Hayatın normal akışına uygun olmayan bir dönemden geçiyoruz. Kısıtlamalar, zorluklar, geleceğe dönük belirsizlikler psikolojimizi yıpratıyor. Kararsızlık, engellenmişlik, kaygı, öfke, yalnızlık ve yönsüzlük gibi duygular yaşıyoruz. Yaşadığımız süreçte insanların hayatlarına olumlu katkı sağlayacak birçok psikolojik ve pedagojik öneriler yapılmaktadır. Şüphesiz bu önerilerin çoğu faydalıdır. Ancak inancın ve maneviyatın insan psikolojisine, insan duygu ve düşüncelerine olumlu katkıları yeterince gündem olmamaktadır.

Din ve maneviyat kişinin davranışlarını yönlendiren en önemli unsurlardan biridir. Din hayatın gerçek sorunlarıyla, hayatı değerden ve amaçtan yoksun bırakan etkenlerle, acı, ölüm, çöküntü ve kaygı gibi sorunlarla başa çıkmak için büyük bir anlam zenginliği sunar. Aynı zamanda toplumsal ve kişisel değerleri sağlamlaştırır ve hayatın gerçekten değerli niteliklerini güçlendirir. Dini inanç o kadar etkili bir kişilik unsurudur ki yanlışı, eksiği, sahtesi bile milyonlarca insanı etkilemektedir. Demek ki inanmak insanın yaradılışından gelen bir ihtiyaçtır. Önemli olan bu ihtiyacı doğru kaynaklarla gidermektir.

İnsan için din ne kadar önemli ise din için de insan o kadar önemlidir. Allah insanı en üstün varlık olarak yaratmış (İsra, 17/62), meleklerin dahi ona secde etmesini isteyerek (Bakara, 2/30-34), insanı varlık hiyerarşisinin en üstüne çıkarmıştır (Secde, 32/9; Sad, 38/72). Allah, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı, hatta bütün yeryüzünü insanın hizmetine sunmuştur (Nahl, 16/12). Allah insanı yeryüzündeki halifesi kılarak (Bakara, 2/30) ona verdiği değeri göstermiştir. İnsanı yaratan Allah onu başıboş bırakmamıştır. Allah insanlara bir varlık amacı belirlermiş (Zariyat, 56), doğru yolu bulması için ona akıl, sezgi ve vicdan vermiştir. Bu yetileri bozulabildiği için ve eksik-sınırlı olduğu için bu yetilerine yol gösterecek iki temel destek vermiştir. Kur’an ve Hz. Muhammed’in hayatı. Dinin temel iki dayanağı bunlardır.

Ekranlarda sürekli olarak virüs sebebiyle yaşamını yitiren kişilerden söz edilmektedir. Bu durum gerek gençlerde gerekse yetişkinlerde psikolojik problemlere neden olmaktadır. Ölüm ve yok olma düşüncesi insan varoluşunu tehdit etmektedir. Bazı insanlar ve özellikle gençler “her şey bir anda bitecekse o halde yaşamanın, çaba göstermenin ne önemi var” diye düşünebilir.

Ölüm ve sonrası hakkında hiçbir öğreti ruhun sorularına tatmin edici cevaplar verememektedir. Din insana “uğruna yaşamaya değer bir yaşam amacı” sunarak insan hayatına anlam katmaktadır. İslam insana yalnızca kendi hayatı ile ilgili değil, içinde yaşadığı toplumu, dünya ve tabiat ile ilgili ilkeler ve amaçlar koyarak yaşama bütüncül bir katkı sağlar. İnsanın umutlarını canlı tutmasını sağlar. Umut, ölüm korkusunun yenilmesi ve bir anlamda ölümün öldürülmesi anlamına gelmektedir. Din hayatı, dünya ve ahiret bütünlüğünde ele alarak umutsuzluğa ve anlamsızlığa çare olur. Ölüm, dinde bir son bir yok oluş değildir. Yeni bir hayata açılan yolculuktur. Din ahiret inancı ile insandaki sonsuz yaşama arzusunu sahiplenir ve hayatı anlamlı kılan bir zemine oturtur.

Zorlu koşullar peygamberlerin ve bilge insanları içinde barındıran tohumlara benzer. Bir Çin atasözünün dediği gibi geleceğin bütün çiçekleri, bugünün tohumlarının içindedir. Bu nedenle iyimser olmak ve daha iyi bir gelecek için çabalamak önemlidir. Karşılaştığımız zorlukları trajedi olarak tanımlamak, kendimize içinden çıkamayacağımız bir labirent yaratmak demektir.

