Türkiye karanlık bir askeri darbe girişimi ile karşı karşıya geldi. FETÖ öncülüğünde bir grup asker, postallarıyla halkı ezmek istedi. Düşmana doğrulması gereken silahların namlusunu masum halka doğrultup, acımasızca kan döktüler. Müteyakkız olan halk ve devlet bu kalkışmayı engelledi. Siyasal ve ideolojik yelpaze genişliğine rağmen birlik içerisinde darbe karşısında duran halk, büyük bir takdiri hak ediyor. Askeri darbe eğer başarıya ulaşsaydı, spor salonlarında alıkonulan darbeciler yerine, hiç şüphesiz birçok kesimden masum insan fotoğraf karelerine yansıyacaktı. Darbeler lanetlidir, Allah yaşatmasın…
 
FETÖ’nün arkasında ABD desteğinin olduğunu ispata çalışmak, malumu ilam etmek olur. Bu yüzden, karineleri saymaya gerek olmadığını düşünüyoruz. Bu bağlamda, Malcolm X’in ifadesine başvurursak; FETÖ kukla, ABD de kuklacıdır. Gerçek anlamda kuklanın iplerini kesip etkisiz hale getirmek istiyorsak, kukla ile mücadele ederken, kuklayı tutan ele, gövdeye de karşı olmalıyız. Nasıl ki, Cumhurbaşkanı’nın haklı çağrısına uyularak sokaklar darbecilere teslim edilmediyse, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Çalışma Bakanı Süleyman Soylu’nun Amerika’yı işaret eden açıklamalarına da sahip çıkılmalıdır.
 
İslamî STK’ların siyaset ilişkisini sorguladığımız bir önceki yazıda: "İslamî STK’ların benimsemesi gereken ilk ilke tevhid ve adaleti ikame etmeyi hedef almak; ikinci ilke ise, kimden gelirse gelsin marufu desteklemek, kimden sadır olursa olsun münkere karşı durmaktır. Yani müslümanlar, kişi ve grup asabiyetiyle değil, hakkı ve takvayı üstün tutarak müslümanca bir var oluş ortaya koyabilirler. " demiştik. Bu temel ilkeler gereğince, devlet yetkililerinin darbe girişiminin arkasında ABD olduğu yönündeki söylemlerini işaret fişeği olarak kabul edip, desteklemek gerekir. İslamî STK’lar ile kanaat önderi, âlim ve aydın şahsiyetlerin söylemin içini doldurması; halkın zihninde bu gerçeği uyandırarak, mücadelenin hedefini tayin etmeleri gerekir. Bu cihete gidilmediği sürece özgürlük söylemleri de birkaç zamanlık "hoş sada"dan öte geçmeyecektir.
 
Türkiye’nin ilişkili olduğu uluslar arası organizasyonların çifte standart ve ikiyüzlülüğü bir kez daha kendisini gösterdi. BM, AB ve Nato gibi kuruluşlar ile ABD ve Batılı ülkelerin, halkın seçtiği yönetime karşı yapılan darbe girişimine, kutsadıkları demokrasiye rağmen nasıl da sessiz kaldıklarını, cılız açıklamalar yaptıklarını, açıklama yapmak için ibrenin hangi tarafa doğru döndüğüne baktıklarını gözlemledik. Üstüne üstlük, AB Komisyonu Oettinger ‘’demokratik temel haklar sopası’’nı göstererek ‘’Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı başarısız darbe girişimini Türkiye'deki demokratik temel hakları daha da kısıtlamak için kullanmaması yönünde uyardıklarını’’ söyledi ve masum halkın kasten acımasızca kanını döken darbeciler hakkında ‘’Darbeciler suçludur ama bunlar terörist değildir" şeklinde pervasız ifadeler kullandı. Ne de olsa kendileri de politik çıkarları doğrultusunda çok masum insanı katletti! Ankara semalarında uçan, darbecilerin kullandığı F-16’ların yakıt ikmali yaptığı tanker uçaklarının İncirlik Üssü’nden kalktığını haberlerden öğrendik. İncirlik Üssü’nde de ABD ve Nato’nun olduğunu söylemeye gerek var mı? Bu durum, müslüman halkların, içinde bulundukları organizasyonları, ilişkide bulundukları devletleri sorgulamalarına ve İslamî vahdetin şemsiyesine sığınmanın önemini kavramalarına vesile olmalıdır. Değil ise, Peygamberimizin ‘’Mü'min aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz’’ dediğini duymak istemiyoruz demektir.
 
Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (Maide:51)
 
Batılı ülkeler için demokrasi, acıktıklarında yedikleri puttan helvalarıdır.
 
