Başlığımızı, "Türkiye Suriye bataklığına mı çekilmek isteniyor?" olarak atmak istemiştik. Fakat böyle bir başlık bir yönüyle bir takım itibar sarsıcı olumsuzlukları da içerdiği için mevcut olanı kullanmak zorunda kaldık. Suriye bir bataklığa dönüştürülmüşse bunda bizim dehlimiz ve payımız yok mu acaba? "Kardeşim" denilen Esad ile yapıcı bir müzakereye girilmeli değil miydi? Diplomasi diyaloğu ABD'nin Davutoğlu aracılığı ile dayattığı talepler reddedilince birden bire kesildi. Bir anda Esad "tu kaka" oluverdi. Hatta bunun da ötesinde adama sabah akşam halkının üzerine kimyasal varil bombaları attırıldı! Böylesi tezviratlarla kamuyunun algısı değiştirilmeye çalışıldı. Nitekim başarılı da oldular. Öyle bir duruma gelindi ki, bugün Türkiye halkının ezici çoğunluğu Esad'ı "katil" olarak bilmektedir. Bugün Türkiye Suriye'ye savaş açsa büyük bir kitle alkış tutacak. Oysa derdimiz savaş olmamalı. Barışçıl yollarla, diplomatik müzakerelerle Suriye sorunu çözülmeye çalışılmalı...

Suriye coğrafyasını Osmanlı üzerinizden değerlendirecek olursak en azından garantörlük hakkımız bile bize bir takım sorumluluklar yüklemektedir. Hadi bunu etnosantrik duygularla izah etmeye çalışmayalım! Zira şairin dediği gibi, "Küfrolur başka değil kavmini sürmek ileri!" O hâlde Suriye ile mütekabiliyet esasına dayalı komşuluk ilişkilerimizin olduğunu bilelim ve ona göre hareket edelim. Ayrıca ve asıl olarak Suriye, halkı Müslüman olan komşumuz. Bizim, halkların kardeşliği ilkesini göz önünde bulundurarak hareket etme zorunluluğumuz var. İlâhi vecibe bizi birbirimize karşı mesul kılmış. Bu komşu coğrafya velev ki Müslüman ahaliden müteşekkil olmasa bile olaya insani sorumluluk zaviyesinden bakmak gerekir. Örneğin, Al-i İmrân Süresi'nin 110'ncu ayetinde ifadesini bulan, "Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, iyi olanı tesis eder, olumsuz olanı bertaraf edersiniz" ilâhi buyruğun gereği olarak ve ayrıca yine ilâhi bir emir olan Hucurat Suresi'nin 9'ncı ayeti baz alınarak hareket edilmeliydi. Bakınız Yüce Rabbimiz ne buyuruyor: "Eğer müminlerden iki grup birbiriyle savaşa tutuşursa hemen aralarını düzeltin; ikisinden biri diğerinin hakkına tecavüz etmiş olursa -Allah’ın emrine geri dönünceye kadar- haksızlığa sapanlara karşı savaşın; dönerlerse aralarındaki anlaşmazlığı adaletle çözüme bağlayın ve herkese hakkını verin. Allah hakkı yerine getirenleri sever." (Hucurat:9)

Ama ne yazık ki, böyle olmadı ve ayetin hilafına hareket edilerek adeta bir nevi saldırganlara, anarşistlere, tekfircilere arka çıkıldı. Şu hakikati bilmiş olalım ki, mevcut Suriye hükümeti diğer Arap ülkeleri gibi Filistin davasına ihanet etmemiş ve işgalci Siyonistlerle asla uzlaşmaya yanaşmamıştı. Üstüne üstlük bir de Filistinli silahlı örgütlere İran üzerinden gelen mühimmat ve silahların sevkiyatı hususunda lojistik destek veriyordu.

Ayrıca Suriye anayasasında evlenme, boşanma miras, kısacası aile hukuku Hanefi mezhebinin fıkhi kurallarına göre tanzim edilmektedir. DAEŞ'in veya yeni ismiyle Hayat Tahrir el Şam militanlarının kuracağı sözde şeriat devleti mevcut olandan daha mı iyi olacaktı? İşin aslını ifade edecek olursak, zaten Vahhabi ve tekfirci zihniyete sahip militanların İslâm ile alakalarının sorgulanması gerekir. Merak etmeyin ÖSO'nun da bunlardan bir farkı yok. Onların da sahada işlemiş oldukları cinayetleri gördük.

Son olumsuz gelişmeler ve 8 askerimizin şehid edilmesi üzerine, "Türkiye acaba Suriye ile savaştırılmak mı isteniyor?" sorusunu aklımıza getirmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye sınırına büyük bir yığınak yapıyor. Bu endişe ve kaygı verici gelişmeler karşısında diyeceğimiz ki, Ankara povakasyonlara gelmemeli ve sağduyulu hareket etmeli. Sorunları diplomasi yolu ile, müzakerelerle ve siyasi diyaloglarla çözmeye çalışmalı. Son günlerde vuku bulan bu gerginlikten dolayı sosyal medya üzerinden binlerce insanımız duygularımıza tercüman olan  şöyle paylaşımlarda bulunmaktadırlar: "Komşumuz ve kardeşimiz Suriye ile savaşa hayır, fakat ABD ve İsrail ile gerekirse savaşa evet...!"

