İsrail dışişleri bakanı Avigdor Liberman ikili bir hayat yaşamaktan bıktı. 2 Haziran günü Interdisciplinary Center Herzliya'da yaptığı konuşmada herkesi şaşırttı: "Pek çok gizli görüşmeye şahit oldum. Arap dünyası psikolojik engeli aşmak zorunda. Gizli görüşmelerde dost gibi görünüyorlar. Muhabbetleri de hoşunuza gidiyor. Ama sonra uluslararası bir toplantıda rastlayınca size düşman muamelesinde bulunuyorlar. Ben de onların işini zorlaştırmak istiyorum. Diplomasiden bahsediyorum, her şey masada olmalı, gizli anlaşmalarda değil."

Böylece Liberman İsrail'in Arap dünyasının büyük bölümüyle geliştirmiş olduğu bağlantılar ve gizli ilişkiler ağının karmaşık yapısını deşifre etmiş oldu. Öyle ki bunlardan bazıları İsrail'i resmi olarak tanımayan ve ona karşı iftira ve saldırı için hiçbir fırsatı kaçırmayan ülkelerdi. Bu gizli ilişkiler özellikle son birkaç yılda gelişerek tüm zamanların zirvesine ulaştı. Bu ilişkilerin itici gücü bölgesel hegemonya peşinde olan İran ve Ortadoğu’yu sarmış olan Sünni-Şii savaşıydı.

Liberman'ın açıklamaları Mossad eski müdürü Meir Degan'ı hatırlatmaktadır: "İsrail bir metres gibidir. Herkes onunla gizlice görüşür ve iyi vakit geçirir. Yine de kimse onunla ortada görünmek istemez."

Liberman'ın bu açıklamayı yapmak için tercih ettiği gün de ilginçti. Hamas'ın da dâhil olduğu Filistin yeni teknokratlar hükümetinin yemin günü ve ABD'nin de bu hükümetle çalışabileceğini ve eylemlerine göre değerlendirme yapacağını açıkladığı gündü. Yine aynı gün benim daha önceki yazımda ortaya koyduğum senaryonun ilk sahnesinin gerçekleştiği gündü. Yani İsrail'in kendisini tüm dünyaya karşı büyük bir izolasyon ve kışkırtma içerisinde bulabileceği senaryosu.

Liberman'ın açıklamalarından onun da bir zamanlar Arap dünyasının kıdemli siyasetçileriyle ilişki ve bağlantıları olduğu sonucu çıkarılabilir. Bu ülkeler Mısır ve Ürdün gibi İsrail ile resmi ilişkileri olan ülkelerle sınırlı değildi. Liberman ilk bakışta Arapları "hırsla yol eden" birisi gibi görünmektedir. Acımasız bir köktenci olarak hiçbir provokasyon fırsatını kaçırmamıştır. Onun ilişkilerinden haberdar olanlar Arap dünyasının her tarafında tanındığını da bilmektedir. İşiyle yüzeysel olarak ilgilendiği dönemlerde bile kıdemli Arap siyasetçileriyle ilişkilerini kesmemiştir. Kendi diplomatik ve politik kapasitesi ölçüsünde Arap yetkililerle ilişkiler kurmuştur ve sürdürmeye devam etmektedir.

İsrailli istihbaratçılar Arap meslektaşlarıyla daima profesyonel bağlantılar içinde olmuşlardır. Arap dünyasındaki bazı suikast ve darbe girişimleri Batılı istihbarat örgütlerinin erken uyarıları sayesinde etkisizleştirilmiştir. İçinde bulunduğumuz dönemi özel bir hale getiren ise bu bağlantıların istihbarat örgütlerinin gizli ilişkilerinden daha öteye geçmesidir. Artık üst düzey politikacılar arasında görüşmeler gerçekleşmektedir. Aslında İsrail ılımlı Sünni ülkelerle bir çeşit pakt oluşturmuştu; ortak düşman İran'a karşı. Devlet başkanlarının da katıldığı kapsamlı görüşmeler bu pakt kapsamındaydı. İstihbarat paylaşımı söz konusuydu. Ama hepsinden öte Suudi Arabistan ile Körfez ülkelerinin ABD'ye uyguladığı kesintisiz baskı da önemliydi. ABD'nin en önemli dostlarından sayılan İsrail için Washington bu paktın arabulucusuydu.

