Müslümanların büyük bir ekseriyeti (%67) ümmetin birliğini arzu ederken, küçük bölücü bir grupsa kaos yaratma amacı güdüyor.  Bu tür bölücü yaklaşımlarla yüzleşmek üzere, İran’ın Mecma’u’l-Takrib kuruluşu, Tahran’da birlik oluşturma çabası ile ortak bir platformda bütün İslam ekollerinin âlimlerinin bir araya getirildiği bir organizasyon düzenledi.

Rehber İmam Seyyid Ali Hamaney, Hz. Muhammed(s.a.v)’in doğum günü kutlamalarında “Sadece İslami özgürlük düşüncesinin insan haklarını ve onurunu temin edebileceği” ana fikri çerçevesinde bir konuşma yaptı.  Birkaç bin kişi, Rebiülevvel ayının 18’inde Rasulullah’ın doğumu vesilesiyle Tahran’daki “Beyt-i Rehberi(Rehber’in evi ve ofisi)”de bir araya geldi.

Müslümanlar arasında peygamberin doğum günü üzerine iki farklı yaklaşım mevcut.  Sünniler Peygamber Efendimizin Rebiülevvel ayının 12’sinde, Şiiler ise Rebiülevvel ayının 17’sinde dünyaya geldiği kanaatinde.  Rahmetli İmam Humeyni Müslümanlar arasındaki bu tarih ihtilafını vahdete dönüştürmek amacıyla 12-17 Rebiülevvel arasındaki günlerin “Vahdet Haftası” olarak kutlanmasını tavsiye etmişti. Böylece her iki mezhep arasında uyum sağlanmış oldu.  Bu sayede, İmam her iki mezhebin de hassasiyetlerini gözeterek ihtilafları bertaraf eden bir anlayış ortaya koydu.  Ne yazık ki, bazı Müslümanlar böyle bir durumdan bile sonsuz argüman üretmekten zevk alma eğiliminde.

“Beyt-i Rehberi” oldukça geniş; fakat bir o kadarda Tahran’ın kalbindeki mütevazı bir kompleks görünümünde.  İranlıların sanat ve ince dekorasyon maharetlerine rağmen, Tahran’da yüksek veya zarif görünümlü bir yapıya rastlamak pek mümkün değil.  Rehber’in evinin bulunduğu yerdeki çevre mahalleler de aynı şekilde sade bir görünüme sahip.  Rehber’in evini diğer evlerden farklı kılan tek şey, evin etrafında –gelen misafirlerle nazik şekilde ilgilenen- devrim muhafızlarının varlığı.  Rehber’in evine girebilmek için herkes güvenlik kontrolünden geçiriliyor.

Yabancı misafirler Rehber’in evine tam zamanında getirilir ve birkaç güvenlik kontrolünün ardından geniş salonda, Rehber’in kendilerine hitap edeceği yerde toplanırlar.  Geleneksel olarak yüzlerce katılımcı, devrim muhafızı komutanları, yüksek askeri yetkililer, kabine bakanları,  parlamento üyelerinin yanı sıra kıdemli ulema geniş salonda doğrudan platformun önünde otururken; sayılı birkaç kişi Rehber’e platformda eşlik eder.  Bayanlar için ise ayrı oturma yerleri düşünülmüş.

Yabancı misafirlere  –Bu sene “Mecmau’l-Takrib beyne’l-Mezahib(İslam Mezhepleri Yakınlaştırma Kurumu)” tarafından düzenlenen Vahdet Konferansı’na 58 ülkeden gelen 300’den fazla yabancı konuğa- özel saygı gösterilir. Ve ayrıca gelen misafirler arasından büyük ulema veya önemli isimler geleneksel programın hemen ardından Rehber ile kısa bir görüşme yapmaları için davet edilir.