Mısır’da halk tarafından Cumhurbaşkanı seçilen  Muhammed Mursi’ye, Suud destekli Sisi’nin askeri darbe yapması, Mısır sokaklarını kana bulaması, ABD ve Batılı ülkeler için sorun teşkil etmedi. Darbeler arka planda bu odaklarca yaptırıldı, desteklendi. Yine, İsrail’in Ortadoğu’daki en demokratik rejim olduğunu, Arapların da en anti-demokratik toplumlar olduğunu savunan İsrail ve Batı, HAMAS’ın halk tarafından seçilip, iş başına gelmesi nedeniyle Filistin halkını abluka ve ambargolarla cezalandırmıştı. Demokrasinin mahiyeti ve sınırları da ayrı bir tartışma konusudur ki, binlerce masum insanın; kadın, ihtiyar, çocuk demeden kanını, gözünü bile kırpmadan dökebilen Şaron ve diğerlerini bile seçimle iş başına getirebiliyor. Yüzde 77’lik bir katılım ile gerçekleşen seçimlerde HAMAS aldığı yüzde 44 oy ile 132 sandalyeli Filistin Parlamentosu’nda 72 sandalye kazanmıştı. Seçimleri takip eden 900’e yakın uluslar arası gözlemci, seçimlerin adil ve serbest olduğunu rapor etmişti. Seçim sonuçları karşısında, demokrasi aşığı (!) ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkeler HAMAS’ın seçimleri kazanmasından dolayı ‘’endişeye ve dehşete düştüklerini’’ bildirdiler. İsrail de iyi niyet (!) göstergesi olsa gerek, içinde Filistin parlamento başkanı ve bakanın da bulunduğu 41 Filistin milletvekilini tutuklayıp zindana atmakta gecikmedi.
 
Batı Dünyası, özgürlük, insan hakları ve demokrasi gibi "muteber" çağrışımlar barındıran kavramları emperyalist hedefleri doğrultusunda bir "sopa" olarak kullanıyor. Ortadoğu’da hizaya getirilmesi gereken bir ülke varsa, özgürlük, insan hakları ve demokrasinin yoksunluğundan dem vuruluyor. Bir başka ifadeyle, küresel hâkim sistemin ve de politikaların dışına çıkan veya çıkmaya çalışan yönetim ve toplum hakkında mezkûr kavramların uygulanmasındaki zafiyet sorgulanarak, cezalandırma kararı alınıyor. Takip eden süreçte de ceza tahakkuk ediyor; içişlerine müdahale, askeri darbeler, yalnızlaştırma, ekonomik ambargo ve hatta fiili işgal söz konusu oluyor. Elbette bu kadar acıyla mazlum insanları tanıştırırken "yer altı ve yer üstü kaynaklarınızı yağmalayacağız", "şerefinizi, namusunuzu ayaklar altına alacağız", "amacımız müstemleke olarak kalmanız" demiyorlar, söyledikleri şunlar oluyor: özgürlük, insan hakları, demokrasi…
 
Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.(Bakara:11)
 
Şu hususu da değinmeden geçmeyelim; demokrasi, demokrasi şehidi gibi Batı menşeli kavramlara sığınmak yerine İslamî/Kur’anî kavramlara teslim olmalıyız. Unutmayalım ki, kavramlar zihin inşa eder, hayata bakış açımızı belirler.
 
***
Sonuç olarak şunu söyleyelim, müslümanların başına bela olan FETÖ ile sonuna kadar mücadele edilmeli; en ufak bir taviz dahi verilmemelidir. Ancak, bu mücadele ile birlikte, Siyonizm ve ABD emperyalizmine karşı İslamî bir direniş ortaya koyamadığımız sürece, bu ‘’bataklıklar’’ daha çok FETÖ’leri başımıza bela edeceklerdir. İmkânsızlıklarımız bizi rehavete sevk etmesin, Kur’an’ın ifadesiyle onların kurduğu düzen ‘’örümceğin evi’’ kadar zayıftır. Yeter ki Müslümanlar, muhlisler olarak Allah’a dayansın. Unutmayalım ki, Peygamber Efendimiz en zor ve sıkıntılı şartlarda hendek kazarken, mü’minlere dönemin süper güçlerinin hâkimiyetlerini sarsmayı vaat ediyordu:
 
Taşlardan çıkan bu aydınlıklar içerisinde Hîre şehrinin köşklerini, Kisrâ’nın şehirlerini, Rûm ülkesinin kızıl köşklerini, San’a beldesinin saraylarını gördüm. Cebrail, oralara ümmetimin hâkim olacağını bana haber verdi.(Ahmed b. Hanbel-Müsned)
 
***
Darbecilerin menfur saldırılarında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum…
 
Vesselam…