İslam'da farklı görüşlere karşılıklı saygı çerçevesinde izin verilmiştir. Mezhepçilik ise Müslümanların birbirlerini tekfir etmesine ve hatta öldürmesine yol açan, kasıtlı olarak yaygınlaştırılmaya çalışılan bir nefret ideolojisidir. Bu nefret ideolojisi dışlanmalı ve onunla mücadele edilmelidir.

“Ey müminler, Allah'tan gerektiği gibi korkunuz ve mutlaka Müslüman olarak ölünüz.

Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz, Allah'ın size bağışladığı nimeti hatırlayınız… (3:102-103)” (Fizilal'il Kur'an’dan alınmıştır – ç.n.)

Sünni, Şii ya da Vahhabi olsun herhangi bir mezhebe mensup olup da Kur'an'ın bu muhteşem sözlerinden bihaber olan az sayıda Müslüman vardır. Allah (cc) bizleri Müslümanlar ya da Mü'minler olarak tanımlarken bizler başka etiketleri benimseyip işi hemfikir olmadığımız başka mezhep mensuplarını öldürmeye kadar vardırabiliyoruz. Kur'an'ın hiç bir yerinde Sünni ya da Şii kelimeleri geçmezken biz bu tanımlamaları nasıl yapıyoruz?

Kur'an'ın ve İslam tarihinin farklı yorumları olduğu bir gerçektir ancak Müslümanlar olarak yüce Peygamberin (sav) tüm dostlarına sevgi ve şefkatle yaklaştığını aklımızdan çıkarmamalıyız. Tabii ki her sahabe aynı mertebede ya da bilinçte değildi. Ancak Arap, Fars, Rum, Habeşli ve diğer topluluklardan oluşan bir toplum kaynaşarak inanç kardeşliği çerçevesinde bir arada yaşayabilmiştir. Ayırıcı tek ölçü, takvadır.

Ancak günümüzde çoğu Müslüman takvayı kaybetmiş ve buna paralel olarak birbirine karşı nefret dolu iftiralar, ve hatta farklı fikirler taşıyanları öldürmeler sıradan hale gelmiştir. Masumların öldürülmesi konusunda Kur'an'ın ayetleri çok nettir; bu durum tüm insanlığı öldürmeye eşdeğerdir (5:32). Yüce Kur’an’ın bu ayetlerini okuyan ve acımasız katliamlara bulaşmış olanlar dâhil tüm Müslümanlar sanki ortak bir çılgınlığın kölesi gibidirler. Kur’an’ın vasat ümmet olarak tanımladığı bu insanlar nasıl olup da yollarını kaybettiler ve dar kafalı mezhepçiler haline geldiler? Mezhepçilik yüzünden Müslümanların bilim, astronomi, tıp, matematik, devlet idaresi gibi insanlığı ilgilendiren konularda geri kaldığı bir gerçektir. Mezhepçilik Müslümanlara düşman yazarların acımasız saldırıları karşısında İslam’ın mesajını dünyaya yayan bir silah da değildi. İslam medeniyeti daha önce hiç görülmemiş bir biçimde 1000 yıl kadar devam etmişti.

Müslümanlar arasındaki ayrılığın tarihsel sebeplerinden en önemlisi Peygamber’in (sav) vefatından sonra kimin halife olacağı konusudur. Ancak İmam Hüseyin’in (ra) şehadeti (H. 60 – M. 680) bu ayrılığı oldukça keskinleştirmiştir. Kerbela trajedisinden önceki dönemlerde de iktidarı gasp edenler hilafeti yozlaştırarak kendi mülkleri haline getirmişlerdi. Cezayirli yazar Malik bin Nebi bu durumu “Cahili (ya da asabiye) ruh ile Kur’an ruhunun (adalet) mücadelesi” olarak tanımlanmıştır.

Mezhepçilik ilk olarak ve genellikle siyasi bir meseledir ve teolojik olmaktan uzaktır. Meşruiyet sorunu yaşayan iktidarlar tarafından kullanılmıştır. Müslümanların ham duygularıyla oynayarak onları meşgul etmek istemişlerdir. Sahabeye hakaret edilmemesini söyleyenler kesinlikle haklıdır. Peki kimler sahabe olarak nitelendirilebilir? Bunun tartışmasına girmeden Muaviye’nin İmam Ali başta olmak üzere Ehl-i Beyt’e karşı başlattığı karalama kampanyası görmezden gelinebilir mi? Mescid-i Nebevi dâhil bir mescidin minberi kadar aziz bir yer bile bu gayri İslami nefret kampanyasından kurtulamamıştır. Kendilerini “Sahabe’nin askerleri” olarak nitelendiren bu şahıslar bu durumu açıklayabilir mi? İmam Ali ve Ehl-i Beyt “sahabe” sayılmıyor mu?

Sünni – Şii ayrılığında her iki tarafta da korkunç hatalar yapıldığı gerçeğine gözlerimizi kapatamayız. Örneğin Muharrem ayında bazı – hepsi değil – Şii zakirler asil Rasul’a (sav) yakın Sahabe’ye her türlü iftirayı atmayı alışkanlık edinmişlerdir. Bu engellenmelidir. Neyse ki İran İslami Cumhuriyet Rehber’i İmam Seyyid Ali Hamaney bu iftiraların haram olduğunu açıklayan bir fetva vermiştir. Ehl-i Beyt’i sevdiğini söyleyen bu Şii Müslümanlar Rehber’in fetva ve tavsiyesine kulak kesilmeli ve ona göre davranmalıdır.

Tüm sorunlarımızı hemen bitiremeyebiliriz ancak problemlerin kaynağını ve bunların yaygınlaştırılmasından kimlerin faydalandığını anlayabilirsek bir adım atmış oluruz. Merhum Dr. Kelim Sıddıki’nin ifadesiyle “Şiiler daha az Şii ve Sünniler de daha az Sünni olursa ve hepimiz daha fazla Müslüman olursak şu ankinden daha iyi bir durumda olacağız.”

Çeviri: Gürkan Bayır