İnancımızda yaşadığımız her olayın, her sıkıntının bir amacı ve anlamı vardır. İnsan yaşadığı sıkıntılara gösterdiği sabra göre ilahi mükâfata ulaşır. Öncelikle bu duygu ve düşünceleri birçok insanın yaşadığını unutmamak gerekir. Bu duyguları hissetmek normaldir. Bu süreçte bazı sıkıntılar yaşamak değil yaşamamak anormaldir. İyiliğin varlığı da kötülüğün varlığı da insanın nasıl davranacağını ortaya çıkarmak için bir imtihandır. Çünkü hayat sadece bu dünyadan ibaret değildir. Allah’ın olduğu bir dünyada acının da, kederin de, sevincin de, mutluluğun da bir karşılığı ve anlamı vardır. Sabır bu nedenle çok önemlidir. Sabırlı olmak; karar vermeyi kolaylaştırmaya, hoşgörüyü arttırmaya, soğukkanlı davranmaya, panik tepkiler vermemeye yani otokontrollü olmaya ve umutlu olmaya katkı sağlayarak insan karakterini güçlendiren bir kişilik özelliğidir. Kur’an-ı Kerim’de zorluklar karşısında sabretmek gerektiği (İbrahim, 14/12), sabredenlerin kurtuluşa ereceği (Asr, 103/3), Allah’tan sabır ve namazla yardım istemek gerektiği ve Allah’ın sabredenlerle birlikte olduğu (Bakara, 2/153) ifade edilmektedir.

Evlere kapandığımız bu günlerde bazı insanlar iç dünyalarına da kapanabilmektedir. Zorlu yaşam olayları içe kapanmaya ve psikolojik izolasyona neden olabilmektedir. Dini inanç yalnızlık duygusuna da katkı sağlar. Kur’an-ı Kerim’de “Ey peygamber! Kullarım beni sana soracak olurlarsa, şüphesiz ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin duasına cevap veririm.” (Bakara, 2/186) ayeti Allah’ın kullarıyla olan bağını ifade etmektedir. Yüce rabbimiz bu yakınlığı “Andolsun insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız” (Kaf, 50/16) ayetiyle ifade etmektedir.

Allah’a güven duygusu kişilere iç huzuru ve psikolojik rahatlık verir. Bir insan yalnız olmadığı, Allah’ın kendisiyle birlikte olduğu, yaşadığı sıkıntıların karşılığını bir gün alacağı düşüncesini yaşamaya başladığında, kendisine içten içe sıkıntı veren endişelerin, korkuların ve kaygıların üstesinden gelebilir.

İçinden geçmekte olduğumuz zaman dilimi kaygı ve korkuların zirveye çıktığı dönemdir. Kaygıları yönetmek ve korkuları kontrol altına almak oldukça önemlidir. Korku ve kaygı insanlara sadece ruhsal olarak etki etmemektedir. Aynı zamanda bağışıklık sisteminin zayıflamasına da neden olmaktadır. Bu da insanları hastalıklara açık hale getirmektedir. Sorun merkezli bakış açısı insanın enerjisini azaltır, karamsarlığa sevk eder ve motivasyonunu bozar. Güven toplumu değil güvenlik toplumu inşa ettiğimiz için küçük ihtimalleri hayati tehlike olarak görüp abartılı tepkiler veriyoruz. Duyguların ve kaygıların yoğun yaşandığı dönemlerde insan psikolojisi sorunlara ve olumsuzluklara daha fazla odaklanır. Rasyonel düşünme becerileri zayıflar. Varolan bazı olumsuzlukları büyütebilir ve yanlış genellemelere ulaşabilir. Tevekkül duygusu bu noktada oldukça önemlidir. Tevekkül özellikle zor yaşantıların sonuçlarına yönelik olarak olumlu düşünmeyi sağlamaktadır. İnsanın her olayın tek müsebbibi olarak kendini görmesi ve her şeyi kontrol etmeye çalışması, kontrol yanılsamasıdır ve yıpratıcıdır. Tevekkül hem iradeyi devre dışı bırakmayan hem de sonsuz güçlü bir yaratıcıya dayanarak hayatı sürdürmeye katkı sağlayan özelliği ile oldukça önemlidir. Kişinin hem gerekli tedbirleri alması hem de başına gelen her olayda Allah’ın bir hikmeti olduğunu düşünmesi kişilerde rahatlamaya sebep olmakta ve kişilere tatmin sağlamaktadır.

