Amerikan vatandaşı iki gazetecinin, kafası kesilerek hunharca öldürülmesi hadisesi, IŞİD’e karşı bölgedeki siyasetini değiştirmek konusunda tereddüt yaşayan Obama yönetimini, “ihtiva” politikasından “alt etme/bozguna uğratma” politikasına doğru geçişe zorladı.

IŞİD’i geri çekilmeye zorlamak biraz sorunlu bir mesele gibi görünüyor. En başta örgütün kontrol altında tuttuğu bölgelerle alakalı istihbarat bilgileri tam net değil. Ayrıca,  bir kısmı şehirlerde yaşayan IŞİD militanlarını hedef almak zor ve riskli görünüyor. Ama Başkan Obama, -Üsame b. Ladin’in öldürülmesi olayı dışında- teröristleri yok etmek için insansız hava araçlarıyla havadan saldırma geleneğini bırakmıyor. Zira kendi yönetimi, IŞİD’e karşı bir kara harekâtına sıcak bakmıyor.

Bu itibarla ABD çatısı altında oluşturulacak bir koalisyon IŞİD’in hezimete uğratılmasında kilit rol oynayacak gibi görünüyor. Ancak Birleşik Devletlerin, bu koalisyonda yer alacak ülkelerin seçiminde titiz davranması gerekiyor.

IŞİD’in öldürdüğü ikinci Amerikan gazeteci Steven Sotloff’tan sonraki hafta ABD yönetimi, üst düzey yetkililerini, IŞİD’e karşı oluşturulacak koalisyondaki ülkelerin taahhütlerini almak üzere bölgeye gönderdi. Amerikalı yetkililer IŞİD’e karşı mücadele konusunda Irak’a ve gerekli görülürse Suriye’ye, bilfiil asker gönderebilecek ortaklar aramak üzere, geçtiğimiz günlerde Riyad, Amman ve Ankara’ya gittiler.

Arap ülkeleri, -90/91’deki Körfez Savaşı hariç- ABD’nin tavrına benzer bir tavır takınmak ve askerleri gücünü sahaya sürmek konusundaki istek ve kararlığını bir kez daha ispatlamış oldu. Ancak hiç şüphe yok ki Amerikan yönetiminin, bu konuda, gün geçtikçe azalan inandırıcılığı, işleri içinden çıkılmaz hale getirecek ve Obama, bu adımın başarısı konusunda müttefiklerini ikna etmekte zorlanacaktır.

Türk kaynaklarından edinilen bilgilere göre Ankara, IŞİD’e karşı mücadelede Kürt Peşmerge güçlerini desteklemeye başladı. Fakat aynı zamanda Ankara’nın, peşmerge güçlerinin bölgedeki etkinliğinin daha çok arttırılması yönündeki ABD’nin taleplerini geri çevirdiğine dair raporlar da var.

NATO üyesi olan ve aynı Orta Doğu’da en büyük askeri gücü elinde bulunduran Türkiye IŞİD’e karşı mücadelede kararından vazgeçmiş ve yükümlülüklerini daha da arttırmış durumdadır. Recep Tayyip Erdoğan’ın,  IŞİD’e karşı takınılacak tavır sebebiyle örgütün elindeki Türk rehinelerin hayatlarını daha da çok tehlikeye atmaktan endişe duyması son derece normal. Ancak en iyi ihtimalle Türkiye, IŞİD hedeflerini vurması için koalisyon güçlerine İncirlik havaüssünü açabilir.

Buna ilaveten Ürdün’ün, oluşturulan bu koalisyona katkı sağlayıp sağlayamayacağı netlik kazanmamış durumdadır. Kral Abdullah, 2003 yılında Irak savaşı esnasında koalisyon güçlerine destek vermek hususunda çok istekliydi. Ancak son zamanlarda Ürdünlü parlamenterler askeri bir müdahaleye Ürdün’ün katılmaması yönünde büyük çapta bir kampanya başlattı.  Ayrıca Ürdün güvenlik güçleri Suriyeli mülteciler ve sınır güvenliği konusunda yaşadıkları zorluklardan dolayı oldukça tedirgin durumdadır.

IŞİD’e karşı mücadelesinde Washington’un bölgedeki müttefiklerinden beklediği kritik desteği bulamayan Obama Yönetimi, İran ve Suriye’nin yardımını bekliyor. Ancak her iki ülkede de Şii bir iktidar var. Her iki ülke de Sünni anlayışa sahip IŞİD’i kendi varlığı için bir tehdit olarak görüyor. Fakat ABD Başkan Obama’nın, “düşmanların düşmanlarıyla” ittifak kurmanın yaratacağı kamuoyu baskısıyla baş etmesi gerekiyor. Çünkü böyle bir adım, Amerika Birleşik Devletleri’ni “Sünnilere karşı Şia ile anlaşmış” konumuna getirmiş olacak. İşte böyle bir gelişme ise, Washington’un bölgedeki müttefikleriyle arasını bozacak ve Sünni kesimin, IŞİD’e daha çok destek vermesine sebebiyet verecektir.

ABD’nin bu ittifakı şüphesiz bununla da kalmayacaktır. Çünkü Amerikan Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre, İran ve Suriye teröre destek veren ülkelerdendir. Üstelik onlara göre Esed, Amerikalıları hedef alan terör örgütlerine destek veriyor. Esed yönetimi 2011 yılından beri 200 bin vatandaşını katletti. Üstelik bunların büyük bir çoğunluğu Sünnilerden oluşuyor. Zaten Suriye’de IŞİD’i bu seviyeye getiren ve güçlenmesine neden olan en önemli sebep Suriye’de Sünnilerin Esed yönetimi tarafından öldürülmesiydi. 11 Eylül olayından önce, İran’ın desteklediği gruplar tarafından öldürülen Amerikan vatandaşlarının sayısı diğer gruplarca öldürülenlerden daha fazladır.

Amerikan yönetimi açısından IŞİD’e karşı mücadelede Suriye’nin hava savunma sistemlerini yok etmeye dönük hava saldırıları düzenlemek veya ılımlı muhalifleri Esed yönetimine karşı eğitmek gibi stratejik adımlar atmak,  İran ve Suriye gibi ülkelerle işbirliği yapmaktan daha öncelikli görünüyor.

Amerika açısından Şam’daki katil diktatör veya Tahran’daki Şii ve İslami bir yönetim IŞİD’in alternatifi olamaz. 11 Eylül olayları üzerinden sadece 13 yıl geçmişken kısa vadeli menfaatler gözetilerek teröristleri bertaraf etmek için teröristlerle işbirliği yapılmaz.

Çeviri: Mehmet Seri Doğru