Programda ayrıca İran Cumhurbaşkanı da hazır bulunur.  İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani platformda; Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanı Ayetullah Haşimi Rafsancani, Meclis Başkanı Dr. Ali Laricani ve Yargı Gücü Başkanı Ayetullah Sadık Laricani ile birlikte bulunur.  Laricaniler İran’da önemli bir aile.  Diğer kardeş Cevad Laricani ise İran’ın İnsan Hakları Konseyi Başkanı ve daha önce de Dış İşleri Bakanı olarak görev yapmıştı.

Çoğu Müslüman ülkede fakat özellikle İran’da her program, Kur’an kıraatı ile başlar.  İran, uluslararası Kur’an okuma yarışmalarında yüksek dereceler kazanmış birçok mükemmel “kârii” çıkardı.  Vahdet Haftası ve peygamberin doğumunun kutlanması dolayısı ile Kuran’dan günün anlam ve önemini belirten ayetler (Ali İmran 102-104 ve Duha Suresi) okundu.

İlk olarak Cumhurbaşkanı Ruhani konuştu.  Ruhani, Rasulullah(sav)’ın insanlarla ilişkilerindeki merhamet, sevgi, nezaket ve hoşgörüsüne dikkat çekerek onun yüce kişiliğine övgülerde bulundu.  Ruhani ayrıca, aşırıcılık ve tekfirciliğe atıf yaparak, bu ideolojilerin, İslam dünyasının bazı yerlerinde yayıldığına dikkat çekti.  Bu tarz eğilimlere karşı uyarılarda bulundu ve Müslümanlara, yüce peygamberin öğrettiği değerlerin özümsenmesi çağrısında bulundu.

İranlı liderlerin dikkat çekici bir yönü de herhangi bir not kâğıdına bakmaksızın konuşmaları.  Fakat bu, onların düzensiz konuştuğu anlamına gelmiyor.  Daima, yazılı bir kâğıttan okur gibi konuşuyorlar.  Ruhani ayrıca, iki gün önce Vahdet Konferansı’nın açılış oturumunda da hitap etmişti.  Yine, herhangi bir not kâğıdı yoktu; fakat kendini düzeltmek zorunda kalmadan, İran politikasının bütün yönlerine temas etti.

Rehber İmam Seyyid Ali Hamaney’in konuşması merakla beklendi.  Rehber, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber(sav)’in yüce kişiliğine dikkat çekerek sözlerine başladı ve peygamberin kişiliğinin herkes tarafından örnek alınması gerektiğini belirtti.  Hamaney ayrıca, günümüzdeki küresel duruma birçok açıdan temas etti ve Müslümanlara “siret-i nebi”den dersler alarak problemleri çözmeleri hususunda uyarılarda bulundu.

Rehber dikkatleri, süregelen Filistin işgaline çekti ve kibirli güçlerin onlarca yıldır işgal ve propagandaya rağmen Filistin’in ismini silmekte başarısız olduklarının; Filistinliler arasında, sadece ‘İslami direniş’in özgürlük ruhunu canlı tutabildiğinin ve bu konuda Müslümanların üzerlerine düşen görevin ise onları desteklemek olduğunun altını çizdi.  Aynı zamanda, İslamî İran’ın Filistin sorununu son derece ciddiye aldığını ve mazlum Filistin halkını desteklemek adına ellerinden geleni yaptıklarını ifade etti.

Rehber, “Müslüman dünyada mezhepçiliğin alarm vermesi ve tekfirci grupların ortaya çıkması iç ve dış bazı çıkar çevreleri tarafından teşvik ediliyor; bu hareketler İslam düşüncesine, Kuran’ın mesajına ve yüce peygamberin örnekliğine tamamen aykırıdır” dedi.  Konuya derinlik katarak, “İslam ekolleri arasındaki ortak yönlerin, farklılık arz eden yönlerden çok daha fazla olduğunu” belirtti ve “Müslümanların ortak zeminde hareket edip İslam düşmanlarını, planlarını uygulamada hayal kırıklığına uğratmaları” gerektiğine vurgu yaptı.  Hamaney, İslam düşmanlarının Müslümanları bölmeye çalıştıklarını; özellikle de Filistin’de Müslümanları şeref ve özgürlük mücadelesi fikrinden saptırmaya çalıştıklarını belirterek,  Müslümanlara bu konuda uyanık olmaları ve düşmanların, Müslümanlar arasında nifak saçmasına müsaade edilmemesi hususunda uyarılarda bulundu.

