İslam aleminin düşünen beyni: Muhammed Bakır es-Sadr (Biyografi)

Bu haftaki çalışmamızda, Muhammed Burak Çamur; 9 Nisan 1980’de şehid edilen büyük mütefekkir ve ümmet sevdalısı alim Muhammed Bakır es-Sadr’ın hayatını ve düşüncelerini bizlere hatırlatıyor.

İslamî Analiz/Eyyamullah

İslamî Analiz, “Eyyamullah(Allah’ın günleri)” başlığı altında biyografi çalışmalarına devam ediyor.

Bu haftaki çalışmamızda, Muhammed Burak Çamur; 9 Nisan 1980’de şehid edilen büyük mütefekkir ve ümmet sevdalısı alim Muhammed Bakır es-Sadr’ın hayatını ve düşüncelerini bizlere hatırlatıyor.

İstifadenize sunuyoruz:

İslam aleminin düşünen beyni

“Şunu üzerine basa basa söylemek istiyorum ki; ta içinde olduğum bu halkı sıkıntılı zamanlarında yalnız bırakmayacağım ve kanımın son damlasına kadar Allah ve bu halk uğruna çalışacağım.”

Sadr ailesi, İslam ümmetine fayda sağlamış değerli insanların yetiştiği bir ailedir. Bu kişilerden birisi de 9 Nisan 1980 tarihinde Baas rejimi tarafından şehid edilen İmam Humeyni’nin deyişiyle “İslam aleminin düşünen beyni” Muhammed Bakır es-Sadr’dır. Muhammed Bakır es Sadr, 1935 yılında Irak’ın Kazımeyn şehrinde bu ailenin bir ferdi olarak dünyaya geldi. Babası Kerbela’da değerli alimlerden dersler almış dönemin tanınan mercilerinden Seyyid Haydar’dır. Bakır es Sadr, dört yaşında babasını kaybetti. Babasının vefatından sonra abisi İsmail es-Sadr ve amcası Rıza el-Yasin’in gözetiminde yetişti. Bakır es-Sadr maddi olarak zengin olmayan ama ilmi ve dini bakımdan zengin bir ortamda yetişti.

İlkokul eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin de desteğiyle resmi eğitimi bırakır ve aile içi eğitime başlar.

1945 yılında ailesiyle beraber hayatının geri kalan kısmını geçireceği 1920’lerde İngilizlere karşı direnişin merkezi olan Necef’e hicret ederler. On iki yaşında fıkıh, usul ve diğer İslami ilimlerde üst düzeyde eğitim almaya başladı. Necef’e gittikten sonra değerli birkaç üstaddan dersler almaya başladı. Bir çok alimin ve fakihin aksine Muhammed Bakır es-Sadr’ın hayatında çok az öğretmeni olmuştur. Bu büyük alimlerden istifade etmediği anlamına gelmemektedir. İlmi düzeyde gelişmesinin en büyük etkeni bireysel çalışmalarıdır. Günde on sekiz saate varana kadar bireysel çalışmalarda bulunduğu söylenmektedir. Kafasına karıştıran bir sorunla karşılaştığı zaman ilk elde başkalarından yardım istemez, meseleyi uzun uzun düşünür, mesele hakkında derin bir kavrayış sahibi olunca da çözümler üretirdi. İlk kitabı “Tarihte Fedek”i yazdığında on yedi yaşında olduğu söylenmektedir. Hocası Muhammed el-Yasin’in vefatından sonra hiç kimseyi taklit etmediği söylenmektedir; bu da on sekiz yaşından sonra hiç kimseyi taklit etmediğini göstermektedir.

