İnsanlığın kurtuluş reçetesi olan Asr suresi, kurtuluş çağrısını dört temel üzerine inşa eder. Bunlar iman etmek, salih amel işlemek, hakkı tavsiye etmek ve sabrı tavsiye etmektir. Asr suresinin akışı bu dördünün birliğini ifade eder. Yani biri olmadan kurtuluş mümkün değildir. Kurtuluşa giriş kapısı imandır. Ancak iman ettiğini iddia eden bir kişi kendisini ve toplumu iyilik yönünde değiştirici/dönüştürücü bir eylemde bulunmuyorsa imanında eksiklik vardır. Aynı şekilde toplumu ve kendini değiştirme ve dönüştürme iddiasındaki bir kişi de hakkı tavsiye etmiyor ise tebliğde bulunmuyor ise salih amel işlemiyor demektir. Hakkın tavsiyesi de ardından hak olanda sabrı tavsiye etmeyi zorunlu kılar. Çünkü insan, varoluşunun en başından bu yana kendisini hak yoldan saptırmaya azmetmiş bir düşmana sahiptir. Bu düşman karşısında kurtuluşa ermek isteyenlerin birbirlerini hak yolda tutmak için sabrı tavsiyeleşmeleri gerekir.

Asr suresi, önce iman edip, sonra da bu imanının bir gereği olarak hem kendi nefsini değiştirip kulluk, hem de insanlığı değiştirip halifelik görevini yerine getirme gayretinde olanlara davet ve irşaddan oluşan tebliği kurtuluşun zorunlu bir ameli olarak buyuruyor. Burada davet, hakkın tavsiyesi iken, irşad da sabrın tavsiyesidir. Sabır, müminin hayat boyu sürecek olan mücadelesinde sürekli olgunlaşmasını sağlayan bir haslettir. Hiç durmayan ve zaafa düşmeyen bir düşman karşısında sabır sarılacağımız tek silahtır.

Sabrın tavsiyesinin imkanı, inanan insanların kendi içlerinde birlikteliklerini ve kollektif yapılarını kurmalarıyla mümkündür. Bunun tarihsel olarak en önemli göstergelerinden birisi peygamber efendimizin Medine’ye gelişinde yaptırdığı mesciddir. Bu mescid, islam toplumunu oluşturan bireyleri cem etmiş, birbirleriyle buluşturmuş, buluştuklarındaki gündemlerinin, dertlerinin İslam olmasını sağlamıştır. Mekke’de de, bu birleştirici ve koordine edici rolü Erkam’ın evi oynamıştır. Dolayısıyla iman edip, imanlarının gereği salih amel işlemek niyetinde olan kişilerin bunları yapabilmeleri için kollektif bir yapıyı organize etmeleri gerekir. Bir cemaat olmak, Asr suresinin buyruklarını yerine getirebilmek için de önem arz eder.

Sabrı tavsiye etmek, bizden saydıklarımızı gündemimizde tutup, yetiştirme ve geliştirme bilincinde olmak demektir. Kazanılan bir kalbin istikamet üzere korunması demektir. Bulunan bir cevherin işlenmesi demektir.

Bu amel, bize verilen ilahi görevi, kulluk ve hilafet görevini, sürekli gündemimizde tutmayı ve yaşam amacımızı unutmamayı gerektirir. Sürekli diri olmayı, çevremizi diri tutmayı sağlar. Bize bitmeyen bir devinim kazandırır. Kendi enerjisini üreten bir motor gibi, dışa bağımlı olmadan kendi motivasyonumuzu korumamızı sağlar. Diri tutmaya çalışırken, diri kaldığımız için her sabır tavsiyesi, her yetiştirme faaliyeti, kendimize katkı sağlar. Biz sabrı tavsiye ederken, nefsimizde bu tavsiyeden nasibini alır. Böylece şeytanın ayaklarımızı kaydırmasını da zorlaştırmış oluruz.

Peygamber efendimize ve ondan önceki peygamberlere baktığımızda genellikle gençler içinden edindikleri ashaplarını bir ömür boyu yetiştirdiklerini görürüz. Bir ömür boyu mücadele bitmediği gibi tavsiyeleşme de bitmez. Karşılaşılan her bir zorluk, ilerlenen her bir merhale, şeytani düzenler karşısında iman etmiş olanların farklı konularda ve farklı düzlemlerde tavsiyeleşmelerini zorunlu kılar.

Sabrı tavsiyeleşmeyi bırakan, elindeki cevheri işlemeyen, yanındakini yetiştirmeyen bir İslami hareketin, toplumu değiştirme ya da dönüştürme iddiası yersizdir. Kendisini değiştirmeyen, dönüştürmeyen ve geliştirmeyen bir İslami hareket ya da oluşum, toplumu değiştirip, dönüştüremediği gibi kendisi de şeytani düzenlerin estirdiği rüzgarlar karşısında mevcut konumunu koruyamaz. Bu tür yapıların varacağı nihai durak yok oluştur, kendi varlığını inkardır.

Toplumsal dönüşüm iddiasında olan tüm yapıların mutlaka kendi içinde başlayan bir dönüştürme ve geliştirme bilinci olmalıdır. Rad suresinin 11. Ayeti, kendilerinde olanı değiştirmeye gayret etmeyen toplumlar için Allah’ın değişim vaat etmediğini vurgular. Bu vurgu kendi içimizdeki dönüştürme, değiştirme ve yetiştirme bilincinin önemini ifade eder. Böyle bir bilince sahip olmadan kendini sürekli olarak yenileyen bir düşmanla başa çıkmak mümkün değildir.

İnanan insanların, inandıkları yolda ayaklarını sabit tutabilmeleri için şeytanın üzerlerine sıçrattığı pislikleri temizlemeleri gerekir. Bir el kendisindeki pisliği temizlemek için nasıl ki diğer ele ihtiyaç duyuyorsa, sırat-ı müstakimde kalmak için biz de kardeşimize ihtiyaç duyarız. Şeytan bizi kirlettikçe, bizi temizleyecek bir el ararız, onun da bizi aradığı gibi. Bu karşılıklı ilişki, müminlerin birbirlerini temizleyen iki el gibi, birbirlerinin velileri olmalarını sağlar.

Böylesi bir velayet bağı, şükrünü eda edemeyeceğimiz bir nimettir.