Yaşanan üzücü hadiselerin  hemen akabinde ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ise, Türk yetkililere (kaba tabirle) gaz verircesine ve ateşe körükle gidercesine şu ifadeleri kullandı: "Esad rejimi, Türk askerlerine yapılan saldırıların ardından devam ettiği saldırılarla sivilleri, kurtarma ekiplerini ve altyapıları hedef almaya devam ediyor. Bu tür eylemlerin karşısında NATO müttefikimiz Türkiye'nin yanında duruyoruz.. Türkiye'nin meşru müdafaa amaçlı eylemlerini tamamıyla destekliyoruz. Bu konu hakkında Türk Hükümeti ile görüş alışverişinde bulunuyoruz."

(Kaynak: Anadolu Ajansı)

Büyük şeytan ABD, Suriye'nin Kuzey bölgelerinde bulunan YPG terör örgütünün kontrolündeki alanlarda konuşlanmış olmasına rağmen iç bölgelere girmeye cüret edememektedir. Çünkü oralarda hükümet güçlerinden maada Hizbullah ve İran var.

ABD, İran ve Hizbullah ile sıcak çatışma cesaretini kendisinde göremediği için Türkiye'yi böyle bir hengâmenin böyle bir vargelin içine itmek istemektedir. Ankara aklıselimce hareket etmeli. Biz ülke olarak bütün olumsuz gelişmelere rağmen olaylar karşısında soğukkanlı yaklaşımlar sergilemesini bilmeliyiz. Bugün yaşanan negatif durumlar geçicidir. Biz var olan gerginlikleri bertaraf etmek için komşularımızla diyalog kurmak ve iyi ilişkiler geliştirmek zorundayız. Mit Müsteşarı Hakan Fidan'ın Suriye hükümeti yetkilileriyle bir takım görüşmeler içerisinde olduğunu biliyoruz. Bu görüşmeler iki taraf için de hayırlara vesile olur umudundayız. İnşallah görüşmeler iki taraf için de olumlu sonuçlar doğurur.

Bu görüşmeleri büyük şeytan ABD de takip ediyor ve olumlu bir sonuca varılmasın diye markajlar yapıp kumpaslar kuruyor...

Bir zamanlar Suriye hükümeti ile ortak bakanlar kurulu oluşturuyorduk. Pasaportsuz gidiş gelişler başlamıştı. Hatta konfederasyondan bahseder olmuştuk. ABD ve işgalci Siyonistler bu müspet gelişmeye tahammül edemediler. Çünkü Türkiye ile Suriye arasında tahakkuk edecek böylesi bir birliktelik "Arz-ı Mevud" plânına indirilmiş en büyük darbe olacaktı...

Öyle ki, Arz-ı Mevud plânı için Suriye topraklarının mutlaka boşaltılması gerekiyordu. Suriye'deki iç savaş bu amaç için çıkartıldı. Seksen ayrı ülkeden bindirilmiş kıtalar olarak Suriye'ye sokulan militanlar ABD ve Siyonistlerin emelleri için orada en vahşi yöntemlerle cinayet işlemeye, barbarlıklar yapmaya devam ediyorlar. İşte bu şeytani plânlar karşısında Türkiye Suriye'yi yalnız bırakınca, hatta Suriye hükümeti ile ipleri koparınca İran ve Hizbullah devreye girip ABD ve Siyonizmin maşası olan tekfirci örgütlere karşı sıcak çatışmaya ve onları bertaraf etmeye koyuldular. Bu durum karşısında ABD ve Siyonist İsrail olmadık tezviratlarla İran ve Hizbullah'ın Suriye'deki varlığına gölge düşürecek iftiralarda bulunmaya başladılar. "Yok efendim İran ve Hizbullah Suriye askerleri ile birlikte sivilleri katlediyor, yok efendim Sünnileri öldürüyorlar." Amaç Birleşmiş Milletler'e ve Müslüman ülkelere baskı yaparak İran Kudüs Gücü Ordusu'nun ve Hizbullah'ın Suriye topraklarını terk etmesini sağlamak ve böylece Arz-ı Mevud adına ilk fırsatta Suriye'yi işgale girişmek.. 1967 senesinde Golan Tepeleri'ni işgal eden Siyonist İsrail o gün bu gündür yarım bıraktığı işini tanamlamanın hesabını yapıyor.

Şu gerçeği de bilmiş olalım ki düşman sahada çok yönlü çalışmaktadır. Kudüs Gücü ve Hizbullah'ın Suriye'de bulunmasından dolayı kendilerinde sıcak çatışma cesareti olmadığı için işin içine  Türkiye'yi sokmak istiyorlar. Adına "Büyük Ortadoğu Projesi" dedikleri yapı aynı amaca matuf olarak kurulmuş bulunmaktadır. Buna ilişkin Türkiye'ye yüklenmiş olan bir misyon, bir görev var! Ama Allah Teâlâ'nın da Müslüman Türk halkına yüklediği sorumluluklar var. Gerçi bu sorumluluk ayrım gözetmeksizin tüm ümmete tevdi edilmiş. Özellikle ümmetin başındaki yöneticilere imâni anlamda görev verilmiş. Bu görev İslâm Birliği'ni tesis etme görevidir. Ve bu görev imâna taalluk etmektedir. Bu olursa Suriye sorunu da çözülür, diğer coğrafyalardaki problemler de hâllolur. Tek çare İslâm Birliği. Bunun projesini Merhum Erbakan Hocamız D-8  kapsamında ortaya koymuş ve bunu hayata uygulamaya çalışmıştı. Önemli olan günümüz siyasilerin bu projeye sahip çıkmaları ve gereğince hareket etmeleridir.