Hamas’ın siyasi büro şefi yardımcısı Musa Ebu Merzuk, 23 Kasım 2013 akşamında, Facebook sayfasında yaptığı yazılı açıklamada: “İran’ın, ülkesindeki Nükleer faaliyetler konusunda 5+1 ülkeleriyle yürüttüğü müzakerelerin olumlu bir şekilde neticeleneceği kanısında olduğunu, bu müzakereler çerçevesinde İran’ın, Uranyum Zenginleştirme programına sınırlama getireceğini buna karşılık Batı’nın da İran’a yönelik ekonomik ambargoyu hafifleteceğini, dondurulmuş mal varlıklarını serbest bırakacağını ve iki taraf arasındaki ilişkilerin yeniden başlayabileceğini” söyledi. Ebu Merzuk söz konusu açıklamasında İran ile Batı arasındaki bu uzlaşmanın bölge üzerinde bir takım yansımalarının olacağını belirterek şunları ekledi: “Bu anlaşma sayesinde Siyonist rejim, bölgede kimyasal silahlara sahip tek ülke olmasına karşın, İran tarafından kendisine yönelebilecek nükleer ve kimyasal tehditlere karşı kendini garantiye almış olacak.”

Diğer taraftan siyasi yorumcu/analist Dr. Muhaymer Ebu Sa’de, telefon aracılığıyla “el-Monitor”e yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer programı hakkında batı dünyasıyla yürüttüğü görüşmeler sebebiyle İran ile Hamas arasındaki ilişkilerin gerginleştiği söyledi. Ebu Sa’de göre; “İki taraf arasında artan gerilimi bahane eden Hamas, ABD’nin taleplerine boyun eğdiğini düşündüğü İran’ı bu konuda köşeye sıkıştırmaya çalışıyor.”

İran ile ABD arasında hâlihazırda imzalanmış bir antlaşmadan söz etmenin henüz erken olduğunu belirten Ebu Sa’de: “Bazıları bu müzakerelerden ABD’nin kârlı çıktığını söylerken başka birileri de İran’ın daha kârlı çıktığı kanaatinde. Ama bu konuda karar vermek için daha erken olduğu kanısındayım.” dedi.

Ebu Sa’de konuyla ilgili şunları ekledi: “İran’ın nükleer programıyla ilgili, iki taraf arasında imzalanan antlaşma, uranyum zenginleştirme ve İran’a uygulanan ambargonun kaldırılmasıyla ilgili maddeleri içeriyor. Ama bana göre antlaşmanın, kamuoyuna açıklanmayan maddeleri de var. Örneğin iki ülkenin bölgedeki otorite paylaşımını konu edinen ve İran’ın, ABD aleyhindeki bazı gruplardan desteğini çekmesini ön gören gizli maddeler gibi. Bu antlaşmanın etkileri uzun vadede ortaya çıkacak ve öyle tahmin ediyorum ki, İran, uzun vadede Hamas, İslami Cihad ve Hizbullah’a olan desteğini geri çekecektir.”

Buna karşılık Hamas’ın içerisinden bazı isimler, İran ve ABD arasındaki bu antlaşmayı olumlu yönde atılmış bir adım olarak değerlendiriyor. Örneğin Hamas Hükümeti’nin siyasi eski danışmanı Ahmed Yusuf, Darulhikme ofisinde “el Monitor”e verdiği bir röportajında bu anlaşmanın, yıllarca teröre destek vermekle suçlanan, körfez ülkelerinin tehdidi altında bulunan ve dünya ülkeleriyle arasındaki sorunları çözmek isteyen İran’ın siyasi dehasını gösteren bir adım olduğuna işaret etti. Hamas yetkilisi Yusuf’a göre İran, böyle bir antlaşmayla kendisini ekonomik bakımdan olumsuz etkileyen kin ve nefret dalgasının etkisini azaltmayı ve dünya ülkeleri arasındaki yerini almayı amaçlıyor. İran’ın yaptığı bu anlaşmayı: “Ruhani tarafından zekice atılmış bir adım” olarak niteleyen Yusuf, böyle bir adımın, Avrupa ile ilişkilerde İran’a yeni bir ufuk açacağını ve batı dünyasıyla yaşanan krizi çözeceğini ifade etti. ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırımları hafiflememesi ve İran’ın petrol ticaretiyle yönelik yaptırımların kaldırılmaması durumunda Ruhani’nin adım atmayacağını belirtti.

Hamas yöneticisi Yusuf şöyle devam etti: “İran’ın iki dönem önceki cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’yle geçmişte üç kez görüşme imkânı buldum. O dönemlerde kendisinin de ABD ile antlaşma yapmaya meyilli olduğu izlenimi bende uyanmıştı. Aslında bugün olanlar, geçmişi itibariyle Hatemi dönemine dayanıyor. Çünkü bu tür görüşmeler öyle birkaç günde sonuç vermez. Eğer iki devlet arasında bir konuda bir antlaşma imzalanacaksa öncesinde her bir taraf diğerini hesaba katarak adımlarını “şeytanca” atmaya çalışır. Bu durum yıllar sürebilir. Nitekim geçmişte ABD, İran’daki devrim sürecinde Şah’ın yanında yer almış ve İran’daki devrim sürecini 30 yıl geciktirmişti. Hepimiz hatırlarız İran’da devrim taraftarları o dönemdeki tutumundan ötürü ABD’yi “Büyük Şeytan” olarak nitelendirmişlerdi.”

