Özgürlük, eşitlik ve hak kavramlarından geçinen ciddi bir kesim var ülkemizde. Siyasi, kültürel ve ekonomik rant elde etmek için çok kullanışlı kavramlar bunlar. Özellikle kendini aydın, entelektüel, çağdaş ve ileri görüşlü olarak tanımlayanlar daha sık kullanır bu kavramları. Peki, ne ölçüde samimiler?

Yakın zamanda Susmayacağız ismiyle bir rap şarkısı bestelendi. Şarkıyı dinledim. Ülkedeki haksızlıklara, kadın haklarına, zulümlere ve yanlışlara olan isyanı, bol siyasi mesajla birlikte aktarıyor. İleri görüşlü, çağdaş camialar gündem yaptılar şarkıyı. Şarkı üzerine paylaşımlar yaptılar, yazılar yazdılar.

Ama ortada tuhaf bir durum var.  #susmayacağız etiketiyle şarkı besteleyenler geçmişte o kadar çok şeye susmuşlardı ki samimi olduklarını düşünmek için bayağı saf olmak gerekiyor. Öyle böyle değil. Bayağı bayağı saf olmak gerekiyor.

Malum, yakın zamanda Güneydoğu Anadolu bölgemizde bir partinin önünde, çocuklarını terör örgütünden kurtarmak için bazı analar oturma eylemi yapmaya başladı. Hacire Ana ismiyle bir annenin eylemiyle başlayan bu hak arama mücadelesi gittikçe yayılmaya başladı. Muhafazakâr-dindar camianın kısmi desteği dışında bu eyleme, özgürlükçü geçinen ve kadın haklarından dem vuran yapılar hiçbir destek vermediler. Cumartesi anneleri için ortalığı ayağa kaldıranlar, Diyarbakır anneleri için sustular.

Özgürlükten geçinen, kadın haklarını savunduğunu iddia eden bu çağdaş insanlar anneleri “kadın”, çocuklarının kaçırılması için yaptıkları mücadeleyi “hak” olarak görmedi demek ki. Öyle olunca da kadın haklarından bahsetmek mümkün olmadı tabii.

LGBT-İ haklarını savunurken en iğrenç-en ahlaksız sloganları atanlarla birlikte eylem yapan özgürlükçü sanatçıları da görmedik çocuklarını arayan annelerin yanında. Anneler için türküler söyleyip, çocukları için ağıtlar yakmadılar. Yaptıkları mücadeleyi kutlamak için halaylar çekmediler mesela.

Çocuk istismarı konusunda hassas olduğunu düşündüğümüz aydınlarımız, terör örgütleri tarafından kandırılan ve kullanılan çocuklarımızın yaşadığı durumu “istismar” olarak görmediler demek ki. Görmediler çünkü, istismarın ailede olduğunu ve istismara dini değerlerin neden olduğunu söyleyen bir bakış açısı görmediler bu trajik olayda.

Örneğin 28 Şubat'ta zulüm gören başörtülüler için tek bir kelime etmediler, sustular. Sadece başörtülü olarak okumak istediği için yüzbinlerce genç kız eğitim hakkından mahrum edildi. Kızlar ve onlara destek verenler hakaret, aşağılama, işkence ve hapis gibi sayısız haksızlığa uğradılar. Ama eğitim hakkı, kız çocuklarının istismarı, kadın hakları kavramları özgürlükçü çağdaş kesimlerin sözlüklerinden silinmişti adeta. Hatta bu yasakçı zihniyetin devam etmesi için “ordu göreve, kahrolsun şeriat, mollalar İran’a” pankartları taşıyarak ne kadar özgürlükçü olduklarını tüm dünyaya gösterdiler.

Kız çocukları ve kadın haklarını çok önemsediğini iddia eden kadın hakları örgütleri Filistin'de öldürülen kız çocukları için de ağıtlar yakmadılar. Hatta sol ideolojiye sempati duyan, İsrail askerlerine karşı destansı bir mücadele veren Filistinli kız çocuğu Ahed Tamimi için bir şarkı bile bestelemediler.

İsrail tanklarının altında ezilen Amerikan vatandaşı Rachel Corrie için şiirler yazmadılar. Oysa genç bir kızdı o. Sustular. Çünkü Rachel feminist kadın hakları örgütlerine para yağdıran ülkelere karşı mücadele ediyordu. Çünkü Rachel bi-seksüel değildi.

17 yaşındaki Esma Biltaci’nin Siyonist Mısır kralının kurşunlarıyla can vermesi kadın hakları örgütlerinin kılını dahi kıpırdatmadı. Çünkü Esma Mısır’lı bir lezbiyen ya da eşcinsel değildi.

Adalet ve hak için susmayacağını söyleyen kültürlü solcular, söz konusu olan BM desteği ile katledilen Yemenli kadınlar ve çocuklar olunca da sus pus oldular.

Bu çağdaş aydınlarımız kendileri gibi düşünmeyenlerin yaptığını doğa katliamı olarak gördüler ve aylarca susmadılar. Ama bu çağdaş aydınlar iktidar iken, kendileri gibi düşünenlere üniversite ve fabrika yeri olarak verilen yerlerde yok edilen milyonlarca ağaç söz konusu olunca sustular.

