Emperyalist ve Siyonist savaş lordları savaş bağımlısıdır. Sonu gelmez savaşlar, sadece genişleme değil aynı zamanda dünyanın fakirleşmesi pahasına zenginleşme anlamına gelmektedir.

Tarihin başından beri insanoğlu savaş tecrübeleri yaşamıştır. Bir asır öncesine kadar bile savaşlar, acımasız da olsalar, temelde karşıt güçlerin denk mücadelesi şeklindeydi. Son yüzyılda yaşanan bilimsel gelişmeler savaşları çok daha ölümcül hale getirdi. Savaş uçakları, insansız hava araçları, füzeler, denizaltılar ve nükleer silahlar savaşları kitle imha süreçlerine dönüştürdü. 1. Dünya Savaşı’nda 10 milyondan fazla insan öldürüldü. 2. Dünya savaşında bu sayı 60 milyona çıktı. İnsanoğlu öldürme konusunda profesyonel hale geldi.

Niçin savaşlar olur? İnsanoğlu pek çok alanda – bilim, verimlilik, üretim – ilerlediğini iddia etse de gerçek ya da hayali çatışmaları çözmek için şiddet kullanma konusunda bir gelişme gösteremedi. Her şeyden öte ormanda yaşayan hayvanlar ile kurallar ve kanunlara uygun yaşadığını iddia eden toplum arasındaki fark nedir? Eğer insanoğlu medenileşti ise niçin katliamlar devam etmektedir?

Şurası bir gerçektir ki son 70 yıldır bir dünya savaşı gerçekleşmemiştir. Ancak ölümlerin sayısında bir azalma meydana gelmemiştir. İkinci Dünya Savaşından bu yana ölenlerin sayısı iki dünya savaşında ölenlerin toplamından fazladır. Peki, ölümlerin kaynağı nedir ve sorumluları kimlerdir?

2. Dünya Savaşı’ndan bu yana yani yaklaşık yetmiş yıldır insanlığın en önemli katilleri olarak iki ülkeden bahsedebiliriz: ABD ve İsrail. Her ikisi de işgal ettikleri topraklarda sömürgeci yerleşimciler olmuşlardır. Avrupalı sömürgeciler Kuzey Amerika’daki yerlileri yok etme konusunda oldukça başarılıydılar. Sadece az bir kısmı hayatta kaldı ve gettolara mahkûm edildiler. Siyonist yerleşimciler Filistin’de hedeflerine tam olarak ulaşamasalar da kısmi bir başarı elde etmişlerdir. Filistinliler sessizce ortadan kaybolmayı ya da ölmeyi kabul etmemişlerdir.

Barack Obama’nın 10 Eylül’de son büyük savaşı duyurmasıyla ilgili pek çok şey yazılsa da ABD 2. Dünya Savaşı’ndan beri başka ülke ve toplumlara karşı savaşları zaten sürdürmekteydi. 1953 yılında CIA ile İngiliz istihbaratı İran Başbakanı Muhammed Musaddık’a karşı bir darbe gerçekleştirdiler. 1954’te Guatemala hükümeti devrildi. 1963’te Vietnam’da, 1966’da Endonezya’da, 1973’te Şili’de, 1983’te Grenada’da, 1984-1990 yıllarında Nikaragua’da ve 1989’da Panama’daki darbeler CIA mühendisliğinin ürünüydüler. Bu dönemde Fidel Castro’nun yönettiği Küba’da hem darbe hem de Castro’ya suikast girişimleri eksik olmamıştır.

ABD savaşlarda sadece CIA’e güvenmemiş, son yirmi yılda doğrudan askeri saldırganlıkta bulunduğu zamanlar da olmuştur. 1980-1988 arası İslami İran, Irak ve Arap rejimleri aracılığı ile savaşmak zorunda kalmıştır. Daha sonra da Irak’ın kendisi 1991’de saldırıya uğramış, 2003’te ise işgal edilmiştir. 2001 yılı Ekim ayında Afganistan işgal edilmiştir ve ABD birlikleri halen oradadır. Geçtiğimiz haftalarda Ukrayna’da CIA tarafından bir darbe gerçekleştirilmiş ve neo-Naziler ile faşistler iktidara getirilmiştir. ABD’nin son planı ise Irak ve Şam (sözde) İslam Devleti (IŞİD) ya da kısaca İslam Devleti adını kullanan tekfircilere karşı savaş bahanesi ile Irak ve Suriye’yi işgal etmektir.