Günümüzde değerlerden uzaklaşma çocuklarımızı ve yetişkinlerimizi tehdit etmektedir. Değerlerin içi boşalmakta, anlamı değişmektedir. Bu değişim çocuklarımız ile ilgi sorunlarımızın önemli sebeplerinden biridir. Psikiyatr Maslow’a göre insan nasıl gün ışığına, kalsiyuma ya da sevgiye ihtiyaç duyuyorsa, aynı şekilde anlayacağı ve o doğrultuda hayatını sürdürmekten zevk alacağı bir değerler sistemine de ihtiyaç duyar. Günümüzün yaygın sorunları olan tahammülsüzlük, acelecilik, hazcılık, bireycilik, öfke ve şiddet gibi kişilik sorunları için din; sabır, tevekkül, tahammül, erdemli davranış, cemaat şuuru, öfkeyi yutmak ve merhamet gibi ilkeleri insanlara önermektedir. Bu öneriler susuz çöllere damlayan yağmur damlaları gibidir.

İslam inancındaki öfke anında ölüm ve ahireti düşünme tavsiyesi bilişsel kontrol için, susmak, hemen cevap vermemek, sabretmek, Allah’a sığınmak, abdest almak şeklindeki tavsiyeler davranışsal beceriler açısından son derece önemlidir. Aşkın bir güce sığınma, merhameti ve adaleti ondan talep etme yaşanan sıkıntıların ve öfkenin azalmasında ve yok olmasında önemli bir katkı sağlar. Böylece zorluklarla bireysel olarak başa çıkamayacağı durumlarda, kişilerde yetersizlik duygusunun gelişmesine de engel olur.

Dolayısıyla dini hayatın, kişilerin inancı ve Allah ile olan ilişkisi ölçüsünde dikkate alınması gerekir. Bu bağlamda yapılacak en önemli şey Allah’ın kitabı ile muhatap olmaktır. Kur’anı anlayarak okumak; insanı iyi-kötü, adalet-zulüm ve doğru-yanlış gibi temel ilkeler üzerinde bilgi ve farkındalık sahibi kılar. İlahi bir kitap olduğu için insanın zihinsel, duygusal ve manevi yücelmesine neden olur. Kur’an ve sünnet hayatın tümünü kuşatan, hayatın tüm alanlarıyla ilgili örnek ilkeler ve değerler ortaya koyan eşsiz hazinelerdir.

Bunun dışında dua etmek insana güven ve huzur verir. Harvard’lı bilim adamı H. Benson tarafından yapılan bir araştırma, vücudun ve beynin dua ederken değiştiğini ortaya koymuştur. Buna göre dua esnasında vücut fonksiyonları yavaşlamakta ve bir rahatlama görülmektedir. Dua yalnızlık duygusuna karşı da önemli bir koruyucu görevi görür. Dua esnasında kişi Allah ile iletişim kurmaktadır. Dua bunalım ve sıkıntı durumlarında kişiyi rahatlatmakta, kişiye sükûnet ve huzur vermekte, bağlanma duygusunu güçlendirmektedir. Namaz kılmanın da benzer etkileri olduğunu gösteren birçok araştırma vardır. Ailecek/cemaatle namaz kılmak, aile üyelerinin birbirlerine karşı sevgi ve saygısını arttıran bir özelliği vardır.

İyi bir aile ortamı birçok faydasının yanı sıra ruhsal olarak ta faydalı ve gereklidir. Sağlıklı bir aile ortamı hem zor yaşantılarla başa çıkmada hem de huzurlu bir yaşam sürmede çok önemlidir.   Peygamberimiz eşleri birbirine Allah’ın emaneti, çocukları ise evlilik ağacının meyveleri, huzurlu bir aile ortamını da cennet olarak tanımlamıştır. Bu tanımlar dinin aile hayatına verdiği önemi ifade eder. İslam inancının; insanlara karşı güler yüzlü olmak, sakin konuşmak,  yumuşak huylu olmak, büyüklere saygılı olmak, küçükleri korumak, onlara şefkatle davranmak, anne babaya öf bile dememek gibi değerleri aile yaşantısını güzelleştirir ve gönüllere huzur verir.

Virüs Gündemimizi Ne Kadar Meşgul Etmeli

İçinden geçtiğimiz bu zaman diliminde düşünce ve duygu olarak kederlere, acılara, zorluklara odaklanmamak gerekir. Sohbetlerimizin, konuşmalarımızın, dijital ortamlardaki paylaşımlarımızın “ana fikri” acılar, sorunlar, ölümler vs. olmamalıdır. Hastalıkla ilgili trajedik videolardan ve fotoğraflardan olabildiğince uzak durmak gerekir. Bu tür verileri izlememek, önemsememek, paylaşmamak gerekir. Bu davranışlar psikolojimize zarar verir.