Irak’ta milyonlarca kadının namusunu kirleten Amerikan büyükelçiliğinin önünde çırılçıplak soyunup eylem yapmadılar. Düdük çalmadılar. Yine sustular.

Amerika ve İsrail uşağı Nijerya yönetiminin kurşunlarıyla şehid olan Sümeyye Lamara ve Fatıma Dussuki’yi tanımaz feminist lobiler. Tanımaz çünkü Fatıma ve Sümeyye eşcinsel derneklerine takılan genç kızlar değildir. Nijerya’nın kızları İtalya’da fuhuş sektöründe kullanılır. Dünyanın en ücra köşesinde bir eşcinsele karşı yapılan sözlü taciz için BM nezdinde ülke hükümetini kınama çağrısı yapan Feminist-Lgbt-i lobiler bu konuyu bilmiyor olamaz. Biliyorlar ama buna da sustular. Abartı gelmesin, gerçekten biliyorlar. Örneğin Batı medyası “Nijerya'da kadınlar cinsel hazları için tabuları yıkıyor” adlı bir proje bile yürüttü. Tenisçi Venus ve Serena Williams kardeşler, cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek ve kadınlara cesaret vermek için çıktıkları Nijerya turunda, kız çocuklarıyla tenis maçı bile yaptı. Bu projenin sponsoru da çoğu zaman olduğu gibi UNICEF ve Küresel kapitalist şirketlerdi.

Bu özgürlükçü kadın hakları savunucuları, kadınların çalışması için harcadıkları emeğin binde birini ailenin güçlenmesi için yapmadılar. Bilakis aileniz batsın toplantıları düzenlediler. Para baronları daha fazla zengin olsun diye çocuklarından, evlerinden koparılan anneler için bir şey söylemediler. Kadınların çalışma haklarına vurgu yaptıkları kadar, çocukların annelik haklarına vurgu yapmadılar. Çocukların annelerinden koparılmalarına da sustular.

13-15 yaşlarında genç kızların kontrolsüz arkadaşlık ilişkileri sonucunda bedenlerinin, ahlaklarının ve namuslarının kirlenmesine neden olan ilişkileri; sevgi, aşk ve özgürlük kavramlarıyla meşrulaştırdılar. Sitelerinde “Sevgilin -bir erkek sevgilisini korumalı ve kıskanmalıdır- düşüncesine katılıyorsa,” şiddet eğilimlidir, yasakçıdır, suç işliyordur, hakkınızı arayın diye genç kızlara akıl verdiler. Bu ilişkiler sonucunda yaşanan travmalara, aile ilişkilerinin bozulmasına, intiharlara ve diğer pek çok soruna karşı ise sustular.

Kadın hakları ve adalet arayıcısı özgürlük havarileri, ilkokul, ortaokul ve lise çağındaki genç kızların podyumlarda aç iştahlara sunulmasına, sahnelerde dişil haz nesnesi olarak kullanılmalarına da sustular.

Geçmişte üniversitelere lions-rotary kulüplerinin, çağdaş derneklerin referanslarıyla akademisyen alındığında da sustular.

Şiddet olaylarının %70’inde faillerin alkollü olmasını önemsemediler. Alkol yasaklansın demediler. Alkol özgürlüktü çünkü. Kadına şiddet kavramının “kadına sadece kadın olduğu için yapılan haksızlıkları kapsadığını” bilmiyor değiller.  Kadınları erkekler ve çocukları aileleri öldürüyor diyerek istatistikleri manipüle ettiler. Şiddetin manevi-ahlaki değerlerden uzaklaşma sonucunda yaşanan haz ve rekabet kültürünün sonucu olduğunu biliyorlardı. Manevi değerlerin şiddet eğilimini azalttığı ile ilgili birçok araştırma var. Ama bu araştırmaları görmezden geldiler ve konu buraya geldiğinde sustular.

Kendilerini anti-emperyalist ve sömürgeci karşıtı olarak tanımladılar. Ama Dünyayı sömüren emperyalist şirketlerin fonlarından beslenerek toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının yaygınlaşması için uğraştılar. Dünyada toplumsal cinsiyet eşitliğini en iyi uygulayan ülkelerde kadına şiddetin ve çocuk istismarının arttığını gösteren istatistikleri görmezden geldiler.  Sustular. Sustunuz.

Evet, o kadar çok şeye sustunuz ki.

Biz de şahidiz, #sustunuz.

Sizi besleyen para sahiplerinin konuş dediği yerde #Susmayacağız dediniz.

Efendilerinizin siyasi ve ekonomik çıkarlarına ters düşen konularda ise #Sustunuz.

Bağırmanızın sebebi musluklarınızın daha fazla kesilme korkusu.

İyi ve doğru olan şeyler yok edilirken sustunuz. Yanlış olan şeylerde ise yaygara kopardınız. Toplumun değerlerine aykırı olan her konuda özgürlük ve hak kavramına sığındınız.

Şahidiz.

#sustunuz…