Tekfirciler ABD ürünü olup Müslüman Doğu bu konuda yardım ve yataklık etmiştir. Suriye’de ortaya çıkıncaya kadar 2012 yılından beri Ürdün’de CIA tarafından eğitilmiştirler. ABD’nin onlara karşı savaşacağını iddia etmek hayal kırıklığı ile sonuçlanabilir. Müslüman Doğu’nun doğrudan işgali planlanmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD’nin başlattığı sayısız savaşta en az 100 milyon kişinin öldüğünü hatırlamakta da fayda vardır.

Siyonist rejimin de daha az saldırgan olduğu söylenemez. Resmi olarak kurulmadan önce bile 1948’de savunmasız Filistinlilere karşı acımasız saldırılar gerçekleştirmişlerdir. Filistinlilerin köylerinde katliamlar yapılmıştır. Hedefleri göz koydukları toprakları Filistinlilerden temizlemekti. Kısmen başarılı olsalar da tatmin olmadılar ve Arap rejimlerine ve Filistinlilere karşı sürekli savaş halinde oldular.

Tabii ki Arap rejimleri kendi topraklarını ve halklarını korumaktan acizdiler. Aslında gayrimeşru Siyonist varlığı korumak için yaratılmışlardır. Hem bu işlevlerini hem de Tekfirciler konusundaki görevlerini layıkıyla yerine getirdiler. Arap rejimleri tekfirci projeyi canlı tutmak için para, materyal ve diğer desteklerini esirgemediler.

Siyonist proje ABD ve İsrail’e bağımlı olan ve halklarını temsil etmeyen Arap rejimler ile seküler Filistinli gruplar olageldiği sürece başarılıydı. 1980’leri ortalarında ise Filistin’de İslami hareket yeni bir gerçeklik olarak ortaya çıktı. Bu hareketi de Hamas ve İslami Cihad gibi direniş grupları temsil ediyordu. Bu hareketler görüntüyü aşamalı olarak değiştirdi ve direniş kapasitelerini öyle bir noktaya getirdi ki Siyonist saldırganlıklar cevapsız kalmamaya başladı. Yüzölçümü olarak ufak bir yer olan Gazze’ye geçtiğimiz Temmuz-Ağustos aylarında gerçekleşen saldırılar bunun bir örneğidir. 2006 yılında Hizbullah Lübnan’daki Siyonist saldırganlığa karşı nasıl kahramanca savaşıp bedel ödetti ise Gazze’deki direniş de denklemi kökünden değiştirmiştir. Artık Siyonist İsrail ağır bir bedel ödemeden Gazze ile savaşamayacaktır.

Ancak İsrail ile patronu ve mali destekçisi ABD için savaş bir ihtiyaçtır. Bu ikisi sadece savaş bağımlısı değildir; İsrail için barış bir tehdittir. ABD halkı eğer barış varsa neden her yıl İsrail’e milyarlarca dolar yardım yapıldığını sorgulamaktadır. ABD ve özellikle askeri-sanayici-bankerler için savaş bir bağımlılıktır. Bu grup için savaş hem başka ülkelerin kaynaklarını ele geçirme hem de Amerikan halkını korkutarak yanlarına çekmek için bir ihtiyaçtır. Çekiç sendromu: eğer elinizdeki tek alet çekiç ise tüm sorunlar size çivi olarak görünür (11 Eylül saldırılarının hemen ardından General Wesley Clark’ın Pentagon’da ettiği söz).

Amerika ve İsrail bu sürekli savaşlardan ne beklemektedir? Suriye’deki rejim değişikliği ve akabinde İslami İran’a saldırı ABD’nin nihai hedefidir. Siyonist İsrail için Filistin direnişinin tamamen yok edilmesi ve tüm Filistin ile Nil’den Fırat’a kadar olan bölgenin işgali amaçlanmaktadır.

Bu ikiz şeytanların amaçlarına ulaşıp ulaşamayacağı tartışmalı bir konudur zira Müslümanlar ve mantıklı düşünen Gayrimüslimler arasında ABD-İsrail planlarına karşı bilinçlenme artmaktadır. Yine de bu ikizler sert bir direnişle karşılaşmadan vazgeçmeyeceklerdir. 

Çeviri: Gürkan Bayır