İstanbul sözleşmesi üzerine hararetli tartışmalar yaşanıyor. Konunun makul düzeyde tartışılması şüphesiz olumlu bir durum. Ancak son zamanlarda sözleşmeyi eleştirenler arttıkça “sözleşmeyi eleştirenleri eleştirenler” de artmaya başladı. Bu kesimler canhıraş eleştirilere karşı paratoner olmaya çalışıyor.

İstanbul Sözleşmesi’ni Eleştirenleri Eleştirenler (İSEE) Kime Nişan Alıyor

Sözleşme ile ilgili eleştirilerde en temel problem nişan alma problemi. Kur’an “yeryüzünde iktidarı ele geçirince hemen ekini ve nesli helaka koşan” bir gruptan söz eder (Bakara, 205). Dikkat edin “yeryüzü iktidarı” tanımı var. Ve bunlar “iktidarı ele geçirme” çabasında olanlar. Örgütlü ve planlılar yani. Bunlar ne yaparmış: “Ekini ve nesli helaka koşarlar”mış. Koşarak yani hızlı ve etkili iş yapıyorlar. Aile yapımızın bozulması ve sapkınlıkların artması bu helakın en önemli göstergelerinden biri.  Yani, Kur’an bize bugünkü tabirle küresel güçlere karşı bilinçli olmamız gerektiğini hatırlatıyor. Hemen devamında da “sakın şeytanın adımlarını izlemeyin” (Bakara, 208) diye uyarıyor. Bugün adına ister Siyonizm, ister üst akıl, ister emperyalizm diyelim; bugün dünyada ekonomik, politik ve dini gerekçelerle yeryüzünde tüm iktidarı ele geçirip ekinleri ve nesilleri helak eden bir grup, kitle, örgüt, devlet … yok mu? Tabii ki var. İstanbul sözleşmesinin özgürlük istediği sapkınlıklara finansal, hukuki, siyasi ve ekonomik tüm desteği bu yapılar veriyor.

İşte İstanbul sözleşmesini eleştirenler, ekini ve nesli helak eden bu yapılara nişan alıyor.  Özgürlük ve eşitlik kavramlarını kirleterek yanlışları ve sapkınlıkları yaygınlaştırmaya çalışanlara karşı mücadele ediyor. Kuklayı değil kuklacıyı hedefe oturtuyor yani. Peki, İstanbul Sözleşmesi’ni eleştirenleri eleştirenler kimi hedef alıyor? Kuklacıyı hedefe alanları? Neden ve hangi amaçla diye sormak gerekiyor…

İstanbul Sözleşmesi’ni Eleştirenleri Eleştirenler Neleri Eleştirmiyor

İstanbul Sözleşmesi’ni eleştirenleri eleştirenlerin (İSEE), İstanbul Sözleşmesi’ni hiç eleştirmemesi oldukça dikkat çekici. Mesela sözleşmede aile kavramının bir kere bile geçmemesini eleştirmiyorlar. Aile kavramının geçmediği bir sözleşme esas alınarak aile yapımızı etkileyen düzenlemelerin yapılmasını da eleştirmiyorlar. Sözleşmede geçen cinsel yönelim, partner vb. kavramların, gayri meşru tüm birliktelikleri ve sapkın anlayışları güvence altına almasını da eleştirmiyorlar. Ailesi parçalanan, evinden atılan, geriye dönük işletilen kurallar sebebiyle hapse giren, çocuğunu görmek için ücret ödeyen mağdurları gündemlerine almıyorlar. Onlar bizi, yaptıklarımızı ve yazdıklarımızı eleştirmekle meşgul. Çok olumlu olduğunu düşünüyorsa, sözleşmeyi eleştirenleri hedef tahtasına oturtmak yerine sözleşmeyi desteklediklerini açıkça deklare edebilirler.

