Yıl 1948…

Siyonist İsrail’in İslam Ümmetinin bağrına bir hançer gibi saplanışı…

Azılı bir topluluğun/düşüncenin Peygamberler yurdunu talan edişi…

İslam Ümmeti ve insanlık için mezkûr tarihten sonra hiçbir şey eskisi olmadı, olamazdı da…

***

Tevhid mücadelesinin havzası olan Ortadoğu’nun son iki yüz yılı Batı’nın askeri, siyasi ve kültürel tahakkümü altında geçti; işgal edilen topraklar, Batılı değerler ile ifsad edilen nesiller, yağmalanan doğal kaynaklar vs…

Süper güç olma iddiasını taşıyan her emperyalist devlet gözünü Ortadoğu’ya dikti. İhtiyacın binlerce kat fazlası üretilen malları pazarlamaları için yeni bir ticari pazar gerekiyordu. Üretime esas teşkil eden hammaddeyi de, dilediklerince bulabilecekleri yer bu coğrafya idi. Jeo-politik önemi çok fazlaydı. Ayrıca tarih sahnesindeki savaşların temel nedeni olan din faktörü de bu topraklarda hayat bulmuştu kendine.

***

Arka planda emperyalist devletlerin uzun vadeli planlarını dayatan Osmanlı paşalarının 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat fermanlarını okumaları, içerideki ihanet şebekeleri marifetiyle dışa borçlanma ve manevi/kültürel dinamiklerin sistematik şekilde asimile edilişi, I. Dünya Savaşı ile dağılan güç ve arkasından Hilafet’in ilgası, akabinde II. Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımlar…

İslam ülkeleri, II. Dünya Savaşı’nın ardından 45 sene süren soğuk savaş döneminde, dünyaya egemen olan iki kutup arasında seçim yapmak zorunda bırakıldı. Hilafetin ilgası ile birliğini tamamen yitirmiş olduğundan, hayatta kalması için varlığını ya komünist Doğu’ya ya da kapitalist olan Batı’ya dayaması gerekliliği fikrine dûçâr oldu ve süreç aynen böyle gelişti. (Bu duruma istisna olarak, halk hareketi ile ortaya alternatif koyarak başarıya ulaşan sadece İran İslam Devrimi oldu.)

Hülasa, İslam dünyası, yıkıcı savaşların ardından soğuk savaş döneminde de, her rüzgârda uçuşan dalından kopmuş yapraklar gibi bir oraya bir buraya savruldu. Önem ve görevleri sadece, emperyalistlerin çıkarlarını teminat altına alan edilgen birer nesne olmak oldu.

***

Birliğimizin/gücümüzün dağılmasının verdiği kolaylıkla, Theodore Herzl tarafından 1896’dan itibaren tasarlanıp vücuda gelen siyonist hareket, İngilizlerin marifetiyle 14 Mayıs 1948 tarihinde Ortadoğu’nun bağrında İsrail devletinin kuruluşunu ilan etti. Bu tarihten itibaren İsrail hiçbir uluslararası hukuku tanımaksızın katliamlar tarihini başlattı; Suriye, Libya, Beyrut, Sabra ve Şatilla, Kudüs, Gazze, Mavi Marmara katliamları… Binlerce Müslümanı dünyanın gözü önünde pervasızca katlederek şehit etti. İsrail, işgalci politikalarından vazgeçmeyeceğini hiçbir zaman dile getirmekten çekinmedi.

ABD’nin İsrail’e kayıtsız şartsız destek verdiği…

Siyonist İsrail lobisi, Amerikan siyasal sistemi içerisinde Amerika ile İsrail arasında özel, yakın ve vazgeçilemez ilişkiler geliştirilmesi için mücadele vermektedir. Gruplar arasında farklı tutumlar olsa da, Amerikan’ın İsrail’e kayıtsız şartsız destek vermesi konusunda tam bir görüş birliği vardır. Nitekim, dönem dönem dünya kamuoyunun İsrail’in katliamları karşısında duyarsız kalamadığı durumlarda dahi, tevili mümkün olmasa bile Amerikan dış siyaseti bu tutumu sergilemekten çekinmedi.

