin “cehennem”e geri dönmeyi tercih etmektedirler?

Komşu ülkelerde mültecilerin korunması için inşa edilmiş kamplarda yaşayan kadınlar ile ilgili raporlar Arap medyası tarafından çoğunlukla hasıraltı edilmektedir. Bazıları kaçırılıp fahişelik yapmaları için satılmaktadır. Bazıları defalarca tecavüze uğramıştır. Kadınların onuru söz konusu olunca çok hassas olanların bu durum karşısında bir şey yapmamaları ilginçtir.

Dehşete kimin ve neden sebep olduğunu kavrayamayan çocuklara gelince; soğuk, açlık ya da kurşun yaralarıyla ölmekten korkan bir çocuğun ruh halini kimse tam olarak anlayamaz. Bu dehşet günlerinden sağ çıkabilenler büyük bir öfkeyle büyüyecekler ve buna da hakları olacaktır. ABD işgalinin arkasından Irak’ta ne yaşandıysa Suriye’de de benzeri yaşanacaktır. Irak şu anda sonu gelmez bir çılgınlığa mahkum olmuştur.

Filistinliler için bileşik bir öfke vardır. İsrail saldırganlığı ve ABD egemenliğine karşı savaşın son cephesi olan “direniş eksenini” bütün eksiklerine rağmen ağırlayan Suriye yıkıma sürüklenmiştir. Bu ekseni oluşturan tüm taraflar, müdahil olma sebepleri ne olursa olsun kendilerine duyulan güveni sarsmıştır. Genç bir Suriyeli bana Lübnan’ı terk edip savaşmak için Suriye’ye giden ve burada Hizbullah tarafından öldürülen kuzeninden bahsetmişti. “Evet, ağladım” dedi. Kardeşim “inanmam” konusunda beni uyardı ancak ben ağlamayı “inanç eksikliği”nin işareti olarak görmüyorum. Bir zamanlar Arap topraklarının özgürleştiricisi olarak övülen Hizbullah’ın böylesine acı verici bir senaryoda rol alabileceğini kim tahmin edebilirdi? Kartlar her geçen gün daha fazla karılmaktadır ve kimse masum değildir. İsrailli yöneticiler sonuçtan memnun olmalıdırlar.

Ve Yermuk kuşatması. Yermuk, Filistinli mülteciler ile Şam’ın etrafında yerleşmiş çalışan sınıf Suriyeliler için inşa edilmiş devasa bir kamptır. Bu sımsıkı kuşatma tarihçiler tarafından Der Yasin, Sabra ve Şatilla, Cenin ve Gazze kuşatmalarını hatırlatmaktadır. Bu sefer İsrail on binlerce Filistinlinin modern savaş tarihindeki en boğucu kuşatmalarından birinde açlık, ölüm ve aşağılanmalarının doğrudan sorumlusu değildir. Elbette ki bu kampın oluşturulmasının sebebi İsrail’in 1948’de Filistinliler’e karşı yürüttüğü etnik temizlik sebep olmuştur. Ancak Arap orduları ve militanların eliyle ortaya konulan şu anki yüzkarası durumun hiçbir açıklaması yoktur.

Birkaç torba yiyeceğin bir şekilde kampa ulaştığıyla ilgili rivayetler ortalıkta geziyor. Binlerce kişi yiyecekleri kapmak için toplanır. Ekmek kırıntıları için umutsuzca yalvarırlar. Çoğu, ateşlenen silahların da etkisiyle, boş ellerle geri döner. Yermuk kuşatma altına alındığından beri açlıktan ölümler arttı. Suriye yönetimi isyancıları, isyancılar da hükümeti suçlamaktadır. Kampa yakından bakınca iki taraf da suçlanabilir.

Arkadaşlarıyla birlikte Lüksemburg’dan Suriye’ye cesurca giden Laila, gözyaşlarıyla şunları aktarmıştır: “Kampa götürmeyi başardığımız yardımları dağıtmayı bitirdiğimizde yaşlı bir Filistinli kadın yanımıza geldi. Elimizde ona verebileceğimiz bir şey kalmamıştı ancak açlıktan ölmek üzere olan torunları için bize defalarca yalvardı. Aniden hükümetin bir askeri belirdi ve kadının her tarafına acımasızca darbeler indirdi. Bu sahne bizi korkutmuş ve şoka uğratmıştı. Acılar içinde inleyen kadın için hiçbir şey yapamadık.”

Hiçbir Arap kanalı ya da yayını Filistin’in ve şimdi de Suriye’nin hamiliği rolünü bırakmamaktadır. Arap liderleri dayanışmanın sembolü olarak zaman zaman geleneksel Filistin giysileriyle poz verirler. Her fırsatta Filistin bayrağına saygı gösterirler. En az bir kere olsun, doğal olarak kendi isimlerini taşıyan, bir cami ya da hastaneye maddi yardım sözü vermişlerdir. Suriye resmi kanalları halen yaklaşan büyük “Kudüs’ü özgürleştirme savaşı”ndan bahsetmektedirler. Bazı Arapların kirli parmak izleri Gazze, Lübnan ya da Suriye’de olsun Filistinlilerin üzerinde belirmektedir.

Suriyeliler 65 yıl önce başlayan ve halen devam etmekte olan Filistin tecrübesinden yararlanmalıdır. Hem İsrail ile ilgili hem de etnik temizlik ve askeri işgal bağlamında. Gelmiş geçmiş tüm “kurtarıcılar”, tüm sloganlar, konferanslar, basın açıklamaları, edebiyat, toplu dualar, cömert bağış duyuruları ve bunun gibi pek çok şey Ortadoğu’daki Filistinliler’i göçmen kamplarındaki sefil yaşamdan kurtaramamıştır. Yaşamları pek çok kitap, makale ve belgesele konu olsa da çoğu hayatta kalmak için kamplardaki başıboş kedi ve köpekleri yemek zorunda kalmıştır. Yermuk, sürekli “Arap kardeşliği” ve Arap dayanışması”ndan bahsedenlerin sürekli göz ardı ettiği kederli bir mirasın kanıtıdır.

Suriyeliler eğer kaderlerine razı olmak istemiyorlarsa Suriye’ye ve halkına duydukları sonsuz sevgiyi hiç durmadan gündeme getirenlerden bağımsız bir biçimde kendi gelecekleri üzerinde çalışmalıdırlar. Bunun için de Filistin tarihinden faydalanmaları gerekmektedir.

Çeviri: Gürkan Bayır