Toplu taşıma araçlarında 70’lik yaşlılara yer vermeyen 15’lik 20’lik gençleri görünce üzülüyorum.

Paraya olan hırsından dolayı eşek gibi çalışan kişilerin, ne yapıyorsun denilince sanki insanlık için hayırlı hizmetler yapıyormuş gibi “ne yapalım işte hep koşturmaca” demesi psikolojimi bozuyor.

Romandan başka kitap okumayan, sosyal medya bağımlısı öğretmenlerin her 24 Kasım günü “bizi yılda sadece bir gün anmayın” triplerine girmesi de psikolojimi bozuyor.

Haftada bir kitap okumayan bazı edebiyat öğretmenlerinin çocuklara halen ana teması “birini sevmiş ve acı çekmiş” olan aşk romanlarını tavsiye etmesi beni hayal kırıklığına uğratıyor. Kitap okumanın sadece roman okumaya indirgenmiş olması da psikolojimi bozuyor.

Hep rakı içenle, hep camiye giden beni germiyor. Ama hem rakı içip hem camiye gidenleri görünce kahroluyorum.

Sokrates bile bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir derken, “sana göre öyle olabilir ama bana göre öyle değil” diyen bilgi, tecrübe ve donanım eksikliği zirve yapmış ergenlere fena içerliyorum.

Ateistlerin her istediğini yapmaya çalışmasına şaşırmıyorum. Ama Müslümanların her istediğine dini kılıflar uydurmaları bana tuhaf geliyor.

Bütün ahlaksızlıkların ve yanlışların özgürlük bahanesiyle savunulması uykularımı kaçırıyor.

Kadın hakları diyerek kadınları eğlence, tüketim ve iş dünyasının kölesi haline getiren; çocuk hakları diyerek çocukları ailelerine karşı konumlandıran insan hakları anlayışından daral geliyor.

Kibir, narsizm, egoizm ve sınır tanımazlığa, özgüveni gelişiyor gerekçesiyle meşruiyet tanımaya tahammül edemiyorum.

İnsanların uykularını kaçıran konuların gereksizliği psikolojimi bozuyor. Ama bir yandan da devasa sorunlara rağmen insanların uykularının kaçmaması da psikolojimi bozuyor.

Farabi’nin, Gazali’nin, Fuat Sezgin’in etkileyemediği gençlerimizi Aleyna Tilki’nin, Hadise’nin, Mabel Matiz’in etkilemesi yüreğimi yakıyor.

Dede Korkut hikâyelerini, Divan-ı Hikmeti okumayan çocukların, Saftrik serisini, İblis Döngüsü’nü, hele de kitaplık cehennemi olan wattpad kitaplarını okuması iç dünyamı paramparça ediyor.

Cennetin Rengi, Black, Altın ve Bakır, Çit, İz Sürücü ve Kurban gibi kült filmlerden bihaber olan insanların, teknolojik destekle büyülenen ama içerik ve derinlikten yoksun Titanik, Hızlı ve Öfkeli, Alacakaranlık filmlerine kapalı gişe oynatması ıstırap veriyor.

Kötülük odakları insanlık ve çocuklarımız üzerine dünya kadar plan kurarken, konu hakkındaki uyarıları “yav abartmayın kardeşim, komplo teorilerine girmeyin” diyen gafillerin ve cahillerin vurdumduymazlıkları içimi acıtıyor.

Muhalif iken adalete ve değerlere vurgu yapanların iktidarı ele geçirince kapitalizmin ve liberalimin dibine vurmaları beni fena geriyor. İktidar kendilerinden olunca dünya kadar haksızlık yapanların, iktidarı kaybedince özgürlük havarisi kesilmeleri de beni fena geriyor.

Milliyetçi geçinip AVM’lere takılanları görünce daral geliyor. Kendileri milliyetçi olan ama çocukları İngiliz gibi yaşayanları görünce de daral geliyor.

Solcu geçinip statükoyu savunanları görünce, bunların çocuklarının da Fransız gibi yaşadıklarına şahit olunca içim sıkılıyor.

Dindar geçinip sorumluluklarını cemaatine, liderine, partisine havale eden kitleler de psikolojimi bozuyor.

Benim için önemli olan çocuklarımın ahlaklı, ülkesine faydalı bir birey olması diyen velilerin; çocuklarının dünya kadar olumsuz davranışına tahammül etmesi ama 2 zayıfına tahammül edememesine tahammül edemiyorum.

Anne babasına hiçbir sırrını açmayan çocukların bütün sırlarını arkadaşlarına açmasına kahroluyorum.

Akşamları TV ve telefon başında saatler geçirerek eşiyle ve çocuklarıyla ilgilenmeyen babaların, “akşama kadar çalışıyorum zaten” bahanesine sığınmalarına dayanamıyorum.

Çocukları uçuruma giderken, gönül ve düşünce dünyaları parçalanırken; temizlik, düzen ve ders saplantısı olan anneler de psikolojimi bozuyor.

Kaç yüzlüyüz, kaç kişiliğimiz var merak ediyorum.

Spinoza’ya dünyadan el etek çektiren,

Heidegger’i her şeyi bırakıp ıssız bir göl kenarına taşınmaya iten,

Nietzsche’nin akıl sağlığını yitirmesine neden olan,

Sokrates’in gülmesine engel olan, Ahmet Haşim’i bunaltan, Necip Fazıl’ı kızdıran, Nazım Hikmet’i ülkesinden kopartan gerçekler omuzlarımı çökertiyor.

Hâsılı bu dünya ağır gelmeye başlıyor. Güven ve umut duygularım gittikçe azalmaya başlıyor. Murat Çobanoğlu’nun dediği gibi:

“Neyine güvenem yalan dünyanın

Kerem'i yandırıp kül etmedi mi

On bir ay bülbülü ettirdi feryat

Gül için bülbülü lal etmedi mi”

Kalıcı değerleri, hakiki bilgileri, gerçek güzelliği, temiz duyguları arıyorum…

Psikolojim Bozuluyor, Ne Yapmalıyım ???