"Ey iman edenler zannın birçoğundan sakının."Hucurat.12

Birkaç gün önce sosyal medyada karşılaştığım bir haber bu ayeti tekrar hatırlattı. Artık sosyal medya yaşamın bir parçası olmuş durumda.

Gerek medya, gerekse sosyal medya insanları çoğunlukla kapitalist tüketime, hazların tatminine, zanları hakikat yerine koymaya ve bunların neticesinde sürüye katılmaya sevk etmektedir.

Tüm bunlar için insani zaaflarımız harekete geçirilmekte. Zihinsel yönelimlerimiz için ise düşünce zaaflarımız ve zanlarımız harekete geçirilmekte. Evet, zan da bir zaafımızdır. İnsan olmamızın düşünsel yanıyla ilgili insani bir zaafımızdır. Medya bu zaafımızdan bizi devamlı yakalayarak zihinlerimizi işgal ediyor ve bizi yönlendiriyor.

Kuran’da, zanlarına uyarak hakikatten yüz çevirmek kafir ve müşriklerin vasfı olarak belirtilmiştir.

İndependent Türkçe sitesinde bir haber yayınlanmış. Sosyal medyada bir arkadaşımızın paylaşmasıyla gördüm. Haber, İran’da Türkçe kitaplar basan bir yayınevi ile Türkçe kitaplar satan bir kitabevinin, yasadışı kitap basma ve satma gerekçesiyle kapatılmasını konu ediyor. Haberin içeriğinde ayrıca yayınevi sahibinin üç ay önce tutuklanıp hapse atıldığı ve yayınevinin kapatıldığı, kitabevine ise bir ay kapatma ve 3000 $ para cezası verildiği anlatılmış. Haberin manşete çekilen cümlesi ise şöyle; "İran’da Türkçe kitap basan yayınevi kapatıldı ve sahibi hapse atıldı."

Sosyal medyayı takip eden insanların kahir ekseriyeti sadece başlıkları veya manşeti okur. Haberin içeriği olan yazı ise uzun olduğu için genellikle okunmaz. Okunsa bile zihinde manşet haberin şartlandıran cenderesi sebebiyle içindeki ayrıntılar gözden kaçırılır.

Bu haberin veriliş şekli tam bir algı operasyonu örneğidir. Bu tür haberlerde manşetle yönlendirilen zihin haberin içeriğini bu yönlendirme doğrultusunda anlar. Haberin tamamını okusa bile zihinde kalacak baskın cümleler şunlardır:

"İran’da Türklere baskı yapılıyor."

" İran’da Türkçe kitap basanlar cezalandırılıyor.

"İran’da baskı rejimi var."

 Kısa bir haber olmasına rağmen haberin bu günlerde yayınlanması ve kullanılan her cümle algı operasyonunun bir parçası olmuş, şöyle ki;

 -Öncelikle olay üç ay önce olduğu halde bugün gündeme taşınıyor. Yani ABD emperyalizminin Orta Doğu'yu yeniden şekillendirme planları çerçevesinde Irak, Libya ve Suriye'den sonra İran'ı sıraya aldığı şu günlerde haber yapılması bunu düşündürüyor.

 -Türkiye kamuoyuna hitap eden bu kısa haberin içinde sekiz defa, manşette ise iki defa da olmak üzere toplam on kez "Türk" ve "Türkçe" kelimeleri kullanılmış.

 -Manşette "Türkçe kitap" vurgusu öne çıkarılırken, hemen altındaki jenerikte “İran’da Türklere baskıların arttığı ifade ediliyor" denilmekte.

Hatırlamak gerekir ki Irak ve Libya'nın işgalinden ve Suriye'nin yakılıp yıkılmasından önce de benzer algı operasyonları yapılmıştı. Mesela "Sunni Müslümanlara zülüm", "Türkmenler katlediliyor", "diktatör Kaddafi, Saddam, Esed" ve benzeri cümlelerin geçtiği çok sayıda haber gördük.

Haber metni yazılırken, yani haber dilinde dikkat edilmesi gereken en temel kural; haberin "kim/kime " sorusuyla birlikte  "ne olmuş, nerede, ne zaman, nasıl ve niçin olmuş” sorularına cevap vermesidir. Bir haber metninde bu altı soruya cevap verilmesi lazımdır. Konunun aslını anlamak için sorulacak en önemli soru ise niçin sorusudur. Eğer niçin sorusunu sormayı bilir ve izini takip ederseniz algı operasyonuna ve yönlendirmeye maruz kalmazsınız.

Niçin sorusunu sormayı bilirsek düşünce zaafımız olan zanla hareket etmenin önüne geçebiliriz.