İsrail Amerika’nın bölgedeki teminatıdır.

Ortadoğu’daki gelişmeleri, siyonist politikalardan bağımsız tutamayız. Bölgemizde her ne oluyor ise, durum tespiti yaparken İsrail’i ve Amerika’yı merkeze koyup, İsrail ve Amerika’nın lehine mi yoksa aleyhine mi sonuçlar doğuruyor diye sorgulama yapmak mecburiyetindeyiz.

Süperlerin, süper olma iddialarını sürdürebilmesi için Ortadoğu’da “paylarına düşeni” almaları gerekir. Aslan payının talibi ise her daim Amerika olmuştur. Amerika, İsrail ile bölgedeki çıkarlarını teminat altına almaktadır. Ancak bu durum, emperyalistlerin bir müstemlekeyi kullanarak kendilerini güvence altına alma politikasına benzemez. Amerika tüm anlatılanlar ile birlikte İsrail’in güvenliği için de bölgede var olmak zorundadır. Amerika ile İsrail iç içe geçmiş ayrılmaz bir bütündür.

Son dönemlerde adını sıkça duyduğumuz ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, 2013 yılında siyonist bir kuruluşun konferansındaki konuşmasında, İsrail’e sonsuz desteklerini vurgulayarak hiçbir başkanın Barack Obama kadar İsrail için çalışmadığını belirtti ve sözlerine şunları ekledi;

“Eğer bir İsrail olmasaydı çıkarlarımızın korunabildiğinden emin olmak için bir tane (İsrail) icat etmek zorunda kalabilirdik”(*)

***

İslam ümmetinin geçirdiği zor sürecin kısaca çerçevesini çizdikten sonra, gelmek istediğimiz noktada aslında “psikolojik bir sapma” duruyor. Bu sanrı İsrail’den de daha “şerlilerin” olduğu inancına kayma eğilimidir. Bu halüsinasyonu görme sebebimiz, içinde bulunduğumuz son yıllardaki düşman tanımımızdaki köklü değişikliklerdir.

İsrail ile kıyaslama yanlışı

Hiçbir hukuku tanımayan İsrail ile düşmanlık noktasında yapılacak her kıyaslama, İsrail’in iştahını kabartacak türde olacaktır. Bugün siyonizm dünyanın bataklığıdır. Diğer kötülükler bu bataklığın ürettiği sivrisineklerdir. “İsrail’den daha zalim” , “İsrail bile bu kadar zulmetmedi” kabilinden yapılacak her kıyas;  bataklık ile sivrisineği kıyaslamak olacaktır ve bizleri, sivrisineklerin yok olması için bataklığın kuruması gerektiği gerçeğinden her gün daha fazla uzaklaştıracaktır. Sonuç olarak, Müslümanların her zaman karşısında sahte bir düşman var olacak, enerjimiz/gücümüz/birliğimiz dağılıp gidecektir.

Siyonist yapı dünya ölçeğinde ekini ve nesli helaka uğratmaktadır.(Bakara:205) Ortadoğu sakinlerini ve hatta ezilmiş tüm halkları bir insan vücuduna benzetecek olursak, İsrail bu vücuttaki ıslah olmaz kötü huylu tümördür, yani kanserli hücredir. Tıbba göre kanserli hücre ile mücadele edilmez ve bünyeden söküp atılamazsa tüm vücuda yayılır ve biyolojik ölüm gerçekleşir.

***

Nasıl ki Kâbe ümmetin kalbi ise Kudüs’te aklıdır. Kalbi özgürleştirmek için önce aklımıza vurulan zincirleri kırmamız gerekir. İşgal rejimi ile aklımız tutulmuştur. Öfkemizi birbirimize değil, bizim için şedit olan gerçek düşmana yöneltmeliyiz. Kudüs’e giden yol sadece İsrail’in söküp atılması ile yine Kudüs’ten geçer, başka hiçbir yerden değil…

***

Özgür Kudüs’te buluşmak duasıyla, tüm Kudüs sevdalılarının Dünya Kudüs Günü kutlu olsun.

(*)http://www.milligazete.com.tr/haber/Israil_olmasaydi_biz_icat_ederdik/293377#.VZxFifk5_Dc