Faşizm ve insanlık bir arada yaşayamazlar.

O, İnsanı alçaltma operasyonudur.

Faşizm galip geldiği zaman insanlığın varlığı sona erecek ve bunun sonucunda şahsiyeti erezyona uğramış bir toplum meydana gelecektir,

Ancak Hürriyet, Tevhid ve Adaleti kendine rehber edinmiş olan insan galip geldiğinde ise faşizm ölecek ve boyun eğenler yeniden ve gerçek anlamda insan olacaklardır...

 *  *  *

Muhtemelen aramızda Kibar Feyzo filmini izlemeyenimiz yoktur.

Senaryonun, içerisinde birçok konu ve figürü barındırmakla beraber, biz yazımıza anlam yüklemesi hasebiyle iki karakter tipini birkaç noktadan çok kısaca ele alacağız.

Ağa ve köylüler.

Kibir abidesi ağa, Despot ve faşizan bir yönetim tarzı uygular.

köy halkını adeta kendisine köle edinmiş, borçlandırmış, onları karın tokluğuna çalıştırır ve ne ilginçtir ki  köylüyü de bu durumdan memnun hale getirmiştir.

İsterse olmasınlar!

Ve bu yönetim tarzını devam ettirebilmek için her fırsatta "sataram köyü haa gibi, sizi doyuran giydiren ben değil miyim, Af buyrun kıçınızdaki Dona kadar bana borçlu değil misiniz" gibi çıkışlarla adeta köy halkına ölümü gösterip sıtmaya razı eden bir yönetim tarzı uygulamaktadır.

Ağanın her fırsatta hatırlattığı bu gerçekler karşısında, he ağam, haklısın ağam gibi cevap vermekten başka birşey yapamaz zavallı köylü.

Ancak bir vesileyle, insan olmaları hasebiyle bazı haklarının olduğunu öğrenen köylüler, bir şekilde örgütlenir ve ağanın kurduğu düzene başkaldırırlar.

Peki neydi bu köylülerin istediği, para pul muydu ? hayır,

sadece insan olarak bazı haklar ve özgürlükler.

Ama bu basit isteklere dahi tahammülü olmayan Faşo Ağa,

Sen misin köylüyü örgütleyen diyerek bu işin başını tutanı falakaya yatırır ve köyünden kovar...

  *  *  *

Eski Fransız İhtilali'nin liderlerinden biri şöyle demiştir.

"Halkım beni istemiyorsa istediği yere gitmekte serbesttir."

Bir dönem Türk siyasetinde önemli bir yer oluşturan, şapkasıyla meşhur bir zat da benzer bir söylemde bulunmuştu.

Referanduma sunulsa ezici bir çoğunlukla başörtüsünün serbest bırakılmasını isteyecek olan bu toplumun insanına, başörtüsü ile okumak istiyorlarsa Arabistan'a gitsinler diyebilmiştir.

Evet uygulama alanları değişiklik gösterse de her dönemdeki zihniyet hep aynı, Faşizm.

Demokratik düzeni savunmamakla beraber öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Faşizm ve faşist liderler yapıları itibarı ile demokrasiye karşıdır.

Demokrasiyi zayıf aciz bir yapı olarak görür, Çünkü demokrasiyi  herkesin kendi fikrini özgürce beyan edebildiği, her kafadan bir sesin çıktığı, yani kargaşanın hakim olduğu bir nizam olarak görür.

Yapısı itibariyle parlamentoya, yani parlamenter sisteme de karşıdır.

Faşizm, totaliter sistemi, yani devletin ve liderliğin çok güçlü olması gerektiğini savunur.

Demokrasinin bir sürü kargaşayı beraberinde getirdiğine inanır.

Yani insanlara hak verdikçe problemler çoğalmaktadır diye düşünür.

Aslında tamamen haksız da değildir.

Mesela demokrasinin beşiği olan İngiltere'nin eski reislerinden olan Churchill, Demokrasi Aslında berbat bir şeydir, Ancak berbatların içinde en az berbat olanıdır der.

Ama gerçekten de öyledir

demokraside he rşey fikir özgürlüğü değildir.

Demokraside toplumlar çok bölünüyor, çok parçalanıyor, değişik isimlerde onlarca parti kuruluyor ve insanlar paramparça edilip birbirlerine düşman hale getiriliyor.

Yani bu haliyle fikir özgürlüğünün ötesine geçip toplumları fırka fırka bölen parçalayan bir sistem haline geliyor.

İslam'da demokrasiyi reddeder aslında,

Ama faşizmi de kabul etmez Tabii ki.

İslam'da bölmek parçalamak yoktur toparlamak vardır, istişare de vardır, itaat de vardır.

İnsanları parti parti bölmek, Firavun'i sistemlerin yöntemidir der Kuran'ı Kerim kasas suresinin başlarında.

Firavun'un insanları parti parti böldüğünü erkek çocukları öldürüp kız çocuklarını sağ bıraktığını söylemektedir, Allah azze ve celle.

Yani insanlar firavuna karşı birleşmesin, tek vücut haline gelmesin diye firavunların bu yöntemi izlediğini anlatmıştır Kur'anı Kerim.

Bu yönüyle Kur'anı Kerim, insanları parçalanmaya, ayrışmaya götürecek olan sisteme elbetteki karşıdır.

Konuyu fazla dağıtmadan asıl konumuz olan günümüz modern faşizmine gelelim.

Faşist ruhlu liderler demokrasiye ve parlamenter sisteme inanıyormuş gibi yaparak ve hatta sloganlarında bu terimleri dillerinden düşürmeyerek, içlerinde besleyip büyüttükleri faşizan tavırları, güç ve makam sahibi olunca uygulama yoluna giderler.

Sloganlarında kuvvetler ayrılığı derler,

Çeşitli kurumların kendilerinin düşüncelerine muhalif kararlar vermelerine tahammül edemezler,

Parlamenter sistem derler, parlamentoda kendi düşüncelerinin aksine kalkacak olan bir tane El'e dahî tahammül edemezler,

Hukûkun üstünlüğü derler, ancak anayasa ve kanunlarda uyulması gereken hukuk kuralları, kendilerini bağlamıyormuş gibi davranırlar...

Yaptıkları hemen hemen bütün icraatlarda vatan, millet, memleket gibi kavramları sıkça dile getirerek kendisi gibi düşünmeyen muhalif cenah'ta yer alan bütün kesimleri vatan haini gibi, memleket düşmanı gibi yakıştırmalarla acımasızca suçlarlar.

Hatta işi o kadar ileriye götürürler ki, demokrasinin en temel unsuru olduğu söylenilen ifade özgürlüğü kavramını dillerinden düşürmez, Ancak herhangi bir insanın kendi görüşlerinin aksine yapacağı bir açıklamaya dahi tahammül edemez ve o kişi veya kuruma baskı uygulama yöntemini seçerler...

Peki bu faşist ruhlu liderler bunca hukuksuzluğu ve insanlık dışı muameleyi toplumlarına uygularken hiçbir şeyden korkmaz çekinmezler mi?

Tabii ki hayır, çünkü toplumlarının ahlaklarını bilmektedirler. toplumlarını parti parti, fırka fırka bölüp, kendi aralarında birbirlerine düşürmüşlerdir.

halkı kendi kurdukları sisteme esir etmişlerdir.

Esir toplumlar ise şahsiyetsiz olurlar

Şahsiyetsiz insanlar topluluğu ise toplumlarında hiçbir hayırlı değişikliği gerçekleştiremezler.