Çok da uzun sayılmayacak bir süre önce Türkiye'de futbol, günümüz futbolundan yapısı ve potansiyeli bakımından muhakkak'ki çok farklıydı.

O dönemler futbol programlarında  sıkça bahsedilen sözüm ona "futbol ruhu" denilen olgu'nun biraz daha baskın gibi göründüğü dönemlerdi.

Tribünlerde meşaleler yakılıyor, eyleniliyor ve hepsinden önemlisi'de düzenin, toplumumuza dayatılan mevcut hayat nizamının, kanaatimce en önemli sac ayaklarından olan ve özellikle'de genç kuşağın akıl ve düşünce yetisinin doğru yöne kanalize olmasını engelleyen, yani aklın ve düşüncenin önüne engeller koyan futbolu ve sözüm ona bazılarının deyimi ibedleri (ibadethaneleri) olan Yüz binlik beşikleri yani stadyumları da içine alan bu futbol aşkı ve kültürünün merkezinde para ve sponsorlar belkide o kadar yer almıyordu.

Günümüz futbolu açısından bu değişim iyi mi oldu kötü mü oldu ilgi alanına giren kişiler bunu tartışabilir ve tartışıyorlarda.

Ben işin odasında değilim.

Ancak kesin olan bir şey var ki geçmişten günümüze gelen bu futbol kültürünün dev gibi sosyal ve finansal boyutu önümüzde üzeri örtülemeyecek şekilde duruyor.

Ne var ki, bizi muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak olan genç beyinlere, genç fikirlere ihtiyacımız var diyenler nedense bu pırıl pırıl genç beyinlerin, dinç bedenlerin onbinlerce kişilik stadyumlarda ağır ağır hissettirmeden uyutulması ve İddia, Spor Toto, Loto vesaire gibi son zamanlarda hızla artan şans oyunları kuyruklarında heba olmasına nedense hiç ses çıkarmazlar.

Neden çıkarsınlar ki.

Vergisini veriyorsa her şey mübah değil mi ?

Televizyonlarda öyle ahlaktan yoksun edep seviyesi yerlerde olan futbol yorum programları var ki, programın başladığı dakikadan bitiş anına kadar birbirlerine yüksek sesle hakaretler eşliğinde söylenen sözler, ekranları başında izleyen yaşlı, genç, çoluk çocuk herkesin gözleri önünde ahlaksızca, ne bileyim şu takım şu maçı kazanamazsa canlı yayında bikini giyerim gibi eşek kadar adamların edepsizce girdiği iddialar bu ve benzeri ahlaksızlıklar karşısında neden harekete geçmez ahlaklı bir nesilden bahsedenler.

Bırakın bu ahlaksız durumları yapan kişilerin ve bunu yayınlayan medya organları hakkında bir yaptırım veya cezai işlem uygulamayı,

bahsettiğim bu insan müsveddeleri aynı televizyon kanallarında hala program yapmaya devam etmekteler.

Hatta yakın zamanda bir Bakan'ın, "Şans oyunlarına devlet teşviğini hızla artıracağız" sözü, genç beyinlere ne denli değer verildiğinin ve hangi yöne kanalize edildiğinin acı bir örneği değil midir?

Ve bunun sonucunda iddaa, Spor Toto, Loto, Nesine. com Bilyoner, Misli. com, tuttur. com gibi ve ismini sayamayacağım bir çok melanet, şans oyunları adı altında, artık sadece maç skoru tahmini değil ilk yarı tahmini, 2. Yarı tahmini, maçta gol olur mu, kaç gol olur, belki de daha örnekleri artırılacak bir sürü oyun dalı ve bırakın kendi ülkemizdeki futbol takımlarının oyuncularını tanımayı, bilmem hangi ülkenin kaçıncı Ligi'ndeki oyuncuları tanıyan, yaşlarını bilen ve o günkü maça hazır olup olamayacağını takip eden, ancak ne acıdır ki, sorsan kendi ecdadını, tarihini bilemeyecek gençlerin  sayısının hızla arttığını görüyoruz.

Bu mudur genç nesillere, genç fikirlere duyulan özlem, verilen değer bu mudur?

Nerede kaldı akıl ve nesil emniyetinin korunması ve nerede koruması gerekenler, neredeler?

FINANSAL BOYUTU

Ülkemizde özellikle de 4 büyük kulübün onlarca milyon Euro'luk Avrupa kupalarına katılım, şampiyonluk primleri, yayıncı kuruluş gelirleri ve maç günü stadyum gelirlerinin haricinde kulüplerin en büyük finans kaynağı olan sponsorluk bu işin başını çekmektedir.

Geçmişte sponsorlarla kulüplerin gelişimine yardımcı olsunlar diye anlaşılır, getirdikleri paraya genel bütçeye eklenmiş bir bonus olarak bakılırdı. Bugün bütün rekabetçi kulüpler için birincil para kaynağı konumundalar, üzerlerine markalarını koyabilecekleri hiçbir şey logolarından kaçamıyor. Antrenman formaları, maç günü giyilecek eşofmanlar, stadyum isimleri...