Ahmet Yusuf: “İran ile ABD arasındaki bu ittifakı geçmişte engelleyen en önemli şey ABD’nin önceki başkanları Bill Clinton ile George W. Bush dönemindeki Yahudi/Siyonist lobisinin yoğun çalışmalarıdır. ABD’nin mevcut başkanı Barack Obama ise, dünyanın değişik ülkelerinde yeni cepheler açmamaya ve gerilime sebep olacak bütün yolları kapatmaya şuan çok istekli görünüyor. Yeni cumhurbaşkanı Hasan Ruhani liderliğindeki İran ise, Batı ile olan sorunlarını çözmeye çalışan güçlü bir ülke izlenimi veriyor. Özellikle İran’daki devrim muhafızlarının diplomatik çözüme hareket imkânı tanımasının ardından -Ruhani’nin temsil ettiği- bu yöneliş daha da güç kazandı.” dedi. Yusuf, bu anlaşmanın Hamas’ı nasıl etkileyeceğiyle ilgili olarak da şunları ekledi: “İki ülke arasında bu tür olumlu ilişkileri geliştirerek, düşmanlık döngüsünden uzaklaşmak Hamas’ın lehine bir durumdur. Ayrıca bu, İran’ın uluslar arası siyaset üzerindeki tesirini de artırır. Unutmamak gerekir ki çözüm sadece füzelerle olmaz. Diplomasinin savaşlardan daha üstün olduğunu göstermek ve çözüm yolları üretmek bakımından siyasetin de rolü büyüktür. İşte böylece Filistin meselesini sahiplenmek ve bu meseleyi en üst sıralara taşımak mümkün hale gelebilecektir.

Bu süreçte Hamas, İran’ın işine karışmayacaktır. Çünkü İranlılar güçlü bir otoriteye sahiptirler ve bu anlaşma onların maslahatını da ilgilendiriyor. Öte yandan İran’ın, Batı ile olan sorunlarını bu şekilde bir uzlaşmayla çözüme kavuşturması her halükarda Hamas’ın lehinedir.”

Siyaset bilimci Ekrem Ataullah ise aynı konuyla ilgili olarak “el Monitor”e verdiği bir röportajında, İran ile ABD arasındaki anlaşmanın, İsrail’in, İran(’ın nükleer programı) aleyhinde uluslararası kamuoyu üzerindeki siyasi etkisini kırmaya dönük, İran yönetiminin zekice bir oyunu olduğunu ve İran’ın içerisine girdiği bu yeni süreçte yeni bir diplomatik üsluba/dile ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Ataullah’a göre İsrail, bu yeni süreçte, İran(‘ın nükleer programı) ve terör konularında uluslar arası kamuoyu üzerindeki etkisini kaybetmekten korkuyor. Hâlbuki daha önce de İsrail temsilcisi, BM milletler genel kurulunda yaptığı konuşmasında İran’ın tuzağına düşmemesi konusunda dünya ülkelerine uyarıda bulunmasına rağmen bu anlaşma gerçekleşti. “Hamas, İran’ın elinde koz olarak duracaktır” diyen Ekrem Ataullah, sözlerine şöyle devam etti: “İran ve ABD arasındaki bu diyalogun sinerjisi, Gazze üzerinde de açık bir şekilde hissedilecektir. Her iki taraf (İran ve ABD) arasında hâkim olan olumlu atmosfer Gazze’ye de olumlu bir şekilde yansıyacaktır.”

Hamas hükümetinin siyasi eski danışmanı Ahmed Yusuf ise Ataullah’ın bu görüşlerine katılmıyor: “İran’ın bizi ABD’ye satmasına ihtimal vermiyoruz. Çünkü İran ilkesel anlamda Hamas’a destek vermekte ve Filistin topraklarını kendi topraklarıymış gibi telakki etmektedir. Dolayısıyla Filistinlilerin haklarını pazarlık konusu yapmaz.”

Konuyla alakalı olarak İslami Cihad Hareketinin Siyasi Büro üyesi Nafiz Azzâm, 23 Kasım 2013 tarihinde, İslami Cihad’a yakınlığıyla bilenen “Filistin el-Yevm” internet sitesine yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bu anlaşmanın yapılması bizler açısından memnuniyet vericidir. Çünkü bu anlaşma başta ABD’nin bölgeye yapması muhtemel askeri operasyon gibi daha birçok tehlikeyi en azından bertaraf etmiştir.”

İslami Cihad yetkilisi Azzam, bu antlaşmayı reddettiğini açıklayan tek ülkenin İsrail olduğunu hatırlatarak şunları ekledi: “Bu anlaşma, ulusların haklarını güçlendirmekte, iradesini gerçekleştirmesine fırsat vermekte ve haklarını savunmasında söz sahibi olmasına imkân tanımaktadır. Bütün bu değerler mücadelemize olumlu yönde etki yapmaktadır. Bu adımla, evrensel barışın bütün dünyaya hâkim olmasını diliyoruz.Bizler, haksız yere kan dökmekten ve savaş çıkarmaktan asla hoşnut olmayan bir milletiz. Bizler sadece kendi haklarımızı ve topraklarımızı/vatanımızı korumak adına mücadele ediyoruz.”

Diğer taraftan İslami Cihad yöneticilerinden Ahmed El-Müdellil “el Monitor”e telefon aracılığıyla yaptığı açıklamasında: “Biz bu anlaşmayı, İran için bir zafer olarak görmekteyiz. Bu anlaşmanın Filistin mücadelesini olumsuz etkilemeyeceğini düşünüyoruz.” diyen el-Müdellil ısrarla şunları vurguladı: “Bu anlaşma Filistin mücadelesini ve onun kaderini asla olumsuz etkilemez. Çünkü Filistin mücadelesi hiç kimsenin ‘Çantasında keklik’ değildir.” 

                                                                                              Çeviri: Mehmet Seri DOĞRU