İstanbul Sözleşmesi’ni Eleştirenleri Eleştirenlerin Tarzı

İstanbul Sözleşmesi’ni eleştirenleri eleştirenler (İSEE), İstanbul sözleşmesi ile ilgili eleştirileri "gürültü çıkarmak, donkişotluk yapmak, komploculuk yapmak, slogan atmak" olarak tanımlıyorlar. Hiçbir bilimsel açıklama yapmadan, eleştirenleri bilimsel ve mantıksal olmamakla itham ediyorlar. Sözleşmeye yönelik eleştirileri kadın düşmanlığı, şiddet seviciliği, komploculuk, yıkıcılık, bölücülük olarak etiketliyorlar. Tahlil ve tahkik eden değil, tahfif ve tahrik eden bir dil kullanıyorlar. Duygusal ve ajitatif bir dil kullanıyorlar. Sözleşmeyi değerlerini merkeze alarak analiz etmek yerine; kişisel tecrübeleri ve mensubiyetleri üzerinden ele alıyorlar.

İstanbul Sözleşmesini Eleştirenleri Eleştirenlerin (İSEE) Argümanları:

1. Amaç İktidarı Yıpratmaktır

Toplumsal bir sorunu değerlendirirken siyasi tercihleri; dini, ahlaki ve hukuki ilkelerin önüne geçirmek doğru değildir. Son yıllarda Müslümanlıkla ilgili sorumluluklarını iktidara havale eden, dini yaşantısındaki konforu ve sahip olduğu imkânları iktidar ile ilişkilendiren bir muhafazakâr-dindar kişilik tarzı ortaya çıktı. Savunma refleksinin bilinçaltında yatan temel duygu muhtemelen bu. Oysa iktidar, İslam'ı daha iyi yaşamak için temel ve en önemli araç değildir. İslam her koşulda iyi yaşanabilir. Müslüman için iktidar da muhalefet de bir imtihandır. Dindar kesimin bugün, 28 Şubat sürecinden daha İslami bir hayat yaşadığını, İslami hassasiyetlerinin daha yüksek olduğunu iddia etmek zordur.

Meseleye doğru yerden bakmak gerekir. İstanbul Sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet eleştirileri sadece Türkiye’de yok. Dünyanın her yerinde var. Almanya’da, Mısır’da, Fransa’da, Macaristan’da, Rusya’da, Güney Amerika’daki anti-gender (toplumsal cinsiyet karşıtı) hareketler ve İstanbul Sözleşmesi karşıtları da mı Ak Parti’yi yıpratmak istiyor?

Eleştirilerin ve söylemlerin hükümete yönelik olması, sözleşmeyi hükümetin imzalaması ve fesih yetkisinin de iktidar partisinde olması dolayısıyladır. Sözleşmenin, iktidarın da hassas olduğu değerlere savaş açması dolayısıyladır. İktidarın en çok eleştiri aldığı başlıklardan biri de aile konularında önleyici, koruyucu önlemleri almamasıdır. İstanbul sözleşmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği, sözleşmeye dayalı olarak çıkarılan 6284 sayılı yasa ve diğer uygulamalar temel eleştiri noktaları. Bu noktada sözleşmenin feshinin iktidara yapılan aile merkezli eleştirileri azaltması ya da ortadan kaldırması kuvvetle muhtemeldir. Üstelik seçim sürecinde tabanın hassas olduğu bir konuda atılacak böyle bir adım oy kaymalarına ve oy kayıplarına engel de olabilir.

2. İstanbul Sözleşmesini Eleştirenler Kötü Niyetli Piyonlardır

İstanbul Sözleşmesini Eleştirenleri Eleştirenlerin (İSEE) sık kullandığı diğer argüman da sözleşmeyi eleştirenlerin “belli odaklarla” gizli ilişkiler içerisinde olduğudur. Sözleşmeye yönelik eleştirilerin "belli propaganda merkezleri" tarafından yönetildiğini ifade etmek ahlaka ve akla muğayir bir tavırdır. Kötü niyetli, kindar ve troll tarzı bir zihnin ürünüdür. Zira belli propaganda merkezleri denilen odaklar, sözleşmenin arkasındaki ekonomik ve siyasi güçlerle aynı havayı teneffüs etmektedir. Eleştirenlerin kahir ekseriyeti, sözleşmenin iptal edilmesinin inancı, ülkesi ve halkı için hayırlı olacağına inanmaktadır.

3. İstanbul Sözleşmesi Eleştirileri Bir Anda Ortaya Çıktı

İstanbul Sözleşmesini Eleştirenleri Eleştirenler (İSEE), İstanbul Sözleşmesi eleştirileri birdenbire ortaya çıktı diyorlar. Bu bir manipülasyon. Çünkü yaklaşık 5-6 yıldır bu konu ile ilgili çalışmaların bizatihi içerisindeyiz. Yıllardır toplumun pek çok kesiminde sözleşmeyi eleştirenler var.