Futbolun içindeki her şey reklam için satılık. Basın toplantılarında arkada duran duvardan tutun, su şişlelerine varana kadar akla gelebilecek en küçük detay, kameralar döndüğünde üzerlerindeki markayı en iyi şekilde göstersinler diye hazırlanıyor.

Ancak bütün bu gelirlere rağmen uzun zamandan beri ve özellikle de son birkaç yıldır Türk futbolu için alarm zilleri çalıyor, Türk futbolunun lokomotifi konumunda olan büyük kulüplere kayyum atanacak, kulüpler borç batağına saplanmış yabancılara satılacak vesaire gibi söylentiler dillendiriliyor.

Bu yılın Ocak ayında yayınlanan bir haberde sözüm ona vahim durum şöyle özetleniyor.

"Futbolda profesyonel ve amatör toplam 123 kulübün Spor Toto gelirlerine temlik konuldu. En büyükborç dilimi, Süper Lig'de mücadeleeden 12 kulübe ait. Kulüplerin borçlarının çoğunluğunu hacizler, futbolcu alacakları, SSK prim borçları,vergiler ve çeşitli şahıslara olan borçlar oluştururken, 123 kulübün toplamborcu, 49.5 milyar lira tutuyor." Genel tablo bu... Bir de 4 büyüklere bakalım. F.Bahçe Başkanı Ali Koç'a göre kulübün borcu 621 milyon euro. 4milyar TL'yi geçiyor. G.Saray'ın 3 milyar, Beşiktaş'ın 2 milyar, Trabzonspor'un da 1 milyar TL civarında borcu var. Bunlar daha önce basına yansıyan rakamlar.

Yeni borçlar ve kur artışı da eklenince ortaya çok daha vahim bir tablo çıkıyor.

Sadece 4 büyük kulübün borcu milyar dolarlarla ifade ediliyor.

Sırf bu borcundan dolayı FIFA finansal Fair Play kuralları kapsamında kulüplere, Avrupa kupalarına hak ettiği halde katılmama cezası ve transfer yasağı gibi yaptırımlar uyguluyor.

Transfer yasağından dolayı ülkeye yıldız futbolcular gelmeyince ve  Avrupada boy gösterilemeyinceğinden dolayı haliyle futbolun seyir zevki azalıyor, futbol kalitesi düşüyor, futbolla yatıp kalkan ve yüz binlik beşiklerde adeta hipnotize edilmiş gençlik o berrak akıllar, pak beyinler Belki de futbolun dışında doğru alanlara kanalize olacak, yukarıda bahsettiğimiz bütün kalemlerden gelen vergi gelirleri belli sınırların altına inecek düşüncesiyle ve dolayısıyla Türk futbolunun eski parıltılı günlerine dönebilmesi ve boşalan yüz binlik beşiklerin tekrar hıncahınç dolması adına, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın yani devletin emri ile Spor Bakanlığı ve Ziraat bankası ortak çalışması sonucu kangren olmuş bu meseleye müdahale etme ihtiyacı duyulmuş gibi görünüyor.

Evet tam da bu noktada Şu soruyu sormak Belki de yazıdaki sancıyı daha bir belirgin hale getirecek diye düşünüyorum.

Ekonomik anlamda Sıkıntılı günler yaşadığımız bu dönemde, dövizin hareketlenmesi ile Büyük sıkıntı yaşayan ve binlerce insanı istihdam eden dev markalar ve firmalar birbiri ardına konkordato (İflas) ilan ederken, bu firmaların hayatta kalabilmesi adına, dönem dönem hayata geçirilen ve hiçbir yaraya merhem olmayan basit vergi yapılandırmalarının dışında elle tutulur hiçbir girişimde bulunmayan devlet aklı,

Arkalarında her birinin 20 - 30 milyon taraftar bulunduran ancak buna mukabil topluma istihdam anlamında hiçbir katkısı olmayan bu büyük kulüplere 10 milyar TL yani 2 milyar dolar ödenek ayırarak adeta kurtarma seferberliğine neden girişti dersiniz?

   *   *   *

Devletin futbol kulüplerini bu borç batağından kurtarmak için başlatmış olduğu bu uygulama bana ister istemez uzun zaman önce okumuş olduğum ancak tarihini hatırlayamadığım eski tarihli bir haberi hatırlattı bana.

Haberin başlığı şöyleydi,

"Seçime katılım oranları çok düşük, demokrasi için alarm zilleri çalıyor, TSK ayırt etmeksizin bütün siyasi partileri bu konu hakkında titizlikle çalışma yapmaya davet etmektedir"...

Dün de aynı bugün de,

Sistem kendini ayakta tutan sac ayaklarını ve dolayısıyla kendisini, aynı refleks ile ne güzel koruyor değil mi ?