Türevleri ile birlikte iki ana yol olarak din ve sekülerizm; yani, vahye dayalı akıl ile vahyi reddeden akıl günümüz itibarıyla insanların sorunlarını çözecek bir performans sergileyemiyor. İki yol da yozlaşmayı besliyor ve büyütüyor. Onları izleyenler, sadece çığırtkanlık, hamaset, istismar, riya, yalan, üretiyor. Aldatmakla, talanla, zulümle, yolsuzlukla, insanları aşağılamakla, emeğine göz koymakla meşguller. Birbirine karşı ve zıt olmasına rağmen, iki taraf da aynı yöntemleri ve aynı ahlak dışı yolları kullanarak aslında birbirini besliyor.

Avrupa’da Hz. İsa’nın yaydığı İslam’ı tahrif ederek Hıristiyanlığa dönüştürenler, dini, zulüm ve istismar aracı yaparak zemin ve alan açtıkları seküler (din karşıtı) sistemin egemenliğine dolaylı olarak en büyük desteği vermiş oldular.

Avrupa; yaklaşık on dört yüzyıl, Hıristiyanlığın egemen olduğu bir toplumsal düzen içinde yaşadı. Orta Çağa geldiğinde Hıristiyanlık; yozlaşma, istismar ve zulmü zirveye taşıyan bir araca dönüştü. Artık katlanılmaz, dayanılmaz ve sürdürülemez bir hal alan bu durum, dindirilemez tepkilere yol açtı ve din karşıtlığını sevimli hale getiren gelişmelere zemin hazırladı. Başkaca faktörlerin de etkisiyle din; gücünü, etkinliğini ve egemenliğini kaybeden bir aşamaya geldi.

Avrupa’da değişimi etkileyen faktörlerin başında, hiç kuşkusuz, Müslüman dünyanın içinde bulunduğu gelişmişlik yer almaktaydı. Avrupalılar bir yandan, iki yüzyıl süren Haçlı Seferleri sırasında Müslüman ülkelerinin, diğer yandan İspanya’da kurulmuş olan Endülüs İslam Medeniyetinin sahip olduğu gelişmişliği yakından tanıma imkânı buldular.

Dünyayı Avrupa’dan ibaret sayıp fanatizmin içinde adeta boğulmaya yüz tutmuşken Müslüman dünyadaki gelişmelere tanık olmaları, ufuklarının açılmasına ve kötü gidişe son verecek çözüm arayışına daha çok yönelmelerini teşvik etti. İçinde bulundukları durumun son derece kötü olduğunu fark etmelerini ve silkinmelerini sağladı. Müslümanlar sayesinde Eski Yunan uygarlığının bilim ve felsefeye dair eserlerine ulaşmaları, sekülerleşmeye yönelmelerinde etkili oldu ve dinle olan bağlarını iyice zayıflattı.

“Bilginin intikali” misyonunu üstlenmiş olan Müslümanlar insanlığın ortak birikimine kendi rengini vererek son derece önemli katkıda bulunmuşlardı. Tüm bilim dallarında geleceğin dünyasına temel olacak ve yön verecek bilgilere ulaşmışlardı. Avrupalılar Haçlı Seferleri sırasında ve Endülüs’teki bilgi merkezlerine devam eden bilim adamı ve öğrencileri aracılığıyla bu bilgileri elde ettiler. Bu da ışığı görerek Orta Çağın karanlığında saplandıkları çıkmazdan çıkmalarına önemli bir katkı oldu.

Müslümanlardan edindikleri bilgilerle ve Müslüman denizcilerin rehberliğinde Avrupa’da 14. yüzyılda büyük dönüşümün ilk adımı denilebilecek “Coğrafi Keşifleri” başlattılar. Müslümanların elinde olan ticaret yollarına alternatifler buldular. Böylece, doğrudan ve aracısız ticaret mallarına ulaştılar. Bir yandan da istila ve talan seferleri olarak anılmayı daha çok hakkeden bu girişimlerle gittikleri her ülkenin halkını kılıçtan geçirip zenginliklerine el koydular. Böylece Avrupa’da ticaret canlandı, hatırı sayılır bir sermaye birikimi oluştu ve kapitalizm gelişip güçlenmeye başladı.

İkinci önemli adım ise; Eski Yunan Uygarlığına duyulan özentinin etkili olduğu ve dine dayalı geleneksel sistemin yıkılması sürecini başlatan Rönesans ve Reform hareketleri oldu. Böylece, Hıristiyanlığın on dört yüzyıl süren egemenliğini sona erdiren ve yerine din karşıtı/seküler bir dünya görüşünü geçiren sürece girildi.

Sömürü de kilise baronlarının yerine din karşıtlarının güdümüne geçerek el değiştirdi. Dünya görüşünün değişmesinden sömürü düzeninin sona ermesi sonucu çıkmadı. Din adına egemenlik kuranların yaptığını, beş yüz yıldır dine karşı olanlar yapıyor.  Hem de gerçekleştirdikleri zihinsel devrimle tarihte ilk kez düşmanlarını bile kendilerine hizmet eder konuma getiren küresel sömürü düzenini kurdular. Sömürge İmparatorluğunu bütün dünyayı içine alan görülmemiş büyüklüğe ulaştırdılar.

Öte yandan; Avrupa’da din, çok tanrıcılıkla ortaklaşan Hıristiyanlığa dönüşünce, dini, yani İslam’ı yenileyerek insanlara doğruları göstermek üzere bir peygamber gönderildi. Allah’ın bu son elçisi, uygulamasını gösterdiği örnek bir model kurdu. Ama akıbet yine değişmedi! Müslümanlar da Hıristiyan Avrupalıların yaptığına benzer biçimde İslam’ı yozlaştırdılar. Öylesine İlginç bir benzerlik yaşandı ki Avrupa’da olduğu gibi, Müslümanlar da 1400 yıl sonunda egemenliği seküler sisteme bırakmak zorunda kaldılar. Tek farkla! Uygulamada olmasa da Kuran, asli halini koruyarak ve tahrif olmadan varlığını sürdürüyor.

Şimdi dünya öyle bir yerde ki; Müslümanlar başta olmak üzere, yeryüzündeki tüm dinlerin mensupları sahte bir dindarlık sergileyerek seküler sisteme entegre olmuş bulunuyorlar. Bir yandan da din istismarı ve sömürü tüm hızıyla devam ediyor. Anlayacağınız; teori birbirine temelden zıt olduğu için birbirinin alternatifi ve karşıtı olan dindarlar ile sekülerler sömürü ve istismarda ortak şeyler yapıyorlar.

Tüm dinlerin, inançların, felsefelerin, yönetimlerin, dünya görüşlerinin hayatla buluştuktan uzun olmayan bir zaman sonra bozulma, yozlaşma, kimlik değiştirme sürecine girdiğinin neredeyse kaçınılmaz, önlenemez bir sonuç olduğunu tarih ve yaşadığımız hayat bize öğretmiş bulunuyor.