4. Sözleşme Bütünüyle Kadına Şiddet İle İlgili. Eleştirenler Konuyu Araçsallaştırıyor

Sözleşmenin bütününde kadından bahsedildiği ifadesi sözleşmeye uygun değil. Kadın ile ilgili bir sözleşmede başka neden bahsedilebilir ki diye düşünebiliriz. Ancak sözleşmede tam 24 kez “toplumsal cinsiyet” kavramı geçmektedir. İstanbul Sözleşmesi kadın-erkek ilişkilerini feminist literatürdeki toplumsal cinsiyet (gender) kavramı çerçevesinde ele almaktadır. Bu kavram bilimsel değildir, tartışılan bir kavramdır. Sözleşmede 18 kez cinsel (yönelim, kimlik, tercih, şiddet vb.) kelimesi geçmektedir. 18 yaş altı kızları kadın olarak tanımlamaktadır (Madde 3/f). Şiddet kavramı kadın kavramından daha fazla kullanılmakta ve şiddetin açık bir tanımı yapılmamaktadır. Şiddetin diğer bileşenleri göz ardı edilmekte ve şiddet ev-aile içinde tanımlanmaktadır. Yani asıl araçsallaştırılan, kadın hakları ve şiddet bahanesiyle cinsiyetçi ve sapkın görüşlerdir.

5. Sözleşme Kadına Şiddet İle İlgilidir. Cinsel Yönelim ve LBGT Bireyler İle İlgili Değildir

Sözleşmede geçen cinsel yönelim, cinsel tercih ve cinsel kimlik ifadeleri bizatihi LGBT ve eşcinsellik ve hatta daha ötesi ile ilgilidir. Kadına ayrımcılık yapılmaması bahanesi ile bu kavramlar yasal bir zemine kavuşturulmaktadır. Bu kavramlar sözleşmeyi açıklamak için Avrupa Konseyi tarafından oluşturulan metinlerde LGBT bireyler için kullanılmaktadır.[i] İstanbul Sözleşmesi, cinsel yönelimlerin ve cinsel kimliklerin “Temel Haklar” olarak tanımlandığı ilk uluslararası sözleşmedir. Sözleşmede bu haklar Anayasa üstü bir pozisyonda kendine yer bulmuştur (Madde4/3). Sözleşme açıkça her türlü cinsel yönelim ve tercihin hukuksal olarak korunması gerektiğini ve bunun önündeki tüm engellerin (dini ve ahlaki değerler kastediliyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği teorisyenlerine göre ayrımcılığın temelinde ataerkil kültürü ortaya çıkartan dini ve ahlaki değerler vardır) kökünün kazınmasını zorunlu kılıyor. (Madde 12/1).

Feminist ve eşcinsel lobiler bile sözleşmenin kendi haklarını koruyan temel unsur olduğunu, kendileri için bir kazanım olduğunu söylerken, bu iddiada bulunmak şaşırtıcıdır. Cinsel yönelim, cinsel kimlik ve cinsel tercih kavramları LGBT+ lobileri tarafından sapkın her türlü cinsel eğilimi içinde barındıran bir bağlamda ele alınmaktadır. Sözleşmede “cinsel yönelim ve cinsel kimlik” ifadeleri çok önemli değil demek bu gerçeği görmezden gelmek anlamına gelmektedir.

6. Boşanmaların ve Aile Yapısındaki Sorunların Tek Sebebi İstanbul Sözleşmesi Değil

İstanbul Sözleşmesi'ni eleştirenleri eleştirenler (İSEE), “aile ve toplumsal yapımızdaki tüm sorunlar ve boşanmaların tüm sebebi İstanbul sözleşmesine bağlanıyor” diyor. İddia edilmeyen bir konu ile ilgili olarak insanları itham etmek doğru bir davranış değil. Amaç tahfif etmekse ayrı. Konuyla ciddi anlamda ilgilenen hiç kimse böyle bir şey iddia etmiyor.