Muhammed Bakır es-Sadr, sürekli ümmetin bulunduğu durumdan kurtulması için “ne yapmalı?”, Allah’ın egemenliğinin yeryüzünde “nasıl kurulacağı?” gibi temel ve önemli sorular üzerinde düşünmüş ve eserler kaleme almıştır. Bu sorulara verilmesi gereken cevaplarda çeşitli konuları barındırdığı için Muhammed Bakır fıkıh, mantık, felsefe, ekonomi, diyalektik, ideolojiler, tarih gibi birçok konudan bahsetmiştir. Çağın problemlerine İslam’ın dünya görüşüne dayanarak cevaplar getirmek ve sorunlara verilen batıl cevapları eleştirmek için eserler kaleme almıştır. “Ekonomimiz” veya “İslam Ekonomi Doktrini” adlarıyla Türkçe’ye de tercüme edilen kitabı; Komünist ve Kapitalist ekonomi sistemlerinin eleştirisi ve çözüm olarak İslami bir ekonomi modeli ortaya koymak için yazılmıştır. Yazıldığı dönemde Müslüman gençler arasında büyük yankı uyandıran “Felsefemiz” isimli kitabını da Irak’ta yaygınlık kazandırılmaya çalışan Komünizm tehdidine karşı kaleme almıştır. Bakır es-Sadr’ın en çok bilinen eserleri bunlar olsa da diğer eserlerinin de alanında önemli eserler olduğu görülmektedir.

Sadr eserlerinde sadece yeni bakış açılarının, yeniliklerin yer aldığı söylenemez; o, yazdıklarının insanlar tarafından anlaşılmasını istiyordu. Halk ile İslam alimleri arasındaki anlaşılmazlık bağının kaldırılmasını istiyordu. Bu yüzden insanların durumu onu ilgilendiriyordu. Eserlerini belli bir sistematik halinde kaleme aldığını söyleyebiliriz. “Yaşadığımız şu devirde Müslüman aydınlar ile halkın kavrama düzeyi arasında derin bir uçurum var. Gerçekten de birçok kişi için, büyük çabalar harcamadan Müslüman aydınların o çok yüksek düşünce seviyesine ulaşmak oldukça zor. Bu yüzden okuyucunun İslami bakış açısının o eşsiz niteliğini fark edebilmesi için bu seviye yükselmesini sağlayacak bir kitapla işe başlamak kaçınılmazdı.” sözü doğrultusunda İslam Okulu adında bir dizi eser kaleme almıştır.

Sadr'ı anlatan bir makalesinde Hasnain Walji şöyle demektedir: “Sosyo-politik konuları ele alış şeklinin açıkça gösterdiği gibi O'nun bakış açısı mezhep ayrılıklarının üstüne çıkmıştı ve bu yüzden O'nun etkisi bir mezhebin taraftarları arasında sıkışıp kalmadı. Aksine bütün Müslüman ülkelerde eserlerinin referans gösterilmesi, O'nun Müslümanlar üzerindeki büyük etkisini yeterince ortaya koymaktadır. Irak siyasal hayatının önemli simalarından Seyyid es-Sadr'ın arkadaşı ve yardımcısı Davud Attar'ın anlattığı şu olayda da bunu açıkça görüyoruz: ‘Ekonomimiz’ adlı eserinin yayınlanmasından sonra, Mısır'da bir alim elinde kitabın bir kopyasını sallayarak, Ezher ulemasının kapılarını vurdu ve onlara şöyle seslendi: Artık çağdaş ekonomi ile ilgili sorunlar üzerine çalışmak size vacip değil, çünkü bu kitabın yazarı herkes için vacib-i kifaye olanı yerine getirdi."

Ayetullah Seyyid Muhammed Bakır Sadr’ın fikirlerinin insanları etkilemesinin sebebi fikirlerine zemin teşkil eden hayatıydı. Genç yaşlardan itibaren İslami mücadelenin içinde aktif bir şekilde yer aldı. Köşesine çekilmiş bir akademisyen, araştırmacı değildi. Ayetullah Sadr, Irak halkını bilinçlendirmek, halk kıyamını sağlayabilmek adına, konularına göre Kur’an-ı Kerim’i tefsir eder. Yaptığı fıkıh derslerini durdurur tefsir derslerine başlar. Bu tavrını, “benim profesyonel işim eserler yazmak, araştırmalar yapmak veya dersler vermek değildir. Benim asıl vazifem, şer-i mesuliyetimi yerine getirmektir” şeklinde açıklar. 