Ancak görüldüğü üzere Liberman bu yaklaşımdan sıkılmış vaziyette. "Eğer bizi istiyorsanız gardroptan çıkmalısınız" demektedir. Yaptığı konuşmada Liberman bölgesel bir anlaşmanın genel hatlarını ortaya koyup Filistinlilerin İsrail ile kafalarına göre anlaşma yapamayacaklarını söyledi. Ona göre o dönem artık kapanmıştır. Böyle bir anlaşma imzalayıp karşılıklı talepler kadar çatışmalara da nokta koyacak bir Filistinli lider yoktur. Böylece Liberman "Bir anlaşmadan bahsediyorsam ilke ve en başta ılımlı Arap dünyasıyla bölgesel ve ticari bağlardan söz ediyorum. Bugün ayırıcı çizgi ılımlılar ile aşırılar arasındadır. Bölgesel bir anlaşmadan da kastım Fars Körfezi ülkeleriyle tam diplomatik ilişkilerdir. Filistinliler kendi başlarına bir anlaşma imzalayamazlar. Bütün dünya bugün bölgedeki sorunun İran ve dostları olduğunun farkındadır. Filistinliler ile bölgesel bir anlaşmaya varınca Madrid Dörtlüsüne (BM, ABD, AB ve Rusya) ihtiyacımız kalmayacaktır."

İsrail dışişleri bakanına göre "Arap dünyasının bugün ilgilendiği konuların başında İran gelmektedir. Bunun ardından İsrail'deki İslami hareket Hamas'ı da içeren Müslüman Kardeşler meselesi ve el-Kaide gelmektedir. Bu iki güç ile mücadele etmek Arapları bizden daha fazla ilgilendirmektedir."

Bu konuşmada Liberman üstü kapalı olarak İsrail'i vizyonsuzlukla suçladı. Eleştiri oklarının hedefindeki isim Başbakan Benjamin Netanyahu’ydu; zira olayları başlatmak ya da yönetmek yerine tepki vermekle yetiniyordu. "Kuzey Amerikalı ya da Avrupalıların zihninde barış, ulaşılması yıllar alacak bir şeydir. Her devlet adamının bir siyasi oluşuma üye olmanın ötesinde bir vizyona ve ona ulaşma ideali ve arzusu olması elzemdir."

Liberman kendine göre kendisini Netanyahu'dan ayırmaya çalışmıştır. Netanyahu kendi Likud partisinin radikal üyelerinin insafına muhtaç bir başbakandır ve açık bir hedef oluşturma ve bir vizyon formüle etme kaygısı taşımaktadır. Diğer yandan Liberman ise kendisini engelleyen bu tip yükler taşımadığı için daha rahat düşünmekte ve çok net bir vizyona sahip olabilmektedir.

İşte bu yüzden Liberman'ın düşünceleri eyleme geçirilememektedir. İsrail'in Arap dünyası ile artan ilişkileri bağlamında şu anda ne konuşacak birileri ne de konuşulacak bir şeyler vardır. Günışığı altında görünmeye hevesli tek kişi metrestir ve bu yolda yalnızdır. Aşıkları ise onun yatak odasının karanlıklarında saklanmaya daha heveslidirler.

Liberman'ın gözardı ettiği bir diğer husus da umut bağladığı "ılımlı devletlerin" ikili oyunudur. Ilımlı da olsalar (Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'a karşı isyan başlatan) IŞİD gibi cihadcı ve radikal İslamcı terörist unsurları desteklemektedirler. Radikal İslam'ın yükselen ruhu ile birlikte IŞİD Orta Doğu'daki en önemli gruplardan biri haline gelmiştir. Çok sayıda Avrupalı Müslüman gönüllü olarak Suriye'ye (ya da terör eylemlerinin olduğu başka ülkelere) gidip onlara katılmaktadır. Hayatta kalmayı başaranlar ise evlerine geri dönmektedir.

Bunlardan birisi de Brüksel'deki Yahudi Müzesi'nde 24 Mayıs tarihinde öldürülen İsrailli çift dahil dört kişinin katilidir. Birisi Fars Körfezi'ndeki bu ılımlılara izah etmelidir ki Esad'a karşı savaşmak terörizme ve cihada kaymanın bahanesi olamaz. Ortalığa salıverilen canavar kontrolden çıkmıştır. Durum Sovyet işgali sonrası Afganistan'ı andırmaktadır. Afganistan'ın faturası el-Kaide olmuştur ve aynı şeyin tekrarlanmayacağının garantisini kimse veremez.

Çeviri: Gürkan Bayır