Tüm sorunların asıl sebebi seküler, materyalist, kapitalist, neoliberal kültür ve bu kültüre güç veren dini-politik-ekonomik iktidar odaklarıdır. Bu odaklar İstanbul sözleşmesinin de arkasında olan odaklardır. İkinci temel sebebi de İslam inanç ve medeniyetine dayalı bir dünya için mücadele etmememizdir. Yani iç sorunlarımızdır. Bu ayrı bir tartışmanın konusudur. Olması gereken bu iki temel sorun için, hem sözleşmeyi eleştirenlerin hem de onları eleştirenlerin (İSEE) ortak hareket etmeleridir. Bu iki kesim birbirinin düşmanı değildir. Asıl düşman ekine ve nesle tuzak kuranlardır.

7. Sözleşme Feshedilirse Hiçbir Şey Değişmeyecek

İSEE, “Sözleşme feshedilirse ve 6284 kaldırılırsa hiçbir şey değişmez” diyor. Madem değişmeyecek, o halde kaldırılmasına neden bu kadar tepki veriyorsunuz? Madem değişmeyecek, küresel elitlerin LGBT+ ve feminist lobileri neden sözleşmenin ve yasanın değişmesi ihtimaline karşı “cesedimizi çiğnerler, yapamazlar …. izin vermeyeceğiz” vb. ifadelerde bulunuyorlar? Neden Diyanet İşleri Başkanının açıklamasına bu lobiler ve AB dahi sert tepkiler veriyor?

İstanbul sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları devletin Grand stratejisidir yani ana akım politikasıdır. Aile yapısından eğitime, siyasetten ticaret ve ekonomiye tüm yapısal unsurlar sözleşmeye bağlı olarak yeniden yapılandırılmıştır. Yapısal değişiklik (bu kavramın yeterince anlaşılmadığını düşünüyorum) öngören İstanbul Sözleşmesi’nin ve Grevio (Sözleşmenin Kılıcı) raporlarının gözden kaçırılmaması gerekiyor. Sözleşme sadece aile yapımızı değil kültürümüzü, hukukumuzu ve yaşam tarzımızı da etkilemektedir. İptal edilmesi durumunda sözleşmenin neden olduğu birçok olumsuzluk ortadan kalkacaktır.

Bununla birlikte sözleşme iptal edilirse, kendi değerlerimize dayalı hukuk ve bilgi üretmek için büyük bir fırsat yakalanmış olur. Bundan daha büyük fırsat ne olabilir?

8. Kadına Şiddet Devam mı Etsin?

Sözleşmeyi eleştirenleri eleştirenler (İSEE), sözleşmeyi eleştirenleri kadına şiddeti savunmakla ya da görmezden gelmekle itham etmektedir. IŞİD ve FETÖ gibi terör örgütlerine karşı çıkmak İslam dinine karşı çıkmak anlamına gelmiyorsa, İstanbul Sözleşmesi'ne karşı çıkmak da kadına şiddetin önlenmesine karşı çıkmak anlamına gelmemektedir. Ülkemizde sözleşmenin uygulandığı yıllarda kadına şiddet vakaları artmıştır. Sözleşmeyi en iyi uyguladığı iddia edilen ülkelerde de kadına şiddet vakaları artmıştır.  Bu durum sözleşmenin en azından yetersizliğini ortaya koymaktadır. Cinsiyetçi ve sapkın zihin haritaları ile sorunlarımızı çözmek mümkün değildir. Kadını ve kızı kendi namusu sayan, cenneti annelerin ayaklarının altında gören, vatanına ana diyen, şefkatli bir peygambere ve rahmet sahibi Rabb’e iman eden bir medeniyetin çocuklarının, kadına şiddeti savunduğunu iddia etmek doğru değildir. İncitici ve üzücüdür. İnancımız, medeniyet birikimimiz ve insan potansiyelimiz şiddet sorununa çözüm üretecek altyapıya sahiptir.

