Dünyanın yeniden dizayn edildiği, kartların yeniden karıldığı bir yüzyıla girdik. Son zamanların çok okunan yazarlarından N. Harari teknolojik elitlerin yeni hedefinin beynimiz olduğunu söylüyor. İnsan türü tarihte hiç olmadığı kadar ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik bir tehdit altında. Üç temel sorunumuz var:

Birincisi bu dijital diktatörlük çağında nasıl bir insan yetiştireceğiz?

İkincisi yetiştireceğimiz bu insan hangi değerlere, hangi ilkelere, hangi hukuka göre şekillenecek?

Üçüncüsü ise mevcut okul ve eğitim sistemimiz ile çağı anlayan ve çağın sorunlarına çözüm üretecek bir kişilik yetiştirmek mümkün mü?

İnsanı çok boyutlu geliştirecek bir sisteme ihtiyacımız var. Okul yaşamı ve okullardaki dersler öğrencilere bilişsel, duyuşsal, ahlaki, davranışsal, kültürel ve sportif beceriler kazandırma konusunda maalesef yeterli değil.

Öncelikle insani edimleri geliştirecek ve insanı “insan” kılacak bir eğitim felsefesi ve perspektife ihtiyacımız var. Bunun için de insan denilen “makine”yı icat edenin kullanma kılavuzunu okuyarak işe başlamak gerek. Ama bu kılavuz maalesef ya tozlu raflarda ya da abartılı bir kutsanmayla hayatın dışına itilmiş durumda.

Bununla birlikte geçiş dönemindeki dünyamızı “Allah ve ahlak eksenli” bir şekilde yeniden kurma yolunda ciddi çalışmalara ihtiyacımız var. Çocuklarımızı yetiştiren haz ve eğlence dünyasına boy abdesti aldırmadan sorunu çözmemiz mümkün değil. Kendilerini bu coğrafyanın değerleriyle tanımlayan partiler, sendikalar, STK’lar ve eğitim kurumları bunu başaramadığında kapılarına kilit vuracaklar. Az kaldı.

Eğitim, insanı insan kılan özelliklerin geliştirilmesiyle ilgili bir kavram. Okul ise eğitimin bir parçası. Öncelikle okullar, ortaokulların liseye, liselerin de üniversiteye EFT yapıldığı kurumlar olmaktan çıkarılmalı. Okul derslerinin içeriği konusunda olağanüstü hal ilan etmemiz gerekir. Dersler ve kazanımlar konusunda ciddi bir revizyona ihtiyaç var. Yapılabilecek acil işlerden bazıları şunlar:

Liselerde limit, integral, optik gibi akademik ağırlığı olan konular Amerika ve Avrupa’daki pek çok örnekte olduğu gibi lisans ve lisansüstü eğitime bırakılmalı. Cosünüs 30’un kaç olduğu bilmek lise öğrencisine bir şey katmıyor.

Ders dağıtımları adil olmalı. Örneğin 5-10 saat matematik dersi verip, 1-2 saat felsefe ders vermek doğru da değil, adil de. Matematik dersi bilişsel gelişimi arttıran, analiz, dikkat ve konsantrasyon becerilerini geliştiren bir şekilde işlenmeli. Tarih, din, sosyoloji, psikoloji, resim, müzik ve felsefe gibi derslerin ders saatleri her sınıfta 3-4 saat olmalı. Yeni dünyada bu dersler çok işe yarayacak. Dersler bilgi verme tarzında değil, analiz etme, ürün ortaya koyma ve eleştirel becerileri geliştirme tarzında olmalı.

Bununla birlikte işletme, iktisat, ekonometri, astronomi ve uzay bilimleri gibi işlenmeyen seçmeli dersler yerine;

  • Photoshop, illüstratör gibi tasarım becerilerini geliştiren,
  • Dinleme, iletişim ve empati becerileri gibi duyuşsal becerileri geliştiren,
  • Hızlı Okuma, Zekâ Oyunları gibi bilişsel becerileri geliştiren,
  • Afrika’da Gençlik Hayatı gibi genel kültürü geliştiren,
  • Anlam ve Hayat gibi yaşamın amacı konusunda farkındalık kazandıran,
  • Değerlerimle Yaşıyorum gibi ahlaki-dini ve toplumsal değerleri kazandırmayı amaçlayan dersler olmalı.

Beden eğitimi dersleri her öğrencinin bir ya da iki branşta haftalık spor kursuna gittiği tarzda işlenmeli. Örneğin bir sınıfta bir grup öğrenci masa tenisi, başka bir grup öğrenci futbol ya da basketbol oynayarak beden eğitimi dersini geçirebilir. Böylece bir öğrenci her hafta 2-3 saat bir sportif faaliyet yapmış olur.

