Türkiye geçen hafta Ramazan Böçkün olayını konuştu. Diyarbakır’da “sıra dışı bir Müslümanın” İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasanın gölgesinde akıl hastanesine yatırılması bir anda ülke gündemine oturdu. Ramazan Böçkün’ün Kürtçü provokasyonların (Kürt değil Kürtçü diyorum. Kürtler bu ülkenin Türkler kadar onurlu vatandaşlarıdır ve kardeşlerimizdir) ithamlarına maruz kalması ve inancını tebliğ ederken mağdur olması en çok tartışılan noktalar oldu.

Görünen o ki Ramazan Böçkün kendi halinde, saf, iyi niyetli bir Müslüman davetçi. Söylediklerinin içeriği ve dini tebliğ etme yöntemi tartışılabilir. Ama devasa sorunlarımızı sümen altı edip, Ramazan’ın sözlerinin içeriğini ve usulünü eleştirenlerin tavrı hiç şık olmadı. Fevkaladenin fevkinde ayıp ettiler.

Ramazan Böçkün Hoca içinde yaşadığımız sosyoloji adına turnusol kâğıdı olmuştur. O'nun abdal ya da aptal olmasının hiçbir önemi yoktur. Hoca ya da avare olmasının da bir önemi yoktur. Önemli olan şudur:

Bu ülkede Allah’ın haram kıldığı büyük günahların cirit atması karşısında sessiz kalıp, gariban bir vatandaşın yaptığı tebliğin yanlış ve eksik olduğunu söyleyenler vicdanlarda mahkûm olmuştur.

Ülkenin aile, kadın, çocuk politikaları neoliberal işgal altındayken; Ramazan Böçkün'ün olayının arka planındaki uluslararası hukuka ve sisteme söz edemeyenler vicdanlarda mahkûm olmuştur.

On yıllardır sahip olduğu dini, milli, yerli ve ahlaki tüm değerler ayaklar altına alınırken; nesiller bu değerlerden ışık hızıyla uzaklaşırken, mazlum Ramazan’ın din anlayışını eleştirenler vicdanlarda mahkûm olmuştur.

Akıllı telefonlarda, televizyonlarda, sahnelerde, sokaklarda erotizmin, şiddetin ve her türlü çirkinliğin çocuklarımıza, mahallelerimize, evlerimize “tebliğ edilmesine” laf edemeyip; kul Ramazan’ın insanların ayağına gidip din anlatmasını rahatsız edici bulanlar da vicdanlarda mahkûm olmuştur.

Müntesiplerine cennetten parsel ayıran, yanmaz kefen satan, milyonluk saat takan, lüks arabalara binen, 5 yıldızlı otellerde tatil yapan, kendisi gibi inanmayanları dinden çıkaran hocaların “hoca”lığına laf etmeyip, Ramazan Böçkün’ün “hoca”lığına laf edenler vicdanlarda mahkûm olmuştur.

Küresel sömürü sisteminin aracı olan felsefi, kültürel, sanatsal, yasal unsurları es geçip; gücü Ramazan Böçkün'e yeten “konjonktür tevilcileri” vicdanlarda mahkûm olmuştur.

Yarınımızın teminatı gençlerimizin deizmin, ateizmin, haz ve hız medeniyetinin dehlizlerinde kaybolmasına ajitatif şikâyetler haricinde direnç gösteremeyen ama Ramazan’ın anlattığı din anlayışına reddiyeler dizen çakma, ürkek, korkak dindarlar mahkûm olmuştur.

Aklının bir yarısını 2500 yıl önceki mitolojik saçmalıklara, diğer yarısını da bu mitolojinin ürettiği bilimperest hezeyanlara tahvil ederek, her fırsatta din(dar) düşmanlığı yapanlar da vicdanlarda mahkûm olmuştur.

*

Olayın başka bir yönü ise şudur. Ciddi bir kitle “Filozof Ramazan”a destek vermiştir.  Ramazan Böçkün’e verilen destek Türkiye halkının içine sinmeyen uygulamalara verdiği “risksiz ve ölçülü” tepkiye örnektir. Muhafazakâr ve dindar kitle, aile yapısını bozan, dini ve ahlaki değerlerini aşındıran uygulamalara Ramazan Hoca aracılığı ile tepki vermiştir. Bu anlamda Ramazan Böçkün sessiz kitlenin sesi olmuştur.

*

Divan edebiyatı aşığı Hayati İnanç Hoca’nın sık kullandığı bir dörtlüktür:

“Deli o ki akıl onu terk etmiş.

Âşık o ki, aklı terk etmiş.

Deli ağlamaz, âşık gülmez.

Deli akıl platformunun altındadır, âşık üstündedir.”

*

Peki,  Ramazan Böçkün deli mi âşık mı?

Ramazan deliyse kör kuyuya attığı taşı kırk akıllı çıkaramamıştır. Ramazan veliyse çoğumuzun ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarmıştır.

Deliyse suç onun değildir. Verilmemiş ya da kendisini terk etmiş bir nimetten mahrum kalmış. Üstelik ne yaşadığını da bilmiyoruz. O’nu bu hale getiren koşulların bilgisine sahip değiliz. Bu durumda hüsnü zan etmek esastır.

Ramazan âşıksa kalıplara sığmamayı, aklın hapishanesinden kaçmayı, aklın sınırlarına mahkûm olmamayı tercih etmiş. Bu da suç değil.

Ramazan ne göbeğini kaşıyan adama, ne de kibirli elitlere benziyor. Çok az gülüyor ve dertli dertli anlatıyor.

Ramazan içki içmiyor, uyuşturucu kullanmıyor, insanlara saldırmıyor. Bıkmıyor, usanmıyor, dilenmiyor, talep etmiyor, tevil etmiyor, tahrif etmiyor, adamına göre konuşmuyor. Her gördüğüne canhıraş bir şeyler anlatmaya çalışıyor.

Aşk bu değilse nedir?

Bir İran atasözü ile bitirelim.

Âlim olmak ne kolay, adam olmak ne muhal (zor).

Adam olmak ne kolay, âşık olmak ne muhal…

Selam ve dua ile…