İslam Devrimi Lideri ümit mesajları verdi ve Müslüman dünyasının kendi yolunda ilerlediğini söyledi.  Hamaney, İslam Cumhuriyeti’nin yaptırımlara ve kısıtlamalara rağmen, birçok farklı alanda büyük adımlar attığından bahsetti.  Ayrıca, Müslümanların cesaretini kırmak ve İslami Uyanış kampanyasının önünü tıkamak amacıyla bir takım girişimlere başvurulduğunu söyledi. Müslümanların uyanık olması konusunda bir kez daha uyararak, Allah yolunda samimiyetle gayret gösterdikleri takdirde ‘zaferin’ Müslümanların olacağını dile getirdi.

Hamaney’in sözleri, izleyiciler tarafından peygambere ve onun ehl-i beytine gönderilen selam ve salâvatlarla sık sık kesildi.  Ayrıca Hamaney’in konuşması boyunca topluluktan sürekli olarak Siyonistler, emperyalistler ve yerli işbirlikçileri aleyhinde sloganlar yükseldi.  Böylesi samimi ve yakın bir ilişkinin benzerine dünyada az rastlanır; özellikle de Müslüman dünyasında liderler halkları ile konuşmazlar, konuşsalar bile ancak kurşun geçirmez kabinler arkasında konuşurlar!

İslamî İran, her sene Vahdet Haftası Konferansı’na katılmaları için dünyanın her yerinden yüzlerce misafiri davet ediyor.  Bu yılki toplantıda “Kur’an'da Vahdet” konusu ele alındı.  Konu, farklı Müslüman bölgelerde yükselme trendinde olan mezhepçilik olgusu üzerine uygun düşüyordu.  Müslüman dünyasında, Müslümanları bölmek için mezhepçiliği kasten kullanan bazı güçler ve partiler mevcut.  Bu durum, Müslümanları kendi içlerinde bitmek tükenmek bilmeyen bir münakaşa ve karışıklığın içine çekerken, düşmanlarına ise; huzur ve mutluluk içinde Müslümanların birbirlerinin kanlarını dökerken izlemek kalıyor.

17 Ocak günü, açılış oturumunda Mecmau’l-Takrib beyne’l-Mezahib Başkanı Ayetullah Muhsin Araki misafirleri selamladı ve açılış konuşmasını yaptı.  Ayetullah Araki’nin yardımcısı Hassan Tabbarian ve Irak’ın eski başbakanı İbrahim El-Caferi de açılış sabahında birer konuşma yaptılar.

Hasan Ruhani, açılış oturumunda, geçen Ağustos ayında göreve geldiği günden beri, hükümetin politikaları hakkında kapsamlı bir konuşma yaptı.  Ruhani konuşmasında; İran’ın P5+1 ülkeleri ile gerçekleştirdiği müzakerelere, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda oybirliği ile kabul edilen “Dünya, Aşırılık ve Şiddete Karşı(WAVE)” teklifine ve İslami İran’ın “süregelen Filistin işgali” politikasına değindi.

Diğer konuşmacılar da; temsilciler Tahran’ın kalbi Musalla Camisi’nde Cuma namazına götürülmeden önce açılış oturumunda konferans salonuna hitap ettiler.  Cuma namazı önceden Tahran Üniversitesi’nde kılınıyordu.  Fakat Musalla Camisi’nin yeniden açılmasından sonra Cuma namazları artık burada kılınıyor.  Musalla Camisi, güzel bir şekilde dekore edilmiş; içi geniş ve etkileyici bir kompleks.  Musalla’ya yer altından Tahran metrosu ile ulaşabilirsiniz.  Metro, İran’da yıllardır süregelen trafik tıkanıklığı sorununu önemli ölçüde giderdi.

