Dünya hiçbir dönemde bir tabiat olayı ile veya bir başka sebeple fesada uğramadı. Ancak insanların ideolojilerin ve vahyi bir kenara bırakıp kendi hevâ ve heveslerinin peşinden gitmesiyle fesada uğradı. Beşer mahsulü ideolojiler insanlara zarar verdi. “Allah’tan gelen vahye ihtiyacımız yok” Akıl ve bilim bize yeter. Bilimle yolumuzu bulabiliriz” diyenlerin meydana getirdiği dünya hepimizin gözünün önündedir.

Allah cc kitabında açıkça beyan eder.
"Yoksa onlar, hâlâ İslâm'ın karşıtı cahiliye kanunları ile mi yönetilmek istiyorlar? Şüpheden uzak, doğru ve gerçek bilgiyi tanıyarak kabul edip inanmış bir toplum için Allah'tan daha güzel kanun koyucu olabilir mi" (Maide 50)

Hiç kimse Allah'ı yalanlayarak ve onun bizlere göstermiş olduğu yoldan gayrı kendine bir yol tutar veya toplumuna bir yol gösterirse kesinlikle mutluluğa ve huzura, sağlık ve afiyete kavuşamaz. Bu yolda elde edilecek mevki ve kazanımlar hiç kimseye, ve dahî hiçbir topluma bir fayda sağlamaz, bu kesin...

İyiyi ve güzeli bulmamız noktasında bizi bize bırakmayan, hayatımızı en güzel bir şekilde dizayn etmek için biz kullarına kitap ve peygamber gönderen Allah'a hamdolsun.

                       *  *  *

Bir süredir öyle bir ruh haline bürünmüş durumdayım ki, yaşadığım her gün ve şahit olduğum buna benzer her olay artık bana "Keşke toprağın altında olsaydım da toplumun geldiği bu durumu, yaşanılan hukuksuzlukları, Adalet dağıtmakla görevli mahkemelerimizin geldiği son noktayı ve bu durum karşısında çaresiz kalışımızı görmeseydim diyorum.

Aile müessesesinin ortadan kaldırılması, eşler arasında kötü söz ve davranışların yayılması, fuhşiyatın ve sapkınlığın yaygınlaşması için planlar hazırlayanların planlarını göremeyen basiretsiz yöneticilere veyl olsun.
Aile kurumunu hedef alan bu alçakça saldırıyı herhangi bir şerh ya da çekince koymadan imzalayan yöneticilere veyl olsun, veyl olsun...

Allah'ın belasını vermiş olduğu bir toplum görmek isteyen Müslüman Türkiye toplumuna baksın!

İstanbul sözleşmesi ve süresiz nafaka zulmü ile alâkalı, kalem ve söz sahibi kişiler yıllardır yazıyor, konuşuyor. Tabii ki yazmak, dillendirmeye devam etmek lazım çünkü süresiz nafaka "haksız" bir zulümdür. Ancak iş öyle bir hale gelmiş ki, bu yapılanın toplum kültürü ile, örf ve adetlerimiz ile, akıl ve izan ile açıklamanın mümkünü kalmamıştır,  iş düpedüz aile yapımıza dışarıdan bir saldırı haline gelmiştir.

Toplumdaki aile yapısını ve ahlaki değerleri yerle bir eden İstanbul sözleşmesi rezaleti, 6284 numaralı kanun ve dünyada hiçbir ülkede bulunmayan "Süresiz" nafaka zulmü ile ailenin parçalanmasını hedefleyen, toplumumuzu kendine benzetmek için var gücü ile çalışan batı toplumu altın çağını yaşamaktadır.
Yukarıda zikrettiğim gibi bu konu hakkında düşünce ve zihin dünyasında ahlaklı bir toplum inşâ etme hayali barındıran hassasiyet sahibi herkes yazıyor çiziyor konuşuyor.

Ancak ben, şahit olduğum bir mağduriyete, 1. Aile mahkemesinin almış olduğu bir karara kısaca değinip müslüman topluma dayatılmaya çalışılan yeni düzeni ve toplumun hal-i pürmelalini taktirinize sunmak istiyorum.
Duyunca beni insanlığım ve bağlı bulunduğum Müslüman Türkiye  toplumu adına öyle utandırdı ki, dedim ya toprağın altında olsaydım da bunlara şahit olmasaydım.

İsminin açıklanmasını istemeyen  M K nın,  Sosyal medya hesabım üzerinden yazdığı mesaj, "Allah rızası için yardım edin bir haber yapıp bu hukuksuzluğu duyurun"... diye başlıyordu. Olay özetle şöyle;
M K, Eşinin kendisini bir başkası ile aldattığını anlıyor,  yine böyle bir durum halinde iken uygunsuz bir hal üzere şahit oluyor. Velhasıl karısına boşanma davası açıyor,  kendisini aldattığını mahkemede belgeliyor. Mahkeme ise bu durumu belgelediği için ayrılma isteğini geçerli bir mazeret olarak kabul ediyor fakat ilgili kanundaki bazı maddelerden dolayı nafaka zulmünden kurtulamıyor ve nafaka ödemeye mahkum ediliyor. Ayrıca mahkeme başkanı kanunen söylemek zorunda olduğu için  salonda bulunan, ayrılmak istediği karısına ve dostuna, "özel hayatlarının gizliliğini ifşâ ettiği için" mağdur eş M K ya dâvâ açabilecekleri tavsiye ve hatırlatmasında  bulunuluyor. Açılan ikinci bir dava sonrasında
M K, 43 bin lira tazminata daha mahkum ediliyor...

Yani aile yapımızın temelini sarsmaya göz dikmiş bu alçak sözleşmeye göre karınız, örneğin eve erkek arkadaşını davet edecek ve bir odada yalnız kalmak isteyecek, hatta her türlü ilişkiye girebilecek, siz eşi olarak bırakın bir tokat atmayı (çünkü şiddet oluyormuş) bu duruma sessiz kalmak zorunda kalacaksınız aksi halde özel hayatlarının gizliliğini ihlal ettiğiniz gerekçesi ile size dava açabilecekler ve mahkeme sizi 43 bin lira para cezasına mahkum edebilecek...

Allah'ın bir topluma azâb etmesi için illaki taş yağdırması mı gerekiyor?
Aile yapımızı hedef alan bu kanunların, hem de kendi ellerimizle yürütme makâmına getirdiğimiz müslüman liderler tarafından toplumumuza dayatıldığını görünce; "Allah'ın belasını vermiş olduğu bir toplum görmek isteyen Müslüman Türkiye toplumuna baksın" derken çok mu ileri gidiyorum acaba?

Allah'ın toplum olarak bize vermiş olduğu belanın farkında mısınız?
"Kuru bir dal çatırdaya çatırdaya ağaçtan ayrılır gibi Aile kurumu hayatımızdan ayrılıp gidiyor Farkındamısınız"