Resmî ideolojinin; gerçeklere dayanmayan, kurgulanmış bir tarih üzerinden geçmişindeki bütün değerlere düşman bir toplum oluşturduğu artık sıradan bir bilgi olarak yerini almış bulunuyor. Benzemek istediği Batı’nın değerlerini özümseyemediği için toplum, benzerleri gibi yozlaşmış ve özgünlüğünü yitirmiş olarak varlığını sürdürüyor. Henüz sistemin değişmediği dönemde başlayan bu süreç, Cumhuriyetle köklü bir değişime uğrayarak iyice pekiştiği sıradan bilgilerdendir. Geçen zaman içinde Türkiye sınırları içinde yaşayan farklı kimliklere çok ağır bedeller ödeten bu ideoloji, değişen şartlara rağmen etkinliğinden bir şey kaybetmemiş görünüyor. Üstelik onunla hesaplaşmayı vadedenleri de egemenliği altına alarak daha da güçlendiği de söylenebilir.  

Kurgulanmış tarihin; beyin yıkama amacıyla gerçekleri nasıl saptırdığının önemli ve etkili göstergelerden biri olan “23 Nisan”, bugünlerde hafızalara yeniden kazınıyor. Özellikle çocukların bilinci ve bilinçaltı gerçek dışı tarihle bir kez daha doldurulup kirletiliyor. Topluma hizmet için var olan devlet, gerçekleri gizlediği yurttaşlarını yanıltıyor; yanlışa, yalana, ikiyüzlülüğe yöneltmeyi sürdürüyor. Böylece; vicdanın, hakkın, adaletin, doğruluğun ve her türlü olumlu duygu ve düşüncenin önü kesiliyor. Dengeleri tahrip eden, yozlaşmaya tavan yaptıran hırsızlık, yolsuzluk, suç ve suçlu meşrulaştırılıyor. Bu olumsuzluklar listesini sayfalarca uzatmak mümkün!

Toplumun rızası olmadan dayatmalarla kurulan her sistem gibi Türkiye Cumhuriyeti de gerçekleri saklayarak varlığını sürdürüyor. Nerdeyse yüzyılı bulan süreçte, devletin her türlü imkânı seferber edilerek ağır baskı ve dayatmaların sürdürülmesi, büyük kitleyi yanlışlara inanmaya mecbur bıraktı.  

Bu açıdan 23 Nisan sürecini ve günümüze nasıl yansıdığını ele alalım:

- Sultan Vahdettin tarafından Anadolu’ya gönderilen ve “Yaver i Hazreti Padişahi unvanını   da kullanan Osmanlı Paşası Mustafa Kemal kendisine verilen yetkileri kullanarak halk tarafından başlatılmış hareketi organize etti.

- Anadolu’daki bu çalışmalar Osmanlı Devleti adına ve onun imkanlarıyla yürütüldü.

- Önce, Türklerle Kürtlerin birlikte ve eşit şartlarda yönetimi paylaşacağına dair protokol Amasya’da İstanbul Hükümeti ve Mustafa Kemal’in başkanlığındaki heyet tarafından imzalandı. (18 Ekim 1919)

- Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Ankara’da bir meclisin kurulması kararlaştırıldı.

 - Mustafa Kemal, bu işle görevli olduğu için Meclisin toplanmasına önayak oldu.

- 23 Nisan 1920’de Meclis; Hacıbayram’da kılınan namazdan sonra Kuran ve Buhari okunarak dualarla açıldı.

 - Zihinlerde yer alan algının aksine, bu tarihte Cumhuriyet ve Türkiye adıyla bir Devlet yoktu.
- Meclisin açılışının ikinci günü olan 24 Nisan’da Mustafa Kemal yaptığı konuşmada, daha önce de çok kez yaptığı gibi; İslam’a, Hilafete ve Saltanata bağlı olduğunu güçlü bir şekilde vurguladı.[1]

- Devletin sınırlarını; Türklerin yaşadığı Anadolu, Trakya, Adalar, Batum, Nahçıvan ile Kürtlerin yaşadığı Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi ve Anadolu’nun güneyi olarak belirleyen Misak ı Milli, ortak bir görüş olarak ilan edildi.

- 28 Nisan 1920’de Mustafa Kemal’in başkanlığında toplanan Millet Meclisinin beşinci gününde “Men’i Müskirat ‎‎(Alkollü İçkinin Yasaklanması) Kanunu” çıkarılarak İslam’a bağlılık ilan edildi.
- “Meclisin gaye ve maksadının Hilafeti ve Saltanatı kurtarmak olduğunu” yasayla hükme bağlayan Hıyanet-i Vataniye Kanunu Meclisin altıncı günü olan 29 Nisan 1920’de kabul edildi..

- 1921’de yürürlüğe giren Anayasa ile Hilafet ve Şeriatın egemenliği ve vazgeçilmezliği hükme bağlandı.

- Bu dönemde, İslam Hukuku uygulanıyordu ve her alanda İslam’a aykırı hareket edilmesi yasaktı.
- Birinci Meclis; İslam’a, tarihe ve toplumsal değerlere bağlılığın simgesi olan 23 Nisan’ın bayram sayılmasına karar verdi.

23 Nisan’a; 1921’de “Millî Bayram”, 1935'te "Millî hakimiyet Bayramı", 1981’de"23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adı verildi.

Dine bağlı/ait anlamı taşıyan ve Bayramın sıfatı Milli anlamından koparılarak ırka/ulusa ait anlamına dönüştürüldü. Böylece; İslam’a bağlılık temelinde kurulan Meclisin anısını yaşatan 23 Nisan sonrasında İslam’a düşmanlık aracı haline getirildi. Mustafa Kemal Paşa’nın henüz Atatürk olmadığı, Cumhuriyetin ve Ulus Devletin henüz kurulmadığı bir dönemin sembolü olan 23 Nisan, şimdi her şeyiyle Atatürk ve Cumhuriyetin sembolü haline getirildi. Dahası; Din ve tarih başta olmak üzere 23 Nisan’ın temsil ettiği bütün değerler düşman muamelesine tabi tutuluyor.

(Detaylı bilgi için: https://mehmetalkis.com/23-nisan-ve-saklanan-gercekler/)


[1] Türk Parlamento Tarihi, 1. Cilt, TBMM Vakfı Yayınları