Muhammed Bakır es-Sadr’ın mücadelesinde en önemli özelliği sadece bir bölgenin, hizbin, mezhebin değil bütün Müslümanların sorunlarını ele alması ve onların çözümü için mücadele etmesidir. İslam ümmeti bir bütün olarak ele alıyor ve onun için mücadele ediyordu. Irak’ta birçok kez Müslümanlara vahdet çağrısında bulundu.

“Ben kendimin ve ümmete karşı sorumluluğumun farkına vardığım günden beri Şiilere ve Sünnilere karşı eşit olarak kendimi sorumlu hissettim. Araplara ve Kürtlere karşı kendimi eşit sorumlukta hissettim.” sözleri ile aslında duruşunu net bir şekilde anlıyoruz. Muhammed Bakır es-Sadr ümmetin bir bütün olarak şeytan ve dostlarına karşı mücadele etmesini istiyordu. Bunu Irak halkına yaptığı çağrılarda görüyoruz:

“Ey Irak halkı! Ey büyük halk! Bu çok sıkıntılı zamanlarında sana hitap ediyorum; Ey Arap, Kürt, Sünni ve Şii kardeşim, hayatını cihada adamalısın; zira yapılan baskı herhangi bir mezhebi kapsayıp diğerini dışarıda bırakmamaktadır ya da herhangi bir kavmi kapsayıp gerisini dışarıda bırakmamaktadır. Zira risalet onları vahdete çağırmakta ve hepsini ilgilendiren bir inanç sunmaktadır. Ben kendimi halis bir yol olan İslam yolunda görüyorum.

Aziz kardeşim ve evladım Sünni Müslüman! Ben Şiilerle ne kadar berabersem sizinle de o kadar beraberim ve ben ikinizle de İslam’a aidiyetiniz nispetinde ve Irak'ın maruz kaldığı bu baskı rejiminden kurtulmak yolunda sarf ettiğiniz çaba nispetinde beraberim.

Tağut ve onun yardımcıları Irak'ın Sünni evlatlarına, ‘bu mesele Şiilerin meselesidir’ diyerek, birlikte hareket etmeleri gereken ortak düşmana karşı aralarını açmak istiyorlar.

Ey Ali ve Hüseynin evlatları ve ey Ebu Bekir ve Ömer'in evlatları! Size şunu söylemek isterim ki sorun Şii halk ve Sünni yönetim arasında değildir, unutmayınız ki Ali bin Ebu Talib, Hulafa-i Raşidin döneminde, adalet ve İslam esası üzerine kurulu hilafet yönetimi savunmak için kılıcını çekmişti. Ebu Bekir'in bayrağı altında Ridde savaşlarına katılmıştı ve mezhebi rengi ne olursa olsun hepimiz İslam bayrağı altında savaştık. İslam’a riayet eden Sünni yönetimin yanında cihad edilmesi için daha yarım asır önce Şii ulema fetva vermişti ve bu fetva üzerine binlerce Şii, İslam nizamı üzerine bina edilmiş Sünni devleti muhafaza etmek için canlarını feda etmişti. Fakat bugün rejimin sahipleri Sünni hükümet değildir, halkın başına musallat olmuş bir gurup mütegallibenin hükümetidir, zira Sünni olmak tarihsel olarak Sünni bir aileden gelmek değildir. Bu gün bu mütegallibe tağutlar, Ali’ye ve Ömer'e, ikisine birlikte saygının sınırlarını aşmış, yaptıkları her fiil onların bu saygısızlıklarını biraz daha ortaya koymaktadır.