Kur’an’da Ahsab-ı Kehf kıssası anlatılırken Ashabı Kehf’in kaç kişi olduğunun yani sayının önemli olmadığı, önemli olanın yaşamları olduğu ifade edilmektedir (Kehf, 18/22-23). Başka bir ayette 19 sayısı ile ilgili tartışmanın anlamsız olduğu belirtilmektedir (Müddesir, 74/30-31). Bu ve benzeri ayetler âlimler tarafından sayılara ve şekilsel şeylere abartılı ilginin doğru olmadığı olarak yorumlanmıştır. Kur’an’ın anlam haritasında ilkeler ve değerler sayılardan daha önemlidir. Yani nitelik nicelikten daha önemlidir.

Ölüm avcısı gibi sürekli ölüm ve hastalık haberleri ile ilgilenmemek gerekir. Her gün kaç kişinin öldüğü, tanı aldığı ya da iyileştiği bizim değil yetkililerin işidir. Sağlıklı bir kaynaktan gelen verilere ara sıra bakmak yeterlidir. Korku ve panik halinde bir yaşam herkes için çekilmezdir. Bu tavır ayrıca ölüm gerçeği karşısında duyarsızlaşmaya da neden oluyor. Ölüme karşı duyarsızlaşmak kötülük yapma, yapılan kötülüklere tepkisiz kalma gibi davranış bozukluklarına neden olur.

Virüs Kaynaklı Hastalık Ya Da Kayıplarda Nasıl Davranmak Gerekir

Pandemi döneminde aile bireylerinde ya da yakın çevresinde hastalık yaşayan, pozitif tanı alan kişiler olabilir. Bu tür zorlu yaşam olaylarında gerek aile bireylerinde gerekse çocuklarda bazı olumsuz davranışlar, gelgitli duygu hali yani “duygu durum bozuklukları” görülebilir. Bu durumda panik yapmamak ve acele tepki vermemek, daha toleranslı olmak gerekir. Çocuk sakinleşince konu hakkında bilgi vermek, konuşmak ve açıklamalar yapmak sağlıklı olur. Çocuğumuzun neler hissettiğini sormak, anlatmasını sağlamak sağaltım olur yani rahatlamasına neden olur. Ayrıca panik yaratan duruma-konuya karşı, alternatif iş, oyun, sohbet konusu belirlenebilir. Bazen çocuğun dikkatini başka alana çekmek faydalı olabilir.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta şudur. Zor zamanlarda anne babalar sevgi-ilgi-merhamet dengesini kaçırabilmektedir. Bu nedenle sorunun ilk kez yaşandığı birkaç haftadan sonra aşırı sevgi-ilgi-tolerans göstermek çocuğun geleceği açısından risklidir. Bu aşırılığın iki olumsuz etkisi olur. Birincisi çocuğun sevgi ve ilgi eşiği yükselir ve ilerde aynı ilgiyi-sevgiyi göremediğinde çöküntüler yaşayabilir. İkinci olarak çocuklar daha kural tanımaz olabilir. Bu da ciddi davranış bozukluklarına yol açar. Günümüz çocuklarında psikiyatrik olarak en büyük sıkıntılarda ilk üç sırada borderline yani sınır durum bozukluğu yer almaktadır. Çocuklara zaman zaman sınırlar koymak, üzülüp kızsalar da faydalıdır. Tümüyle çocuğun yönettiği ve sınırlarını çocuğun belirlediği ilişki tarzı “çocuğun ebeveyn, anne babanın çocuk olduğu” yanlış bir ilişki düzenine neden olur.

Bizler çocuklarımızın sahipleri değiliz. Kur’an, her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunu (Şura, 42/53) ve çocukların anne babalar için imtihan olduğunu (Enfal, 8/28) belirtmektedir. Çocuklar bize Allah’ın, vatanın ve şehitlerin emanetidir. Onlara dünya ve ahiretler yolculuklarında destek olmamız gerekir. Anne babalar olarak asli görevimiz budur.

Araştırmalar manevi kişilikte olan insanların diğerlerine göre daha iyi ve mutlu bir hayat yaşadıklarını, sigara, alkol ve intihar gibi olumsuzluklara daha az başvurduklarını ortaya koymaktadır. 

Psikoloji ruhun sağlığıyla, din ruhun kurtuluşuyla ilgilenir. Sağlıksız bir ruhla kurtuluşa erilemeyeceği gibi, kurtuluşa götürmeyen bir sağlıklılık ta anlamsız olmaktadır. O halde din ve psikoloji ele ele verip insanlığı bu dünyada huzura, öte dünyada ilahi kurtuluşa erdirebilirler.

Selam ve dua ile…