ABD Dışişleri Bakanı John Kerry geçtiğimiz sene havalanmaya hazır helikopterine koşar adım giderken Amerikalıların kendi istedikleri kalıba sokmak istedikleri bir ülkenin denetimini kaybettikleri daha net bir biçimde görülmeye başlamıştı. Onun 24 Mart 2013’te biten sürpriz ziyareti ABD’nin Irak işgalinin onuncu yılına rastlamıştı. Bundan on sene önce ABD Bağdat’a karşı saldırıya geçmiş ve bu da 20. yüzyılın en acımasız ve uzun savaşlarından birisinin başlamasına sebep olmuştu. O günden beri Irak’ta kan hiç durmadı.

Kerry, -Irak’ın sözümona başarılı demokrasisi ve bunun da Amerikan değerlerinin (hayali) zaferi olduğu açıklamalarını bir kenara koyarsak- bu ziyarette bilindik klişeler dışında kayda değer bir şey söylemedi. Ancak on yıllık bir savaş bile Amerikalı bir diplomatın güvenli bir Irak ziyareti için yeterli değildi. Bu ziyaret sürpriz bir ziyaretti; çünkü Irak Hükümeti ile 16000 kişilik Amerikan varlığı arasında Kerry’nin güvenliğini sağlamak için bir koordinasyon yoktu.

Ancak Irak’ta bir şeyler sinsice ilerlemekteydi. Pragmatist Amerikalıların ülkeye ayak basar basmaz Irak’ı mezhepsel çerçevede bölme çabaları özellikle Sünni kabileleri bezdirmişti. ABD işgalinde en büyük bedeli ülkenin orta ve Batı bölgelerinde yaşayan Sünniler ödemişti. Ayrıca Şia lehine açıklamalar yapan siyasi seçkinler de güçlenmişti. Önceden İran’a yakın görünen bu kesim zamanla söz konusu ittifaktan ayrılmaya başladı. Başlarda oyunu ABD’nin kurallarına göre oynayıp işgale karşı çıkmaya çalışanlara karşı bir demir yumruk oldular. Ancak yıllar geçtikçe mevcut başbakan Nuri el-Maliki İran’ın daha istikrarlı bir müttefik olduğuna karar verdi. Zaten mezhebi, siyasi ve ekonomik çıkarlar da daha uyumluydu. Böylece Irak ilginç ancak fazla dile getirilmeyen bir üçlü tarafından yönetildi. Bu üçlü içerisinde ABD ve İran’ın büyük baskısı var iken Şia ağırlıklı hükümet de akılcı bir politika ile dengeyi gözeterek devamlılığını sağladı.

Irak gibi büyük ve tarihi olan bir ülkenin hiçbir sebep yokken mezhep çılgınlığına teslim olması tabii ki kolay değildir. Ancak hâkim ve toleranssız siyasi tarza bağlı kalmayı reddeden Şii ve Sünni politikacı ve entelektüeller ya öldürülmüş, hapsedilmiş veya sınır dışı edilmiş, kısaca oyun dışı kalmışlardır. Ulusal kimlik ile mezhep, kabile, din ve ırk karşı karşıya gelmiş; günümüz Irak’ında bu şahıslara yer kalmamıştır.

Hâlihazırda ABD elçiliğinin mevcudu 5100 kişi olup Amerikan şirketleri petrol açısından zengin olan güney Irak’taki yatırımlarını terk etmektedir. El-Maliki’nin de yoğun taraftar bulduğu yer de işte bu bölgedir. Tüm Şiilerin kendisini desteklediği söylenemez ve çok sert muhalifleri de mevcuttur. 2008 yılında kendisine karşı çıkan Şii militanlarla Basra’nın yönetimi konusunda çok kanlı çatışmalar yaşanmıştır. Daha sonra Bağdat’ın banliyölerinde Şii din adamı Mukteda Sadr’ın Mehdi Ordusunu mağlup etmiştir. Her iki savaşı kazansa da bunların bedeli ağır olmuştur. Şii rakipleri onun gitmesini görmeye çok heveslidirler.

Ancak en kanlı çatışmalar isyancı Sünniler ile yaşanmıştır. Pek çok Arap diktatörün doğasında olduğu gibi o da terörle mücadele ettiğini iddia etmektedir ve bu propagandadan henüz vazgeçmemiştir. Bazıları el-Kaide bağlantılı olan Sünni militan gruplar kendi ideolojilerine yer bulmak adına kaosun sürmesinden gerçekten faydalanıp kendilerine çok sayıda ve sağlam destekçiler bulmuştur. Ancak Iraklı Sünniler el-Kaide’nin Irak’ta belirmesinden yıllar önce de ABD istilasının sonucu olarak pek çok aşağılanmaya maruz kalmıştır.

