“Tüm Müslümanlar bir kova su dökse İsrail’i sel alır.”

Rahmetli İmam Humeyni’ye ait olan bu söz, eylem ne kadar basit olursa olsun, bir olmanın, ümmet olmanın, o eylemi ne kadar büyük bir güce dönüştürdüğünü en iyi anlatan sözlerden biri olarak belleklerimizde.

Hoyrat düşmanların güçlerini paradan, askerden, teknolojiden, siyasetten daha çok bizim ayrılıklarımızdan aldığını söylüyor bize.

Mezhepçilik, kavmiyetçilik, hizipçilik, bencillik gibi hastalıklarımızın bizi Merkavalardan daha çok vurduğunu anlatıyor.

Benlikten, bencillikten, büyüklenmekten, haset etmekten kurtulmayanların gerçek düşmanı göremeyeceği, ateşin karşısında kendini sokan akrep gibi, kin, düşmanlık ve öfke ateşinde kendi kardeşini sokabileceği konusunda bizleri uyarıyor.

Düşmandan kurtulmak bu kadar kolay olmasına rağmen, düşmanın bizi birbirimize düşürmesinin daha kolay olduğunu vurgulayıp, İsrail’i tel’in mitinglerinde, İsrail’e direnen çizgiye kahrolsun diyebileceğimizi öngörüyor bu söz 36 yıl öncesinden.

***

Her zamanın büyük şeytanı karşısındaki Müslümanların gücünü bölebilmek için fitne ateşini canlı tutmuş, Müslümanların nefislerindeki kibir, kendini beğenmişlik, haset, fırkacılık, mezhepçilik, kavmiyetçilik gibi hastalıkları beslemiştir. Bu hastalıkların müptelası olan ümmet, düşman karşısında birleşmek yerine hep tefrikada olmuştur.

Zamanın büyük şeytanı İngiltere, Osmanlı karşısında Vahhabileri destekleyip, Arap isyanlarını körüklemiş, Arapları özgürleştirmesinin bir sonucu olarak 1918’de İsrail’in temellerini atmıştır. Temelinde ümmetin tefrikası ve ümmetin içine düştüğü fitne olan İsrail, yine Müslümanların tefrikasından ve fitneden beslenmeye devam ediyor.

Zamanın büyük şeytanı Amerika ve mutlak şerden ibaret Ortadoğu temsilcisi İsrail, hem varlık sebebini, hem de varlık imkanını, bu fitne ve ayrılıklardan sağlıyor. Oluşan en küçük bir birlik ve ortak hareket karşısında yaşadığı hezimetler, İsrail’in vahdet karşısında hiçbir şansı olmadığını gösteriyor. Bu yüzden İsrail, tüm varlık yatırımını fitneci hareketler üzerine inşa ediyor. Tüm tekfirci ve mezhepçi yapıların İsrail tarafından desteklenmesi de bu yüzden.

Amerika ve İsrail, kendilerini hedef tahtasına oturtmayan ve hedefi saptıran tüm hareketleri en azından engellemeyerek, gelişmelerine ortam sağlayarak güçlendiriyor. Böylelikle hiç değilse Müslüman ümmetin düşman sayısını arttırıp, hedefin sapmasını sağlıyor. Düşmanlar arttıkça birliktelikler artmıyor. Aksine ayrılıklar ve fitne artıyor.

***

Bir kova su dökmekle İsrail’i sel alır mı?

Hep birlikte yapılabilirse evet.

Evet, tüm Müslümanlar ortak bir hedefe kilitlenip, fitnenin merkezine yönelip, bin yıllık kanser mikrobunu bünyelerinden söküp atabilirler.

Etrafı mübarek kılınmış toprakları, ilk kıblegâhımızı, miraç kürsüsünü kurtarabilirler.

Zulmü yok edip adaleti tesis edebilir, karanlıkları yok edip insanlığı aydınlatabilirler. Bu noktada güç Müslümanların elindedir. Çünkü karanlık varlığını ışığın yokluğuna, zulüm varlığını adaletin yokluğuna borçludur. Ne zulmün ne de zulmetin kendi başına bir varlığı ve değeri yoktur.

Ancak bunu yapabilmek için, fitnelere dalmamak ve birbirimize düşmemek için önce kendi içimizdeki karanlıklarla ve kendi içimizdeki zulümlerle mücadele etmeliyiz.

Birbiriyle kardeş olamayan, kardeşini sevemeyen, kardeşine büyüklük taslayan, ona düşmanlık eden, onu kıskanan, onun karşısında düşmanlarla ortaklık kuran, mezhepçi, milliyetçi, kavmiyetçi, hizipçi bir yapının ümmet olarak adlandırılabilmesi mümkün değildir.

Bu hastalıklar kalplerimizdeyken, yeryüzüne şifa olamayız. Kendi içimizde adil değilken adalet dağıtamayız. Kalplerimiz kararmışken insanlığı aydınlatamayız. İsrail içimize yerleşmişken İsrail’i söküp atamayız.

Allah’ım bir kova su ile İsrail’i yıkabilecek bir ümmet olmayı nasib et bize.