Ey kardeşlerim! Görmüyor musunuz onlar Ali'nin ve Ömer'in birlikte taşıdıkları İslami şiarları çiğnemekteler.

Sadr aynı zamanda, İmam Humeyni önderliğindeki İran halkının kıyamını desteklemiştir. Bu durumu şu sözleriyle açıklamaktadır: “Ben Müslümanım; Irak ve İran Müslümanları da dahil olmak üzere bütün dünya Müslümanlarının kaderi hakkında sorumluyum ve sorumluluğumun gereğini de yerine getirmek zorundayım. Dini mükellefiyet ise İran ve Irak’la sınırlı değildir. İran İslam İnkılabını ve önderini savunmak da şer’i vazifemin bir parçasıdır.” 

Ayetullah Hekim ile beraber Irak halkını bilinçlendirmeye başladılar. Baas Partisi’ne ve Irak’ta yer alan dış destekli organizasyonlara, fikirlere karşı mücadeleye başladılar. Ayetullah Hekim’in vefatından sonra mücadeleyi devraldı ve korkusuzca Batı destekli zalim Baas Partisi hakkında şu tarihi fetvayı verdi:

“Bismillahirrahmanirrahim. Bu vesileyle Müslümanlara duyurulur: Her hangi bir isim altında Baas Partisi’ne katılmak haramdır ve herhangi bir şekilde bu partiyle işbirliğine girmek, hem zalim ve kâfire yardımcı olmaktır ve hem de İslam’a ve Müslümanlara düşmanlıktır.

Bu fetvadan sonra Baas rejiminin baskısı artmaya başladı. Baas rejimi tarafından Sadr ve arkadaşları doğrudan hedef tahtasına oturtulmuştu. Sadr’ın etrafındaki birçok insan tutuklandı ve şehit edildi. Bunun üzerine Sadr kıyam fetvasını yayınladı:

“Bismillahirrahmanirrahim. Müslüman ve mücahit Irak halkının tümünün Baas Partisi’ne ve yönetici kadrosuna karşı silahlı kıyama girişmesi ve bu küfr partisinin kurmaylarını buldukları her yerde öldürmeleri ve böylece de Irak halkını bu hunharların pençesinden kurtarmaları kifaî farzdır.

Fetvadan sonra Saddam, hemen Ayetullah Sadr’ın tutuklanmasını ve hapse konulmasını emretti. Sadr tutuklandıktan sonra, kız kardeşi Bint’ül Huda İmam Ali’nin (a.s) türbesinde halka hitaben hamasi bir konuşma yaptı, sonrasında halk Ayetullah Sadr’ın biran önce bırakılması için yürüyüşler ve eylemler düzenlediler. Halkın kıyamından iyice korkan Saddam rejimi, onu ev hapsinde tutmak üzere serbest bıraktı.

Sadr hayatta kaldığı sürece Baas rejimi tehdit altındaydı. İran’da zalim şahın devrilmesiyle Baas rejimi aynı akıbete uğramaktan korkuyordu. Muhammed Bakır es-Sadr halk üzerinde etkili bir isimdi ve inandığı değerlerden taviz vermiyordu. Baas rejimi korktuğu için 5 Nisan 1980 tarihinde Sadr’ı yeniden tutukladı ve kendisiyle beraber halkı harekete geçirmemesi için kardeşi Bint’ül Huda’yı da tutukladı. Hızlıca Bağdat’a götürüldüler. 9 Nisan günüde işkenceler altında, kardeşi Bint’ül Huda ile birlikte şehadet makamına ulaştı.

İnna Lillah ve İnna İleyhi Raciun

Yorum Yaz

Yorumlar

ANKETİMİZE KATILIN
Sitemize Nasıl Ulaştınız ?


HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
  • İmsak 04:57
  • Güneş 06:28
  • Öğle 13:13
  • İkindi 16:50
  • Akşam 19:45
  • Yatsı 21:09