Savaş cehenneminden kaçan milyonların acılarını dindirmek adına gerçekleşen onurlu bütün uzlaşı çabalarına rağmen Irak’ın Sünni kabileleri dışlanmış ve küçük düşürülmüştür. ABD Dışişleri eski Bakanı Donald Rumsfeld gibileri direnişçi Sünni kabileler ve destekçilerine karşı sert ve acımasız konuşmalarıyla ünlüdürler. Bugünkü Irak ordusunun çekirdeğini oluşturan Şii milisler ile kuzeydeki Kürt milislerin desteği sonucunda direniş yalıtılmış ve ezilmiştir.

Bu yakın tarih bize bir fikir verse de Irak tarihi bunlardan ibaret değildir. Bunlar acı gerçeklerdir. 2011 yılı Aralık ayında ABD’nin son askeri birliği de Irak’tan çekilip Kuveyt’e geçerken geride en olumsuz senaryo kalmıştı: oldukça yozlaşmış mezhepçi bir merkezi hükümet, iktidar için savaşan acımasız taraflar ve uçlarda gezinen mezhebi kutuplaşma.

Irak her şeye rağmen Amerika için oldukça önemlidir. Askeri açıdan kötü bir deneyim olsa da petrol ve doğalgaz zenginlikleri bu ülkeyi değerli kılmaktadır. Ayrıca Irak giderek daha da zenginleşmektedir. Ekonomist İhracat Birimi’ne göre Irak bütçe taslağında 2014 yılı için önceki yıla göre günlük 1 milyon varil artış sonucunda 3,4 milyon varil petrol ihraç edilebileceği tahmin edilmektedir. Forbes raporuna göre petrol pazarının geleceğinde radikal değişiklikler görülecektir. Burada bazı spekülasyonlar göz ardı edilmemelidir ancak ufukta görülenler bunlardır. (31 Ocak) Saygın bir petrol ve gaz analisti olan Henry Groppe, Kanada’nın Globe&Mail gazetesine yaptığı açıklamada Irak’ın tahmini petrol üretiminin başka her şeye tepeden bakacağını söylemiştir. “Bu durum herkes tarafından dikkatle ve yakından takip edilmelidir.”

Uluslararası Enerji Ajansı Irak’ın 2012 Enerji raporunda bu ülkenin 2020 yılında günlük 9 milyon varil petrol çıkarabileceğini iletmiştir. Bu da küresel petrol endüstrisi tarihindeki en yüksek rakam olacaktır.

Yine de aslında çoğu duruma seyirci durumdadır. Kendisine güvenilmek için Tahran’a çok yakın olduğu düşünülen Maliki, Kerry ve ABD yönetimi tarafından pek tutulmamaktadır. Ancak Irak’ın en güçlü adamı odur ve BBC’ye göre “ordu, polis kuvvetleri ve istihbarat servislerinde 930 bin adamı vardır.” Bu da ABD’nin hesaba katmak zorunda olduğu bir gerçektir.

Yine de Irak’ın zenginlikleri kolayca elde edilebilecek durumda değildir. Ülkenin güçlü partileri, el-Anbar ve başka yerlerdeki Sünni kabileler, el-Kaide’ye bağlı militanlar ve diğer gruplar üzerindeki baskının petrol arazileri dışında olmasından faydalanmaktadır. Ancak iç savaşların nasıl da çabucak alevlenebileceği gerçeğini göz ardı edemezler. BM raporuna göre 2013 yılında büyük bir kısmı sivil olmak üzere ölü sayısı 8000 civarındaydı. Bu dehşet verici sayı 2008 yılından beri en yüksek sayıydı.

Görünüşe göre Irak’ın kötü dönemi geri gelmektedir. Şu anda ABD’nin bunu önlemek için yapabileceği fazla bir şey yoktur. Kerry, son Kudüs ziyaretinde bu savaşın Iraklılara ait olduğunu söylemiştir. Aslında az bir askeri ve diplomatik varlıkla yapılabilecek pek bir şey yoktur. Gerçekte yapabilecekleri her şeyi yapmışlardır.

Çeviri: Gürkan Bayır