Filmlerin Ötesi-Hayatımız Film gibi bir derste her hafta nitelikli bir film izletilebilir. Cennetin Rengi, Her Çocuk Özeldir, Mc Farland, Karanlıkta Dans, Cennetin Çocukları gibi erotizm, şiddet ve mantıksızlıktan arınmış filmler seçilmesi kaydıyla tabii.

Özellikle açık oturum, panel, münazara gibi tartışma teknikleri etkin bir şekilde kullanılmalı. Gençlerimizin dinleme, konuşma, fikir üretme becerileri bu şekilde geliştirilebilir.

Bir insanın dikkat süresi 15-20 dakikadır yalanı acilen bırakılmalı. Çocukların ve ergenlerin hiç ara vermeden saatlerce süre geçirdikleri online oyunları hazırlayan ekiplerde onlarca bilim adamı var. Oyun hazırlarken dikkat süresinin 20 dakika olduğu ne hikmetse kimsenin aklına gelmiyor. Zihni tembelleştiren, dikkati azaltan ders süreleri kademeli olarak arttırılmalı.

Sadece abdestin farzlarını ya da Allah’ın subuti sıfatlarını ezberleten değil, Hz. Ali’yi, Hz. Ebubekir’i, Hz. Zeyd’i tanıtan, Muaviye’yi, Amr İbn-i As’ı, Velid bin Muğire’yi tahlil eden bir din dersi işlenmeli.

Kant’ın kategorilerini öğreten değil, Sokrates’in ölümünü sorgulatan; Leibniz’in monadlarını değil, N. Postman’ın teknik dünyaya eleştirisini öğreten bir felsefe dersi olmalı. Kafka’nın ve Nietzsche’nin aşamadığı bunalımı, Heidegger’in modern dünyadan kaçışını, Spinoza’nın anlam arayışını işleyen bir felsefe görmeli çocuklar.

Amasya genelgesinin maddelerini değil, İngilizlerin oyunlarını öğrenmeli çocuklar. Gençlerimizin Çanakkale zaferini anlamaları için bugünkü emperyal güçleri ve stratejilerini öğrenmeleri gerekir. Sadece kahramanlıklarımızı, kurnazlıklarımızı, zaferlerimizi değil; mağlubiyetlerimizi, acılarımızı, hatalarımızı, ihmalkârlıklarımızı ve zaaflarımızı da içermeli tarih dersleri.

Gelişmişliğin ölçütünün neden insani erdemler değil de Amerikan doları olduğunu bilmeli çocuklar. Uzayda yön kavramı olmamasına rağmen, Dünyanın kuzey yarımküresinin neden üstte çizildiğini öğrenmeli çocuklarımız.

Öğrenciler saat 13 ya da en geç 14.00’ten sonra anne babalarına ve gerçek hayata bırakılmalı. Okullar yarı açık cezaevi olmamalı. Yaklaşık 200 yıl önce eğitimin kalbi olan anne-babalık, By-Pass ameliyatı ile eğitim bedeninden alındı. Kalpsiz modern eğitim sistemlerinin çıktıları ise bugünkü gençler ve yaşanan trajediler oldu. Dolayısıyla çocuklara yönelik liberal pedagojik tavsiyelerden uzak bir ebeveynliğe acil ihtiyaç var. Çünkü popüler tavsiyeler işe yaramadığı gibi yetersiz ve ütopik. Anadolu’ya ismini veren anaların ahlak anlayışını, sabır ve tevekkül merkezli bir “velilik” anlayışını yaygınlaştırmamız gerekiyor.

Her öğrenciye tesisat, elektrik, mobilya, ziraat, aşçılık gibi bir mesleki beceri kazandırılmalı. Meslek liselerinde onlarca öğretmenin ders saatleri bunun için son derece uygun. Meslek liseleri haftada 1 gün kapılarını diğer okullardan gelecek öğrencilere açabilir.

Eğitim mutlaka okulun dışına da taşmalı. Huzurevleri, kanser hastaneleri, cezaevleri, iş okulları, müzeler, camiiler, dini-tarihi mekânlar, mezarlıklar hayat okulunun bileşenleri olarak kullanılmalı.

Yukarıdaki öneriler uzak ve ütopik değil. Sadece klasik düşünme alışkanlıklarımıza uygun değil.

Bunlar yapılırsa 2023 vizyonu gerçek olur.

Bunlar yapılırsa kötülükler azalır.

Bunlar yapılırsa adil bir dünya kurulur.

Vira Bismillah…