Suud ailesi kendilerine itaat edecek yönetimler kurmak amacıyla Suriye ve Yemen'e yönelik büyük savaşlar başlattı. Filistin'de ise Filistinlileri Siyonistlerin olmayan merhametlerine terk etti.
 
Siyonistlerin masum Filistinlilere yönelik saldırıları ile Beni Suud'un Suriye ve Yemen'deki saldırılarını aynı zamanda yoğunlaştırmaları bizi şaşırtmamalı. Filistinliler yaklaşık 70 yıldır siyonist işgale katlanmak durumundadır. Toprakları çalınmış, evleri yıkılmış ve milyonlarcası mülteci durumuna düşüp dünyanın dört bir yanına dağılmışlardır. Her gün aşağılayıcı işgalle karşı karşıyadırlar. Ülkeleri işgal edilen insanlar doğal olarak işgalcilere karşı mücadele ederler.
 
Beni Suud'un Suriye'de yaptığı şey zehirli bir akım olan tekfirciliğin yayılmasını sağlamaktır. Bunun sonucunda da 200 binden fazla insan ölmüştür. Tekfirciler ayrıca organ yemek ve yamyamlık gibi İslam öncesi uygulamaları da canlandırmışlardır. Ebu Sufyan'ın karısı ve Müslümanların da iyi bildiği bir isim olan Hind bint Utbah, Peygamber'in (sav) amcası Şehid Hamza'nın vücudunu açıp ciğerini çiğnemiştir. Müslüman olduğunu iddia eden tekfircilerin de Suriye'de benzer uygulamarı gerçekleştiği görülmüyor mu?
 
Beni Suud Suriye'de tekfirci teröristleri finanse edip silahlandırırken Yemen'de ise doğrudan saldırmayı tercih etmiştir. Yemen'in tüm altyapısını kesintisizce bombalamışlar ve elektrik santralleri, su arıtma tesisleri ve binlerce yıllık tarihi yapıları yok etmişlerdir. Kedni ilkel klanları Dariye ile ilgili olmadığı sürece Necd'in bedevilerinin tarihle bir işi yoktur. Herşeyin ötesinde Mekke ve Medine'deki tüm tarihi yerleri bile dümdüz etmişlerdir. Bunun sebebi de kendi ilkel görüşlerine uygun olmayan herşeyi bidat sayan saray ulemasının fısıldayışlarıdır.
 
Geçtiğimiz Mart ayında Yemen'e ölümcül saldırılarını başlattıklarında Yemen'in kuzeyindeki Ensarullah savaşçılarının kutsal şehirler Mekke ve Medine'yi ele geçirmeyi planladıkları iddialarını kendilerine dayanak yapmışlardı. Muhtemelen kendileri dışındaki herkesi coğrafya cahili sanıyorlardı zira bu iki şehrin Yemen sınırına mesafesi 1000 km'den fazlaydı. Ansarullah savaşçıları güneye, Sana ve Aden'e yöneldiler.
 
İşin aslı şu ki Ensarullah - Husi hareketi Yemen'i kuzeydeki komşusunun baskıcı davranışından kurtarmak isterken necd'in bedevileri de ülkenin başına kendi kuklalarını geçirmeye çalışmaktadır. Başarılı olmaları pek muhtemel görünmemektedir. Zira aynı politikayı Suriye'de de uygulamışlar ve aynı tatminsizliği orada da yaşamışlardır. Rusya'nın Suriye'deki tekfircilere karşı savaşa dahil olmasıyla beraber bu ülkedeki ABD - Suudi - Siyonist - Türkiye politikası çökmeye başlamıştır.
 
Burada şu soru gündeme gelmektedir: Necd'in Bedevileri Beşar Esad'dan kurtulmak ve Yemen'deki Ensarullah - Husi hareketini sindirmek için bu kadar kararlıyken niçin Siyonistler'in Filistinliler'i öldürmeleri konusunda ölüm sessizliğine bürünmüşlerdir? Suriye ve Yemen için on milyarlar harcarken Filistinlilerin kendilerini savunması için bir riyal bile vermemektedirler.
 
Bazı Müslümanlar Suud ailesinin Beni İsrail'in kabilelerinden biri olduğunu iddia etmektedir. Yani Müslüman kılığındaki Yahudilerdir. Bu iddiaları tartışmayacağız ancak Peygamber'in (sav) 1400 yıl önce Necd Bedevileri hakkındaki hadisini aktaracağız:
 
Sahih-i Buhari'de Abdullah ibn Ömer'den rivayet edilen bir hadiste Peygamber (sav) şöyle demiştir: “Allahım! Şam’ ımızı ve Yemen’ imizi bize mübarek kıl.“ Orada bulunanlar: (Ya Rasulallah!) “Necid’ imize de,“ dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) tekrar: “Allahım! Şam’ ımızı ve Yemen’ imizi bize mübarek kıl,“ dedi. Orada Bulunanlar yine: (Ya Rasulallah!) “Necid’ imize de“ deyince, Rasulallah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Zelzeleler (felaket ve müsibetler), fitneler Necid’ dedir. Şeytan’nın boynuzu (askeri ve ümmeti) ordan doğacaktır.“
 
Arapça metinden geçen qarn al-Şeytan kelimeleri düz anlamıyla Şeytan'ın Boynuzu olarak tercüme edilse de buradaki bağlamı düşünürsek Arapça qarn kelimesi İslam kisvesi altında Şeytan'a hizmet edenler için kullanılmaktadır. Konuyu destekleyen bir başka hadis yine Sahih-i Buhari'de Ebu Said el-Khudri'den rivayet edilmektedir. Bu hadis Beni Tamim kabilesi hakkındadır. Namaz ve oruç gibi ritüelleri o kadar saplantılı bir biçimde yerine getirmelerine rağmen İslam'dan son derece uzaktırlar. Wahhabilerin önemli vaizlerinden Muhammed ibn Abd el-Wahhab da Beni Tamim kabilesindendi ve bizzat öz kardeşi Süleyman tarafından Peygamber'in (sav) hadisinde bahsedilen "Şeytan'ın soyu"ndan olduğu söylenmiştir.
 
Beni Suud hakkında başka söze gerek var mı?
 
Tercüme: Gürkan Bayır