Öğlen vaktinde; daha fazla konuşmacıya raporlarını sunma fırsatı veren paralel oturumlar gerçekleştirildi.  Paralel oturum olmasına rağmen, çok sayıda rapor gelmesi nedeniyle sadece seçilmiş birkaç rapor sunulabildi.  Hatta her konuşmacı düşüncelerini ancak özet olarak aktarabildi.  

Bu yıl konferansın yeni bir özelliği, bayanlar için de paralel oturumlar düzenlenmiş olması.  Bu durum, bazı katılımcıların hassasiyeti nedeni ile bayanların konferans salonunda konuşmasını olanaksız kılan etkenin önünü alan iyi bir fikir.  Edindiğimiz bilgilere göre onların oturumuna yoğun bir katılım varmış ve bazı sunumlar da oldukça etkiliymiş.  Onlar arasında çok yetenekli ve iyi bir ümmet olabilmek için istifade edebileceğimiz bayan Müslümanlar var.

Son oturum gece geç saatlere kadar sürdü (19 Ocak).  Ana konuşmayı Maslahat Teşhis Konseyi Başkanı Ayetullah Haşimi Rafsancani yaptı.  Rafsancani, Müslümanlar arasındaki birlik sorununa değindi ve temsilcileri bölücü polemiklerden kaçınmaları konusunda uyardı.  Rafsancani ,“Peygamberin vefatından sonra ilk halifenin kim olması gerektiği” gibi konularla hiçbir yere varılamayacağını söyleyecek kadar cesurdu.

Oturumlar boyunca, her iki gruptan Sünni ve Şii ulema salona hitap etti.  Herkes ümmet için mücadele etmenin ve ayrılıklardan kaçınmanın önemi konusunda hemfikir.  Nitekim, bu fikirlerin pratikte ne derece etkili olabileceği hep birlikte görülecek.  Mesela, oturumlardan birinde, bir konuşmacı bu gibi programların bütün bir Müslüman coğrafyasında organize edilmesi gibi çok değerli bir öneride bulundu.  Malezya, Türkiye ve Pakistan gibi bazı ülkelerde de farklı düşünce mekteplerinin ortak platformda ve ortak konu üzerinde bir araya getirilmesiyle bazı önemli adımlar atıldı.  Bu atılan ilk önemli adım ve dünya çapındaki diğer yerlerde de teşvik edilmelidir.

Son oturumda iki önemli duyuru yapıldı: İlk olarak, Mecma’u’l-Takrib’in yeni yönetim konseyinin isimleri bildirildi.  Birçok başkanın kendisini desteklediği Suriye Müftüsü Ahmed Bedreddin Hassun başkan seçildi.  İkinci olarak da, çeşitli komiteler raporlarını sundu.  Düzenli komitelerin yanı sıra; Mısır, Suriye, Irak, Afganistan, Filistin gibi ülkeler için de özel komiteler vardı.  Bu komiteler Müslümanların, mücadeleci Müslümanları desteklemek üzere belirli adımlar atmaları önerisinde bulunmaları için görevlendirildi.

Son olarak, sahabeye, peygamberin eşlerine saygılı olunması ve farklı düşünce mekteplerinin tanınması ve saygı gösterilmesi vurgulandı.  Aynı zamanda, Sünnilerin ve Şiilerin yakın olması demek; bir Sünni’nin Şii veya bir Şii’nin Sünni olması anlamına gelmediği; bunun yerine ise, her iki tarafın da görüşlere saygı çerçevesi içinde yaklaşım göstermesinin önemine işaret edildi. 

Çeviri: Ahmet Fota