9. Sözleşmeyi Erkekler ve Gücünü Gelenekten Alanlar Eleştiriyor

İSEE, sözleşmeyi eleştirenlerin daha çok erkekler olduğunu ve bunların geleneksel erkeklik rollerinden kaynaklanan üstünlüğünü kaybetmek istemediğini iddia etmektedir. Dini ve kültürel gelenekteki bazı yanlış uygulamalardan örnekler vererek bu yanlışların devam etmemesi gerektiğini savunmaktadır. Geleneğimizde bazı yanlış ve eksik uygulamaların olduğu doğrudur. Ancak sözleşme bazı yanlış uygulamalara dayanarak tüm geleneği şiddetin sebebi gibi göstermekte ve mahkûm etmektedir (Madde 12/5). Sözleşme Batı kültürünün değerlerini evrensel kabul eden bir arka plana dayanmaktadır. Varolan eksiklerimizin, kadim ve bozulmamış değerler ışığında revize edilmesi mümkündür. Kadın merkezli bakış da erkek merkezli bakış da cinsiyetçi ve yanlıştır.

10. Sözleşmeyi Eleştirenler Komplocu

Bu eleştiriyi yapanların önemli bir çoğunluğu, aile yapısını ve toplumsal dokuyu tehdit eden ve küresel ölçekte yapılan bilimsel, kültürel, siyasi ve ekonomik planları göz ardı etmektedir. Örneğin ailenin tanımı değişmekte ve çekirdek aile tanımı bitmektedir. Single parent (bekâr anne/baba/eş gibi bir şey), atomic family (atom aile) gibi tanımlar yapılmaktadır. Cinsiyetsiz bir topluma doğru zaten gidiyoruz ve bu gaflet ile engellenmesi zor görünüyor Allah-u âlem. Mevcut gidişatımız trans-hümanist ve daha sonrasında post-hümanist bir dünyaya doğru gidişimizin merdiven basamağıdır.

Toplumsal cinsiyet fikrinin arka plandaki kurucu babalarından Cinsel devrimin babası Kinsey’in kurduğu “Seks Araştırmaları Enstitüsü”nün çalışmalarını Yahudi Rockefeller Vakfı fonlamakta ve bunu sitesinde yayınlanakta sakınca görmemektedir.[ii] Aynı vakıf bugün aşı çalışmalarını, LGBT+ lobilerini, feminist örgütleri de fonlamaktadır. Dünyanın kaderinin çizildiği Davos toplantılarında insan sonrası toplum, akıllı çipler, genetik haritalama vs. konuşulmaktadır.[iii] B. Gates resmi, kanlı-canlı SCAN projesiyle tüm insanlığa nanoçip implant takma yolunda adım adım ilerlemektedir.[iv] Bu konulara binlerce bilimsel-akademik vs. çalışma ile hazırlık yapılmaktadır. Bunların hepsi mi komplo? Noah Harari 10 yıl önce komplo olarak gördüğümüz şeyler bugün geçmişte kaldı diyor. Ucuz ve ihmalkâr komploculuk ithamları bu kurgulara maruz kalmamamızı derinleştirmektedir. Aşırı komploculuk gibi aşırı ihmalkârlık ta gerçek komploları görmemize engel olmaktadır.

11. Sözleşmeyi Eleştirenler AB Fonu Alıyor, Fonlanıyor

Yorum yapması dahi zor bir itham. AB fonu ile çalışan dindar-muhafazakâr STK'ları ve feminist eşcinsel dernekleri söz etmeyip; sözleşmeyi eleştirenleri “muhtemelen bunlar AB fonuyla hareket ediyor” diye itham etmek önyargılı ve art niyetli bir zihinsel bakış açısının ürünü.

*

Yapacak çok iş var. Adil, erdemli ve huzurlu bir dünya için mücadele etmek gerekiyor…

Selam ile…


[i] * The Council of Europe Convention on Preventing and Combating Violence against Women and Domestic

Violence (Istanbul Convention): Questions and answers: https://rm.coe.int/prems-122418-gbr-2574-brochurequestions-istanbul-convention-web-16x16/16808f0b80?

fbclid=IwAR1tFeuNGd8QVYqvwv9iTtHeXq1QqGVYkPae34Wd-tixJx5hCZ7FhSmSVaw

*CM/Rec(2010)5 sayılı Tavsiye Kararı: https://search.coe.int/cm/Pages/result_details.aspx?

ObjectID=09000016805cf424&fbclid=IwAR2igRHWA3VESLDeZhtVYZhTtwIRt2Rm90zLr7CdQdbE0R2FjemzjUrSpm