“Onların çoğu zanna uyarlar. Zan ise haktan bir şey ifade etmez.”(ayet meali)

Niçin sorusu hakikati arama sorusudur. Halbuki hem medyada hem de sosyal medyada en az sorulan soru "niçin" sorusudur. Çünkü pek çok kişinin ve günlük popülaritenin peşinde koşan yığınların hakikati aramak gibi bir derdi olmaz. Her haberi okuduğumuzda eğer niçin sorusunu sorarsak algı operasyonuna kapılmaz ve zanlarımızın bizi sürüklemesine engel olabiliriz.

 Zihinlerimiz bu şekilde yapılan haberlerle zannın/zannetmenin kolaycılığıyla ele geçiriliyor ve yönlendiriliyor. Bu tür haberlere medyada sıkça rastlıyoruz. Mesela geçen yıl benzer şekilde "İran’da Kürt gençleri idam ediliyor" haberleri servis edilmişti. Aynı şekilde "Kürt" vurgusu manşete çekilmişti. “Acaba niçin idam edildiler”, sorusunu sorduğumuzda ise ya silahlı çatışmada yakalanan PEJAK terör örgütü üyesi olduğu, ya da uyuşturucu kaçakçısı oldukları gerçeği ortaya çıkmıştı.(İran'da bazı suçlarda idam cezası uygulanıyor.)     

 Burada bizi olayın hakikatine ulaştıracak anahtar soru yine "niçin" sorusudur.

Şunu unutmamak gerekir ki topraklarımıza yapılacak işgalin yolu önce zihinlerimizi işgal etmekten geçiyor. Bu ve benzeri haberler bir İslam beldesinin daha yakılıp yıkılması için, belki Türkiye- İran çatışmasına zemin hazırlamak için, ya da İran aleyhinde kamuoyu oluşturmak için yapılıyor.

Önceki yıllarda gerek İran gerekse Suriye hakkında yapılan benzer haberlerin örneklerini görmüştük. Özellikle Suriye olaylarının hem öncesinde hem de iç savaş sırasında çok sayıda haber servis edildi. "Sunni Müslümanlara baskı","Sunni Müslümanlar öldürülüyor", "Sünni kadınlara tecavüz ediliyor" şeklinde haberler yapıldı. Bir grup İngiliz ajanın-sapık İngiliz şiisinin-sahabeye, müminlerin annesine sövmesini haber yapıp,(bütün şii- caferi müslümanları karalayarak) "Şiiler sahabeye küfür ediyor" şeklinde servis edildiğine çok rastladık.

Benzer haberlerle zihinlerin işgal edilmesinin neticesi ne yazık ki, Libya ve Suriye örneklerinde gördüğümüz gibi yakılıp yıkılan İslam beldeleri yüzbinlerce ölü ve yaralı, milyonlarca mülteci oldu. Emperyalist ve Siyonist politikaların uygulanması adına on binlerce Müslüman kullanıldı. Bu zavallılar eliyle İslam beldelerinin harabeye, kan ve gözyaşı gölüne çevrilmesine şahit olduk.

Suriye'de bu algı operasyonları neticesinde kullanılan ve Müslümanların hakkını savunmak, zalime karşı cihat etmek, Sünnilere yapılan zulme karşı savaşmaktan bahseden bu zavallılara sormak lazım; öldürülen, tecavüz edilen, yurtlarından çıkarılan, şehirleri-köyleri yerle bir olan, cariye yapılan, bu mazlumların % 90 dan fazlası Müslüman ve Sunni değil miydi?

Bu insanları zulümden mi kurtardınız yoksa en büyük zulmü siz mi yaptınız?

Evet, algı operasyonu ile emperyalist irade cihat aşkımızı, merhamet duygularımızı, yardımlaşma ve infak prensibimizi, bütün islami hassasiyetlerimizi sonuna kadar kullanıp sömürdü, hala da sömürüyor.

Bu şekilde algı operasyonlarıyla hareket ederek Irak’ın, Libya'nın, Suriye'nin yakılıp yıkılmasında payı olanlar acaba vicdan muhasebesi yapıyorlar mı?

 Yeni algı operasyonlarıyla bir İslam beldesinin daha yıkımında kullanılacaklarını hiç mi düşünmüyorlar? Siyonizm’in Arz-ı Mevud planlarının maşası olarak kullanıldıkları ihtimali hiç mi akıllarına gelmez?

 Biz özgürlükçü ve hak bir dinin hakikat arayışında olan mensuplarıyız. Zihinsel işgale de ülkemizin ve İslam beldelerinin işgaline de karşıyız.

 İnsan olmak da, Müslüman olmak da, Ümmet olmak da bunu gerektiriyor.