Cuma akşamı Kudüs TV'de canlı yayınlanan Üçüncü Göz programına telefonla bağlanan Lübnan İslami Amel Cephesi Başkanı Ehli Sünnet Alimi Dr. Osman Cueyyid Nurettin Şirin'in sorularını cevapladı.

Cuma akşamı Kudüs TV'de canlı yayınlanan Üçüncü Göz programına telefonla bağlanan Lübnan İslami Amel Cephesi Başkanı Ehli Sünnet Alimi Dr. Osman Cueyyid Nurettin Şirin'in sorularını cevapladı.

N. Şirin: Üstad Osman Cueyyid programımıza hoş geldiniz. Bize kısaca Lübnan İslami Amel Cephesi Hareketini tanıtır mısınız?

DR. CUEYYİD: Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Ben Türkiye'deki kardeşlerime selamlarımı iletiyorum sizin televizyonunuz Kudüs TV vasıtasıyla.. Bu kanal Filistin kanalıdır. El Aksa kanalıdır. Tüm Müslümanların, Mesihilerin ve insanlığın değerlerini savunan bir kanaldır. Ayrıca ben  33 günlük savaş neticesinde elde edilen zafer vesilesiyle tüm Müslümanları kutluyorum. Tabii biz Amerika'nın 2003'te Irak'ı işgal ederek bölgeye girmesi ile birlikte Ümmet ile Amerika ve Siyonist düşman arasında yeni bir savaş başladı. Amerika ve İsrail Sünniler ile Şiiler arasında bir savaş olmasını istiyorlardı. Amerika ile İsrail kendileriyle değil, Sünniler ve Şiiler birbirleri ile savaşsın istiyordu. Onlar Şiiler ile Sünnilerin olduğu her bölgede Şiilerle Sünnilerin birbiriyle savaşmasını istiyorlardı. Amerika Irak'ta bu konuda başarılı olamayınca, Refik El Hariri suikasti ile Lübnan'da yine  Sünni-Şii çatışması çıkarmak istedi. Lübnan'da Refik El-Hariri kendisi Sünni bir başbakandı, bölgede Arap ülkeleri arasında önemli bir başbakandı, konumu Lübnan'ın başbakanından daha üstündü, iftira atarak Refik El Hariri'yi Şiiler öldürdü dediler. Böylece Lübnan'da fitne tohumları ekmek istediler.  Hemen bunun ardından Siyonist rejim Lübnan'a saldırdı. Tabii o süreçte Sünni taraf ile Şii taraf arasında kısmi bir kamplaşma oldu. Aynı şekilde Hariri taraftarları ile Hizbullah taraftarlarının  birbirine düşürülmesi amaçlandı. Ancak sonrasında Hizbullah, Emel Hareketi,  birçok Sünni hareketler  aynı şekilde Hristiyanlar  Lübnan'da güçbirliği yaptılar. Böylece Lübnan'da iç savaşa izin verilmedi. Lübnan'da İhvanul Müslimin'den etkilenen İslami amel cephesi aynı Türkiye'de rahmetli Erbakan hareketi gibi fitne tohumlarının ekilmesine karşı durmuştur. Islah için çalışmıştır. İslami Amel Cephesi Lübnan'daki bazı Sünni liderler tarafından kurulmuştur.  Bugünlere kadar gelmiştir. Ben ve Şeyh Bilal Şaban Trablus'ta ve Sayda'da Sünni direniş grupları mesela Fecr Gücü  Siyonist rejime karşı savaşmıştır. Sünni olan Sayda kentinden Siyonist rejimi çıkarmıştır. Bizim hareketimiz, Siyonist rejime karşı direnişi hedefleyen Sünniler tarafından kurulmuş bir harekettir. Üstad Fethi Yeken İslami Amel Cephesini kurduğunda. İslami Amel Cephesi'nin Sünnilerin ve Şiileri  ortak sesi olmasını talep etmiştir. Siyonist rejime karşı ortak ses, fitnelere karşı ortak ses, ayrışmaları karşı ortak ses olmasını istemiştir. Aynı şekilde tekfircilere karşı hep birlikte durmamızı istemiştir. Günümüzde mesela IŞİD'e karşı İslami Amel Cephesi duruşunu sürdürmektedir. Her türlü işgal, kamplaşma, kutuplaşma, iç savaş ve tekfircilik fikrine karşı diyalog, barış ve ıslah fikrini savunmaktadır İslami Amel Cephesi kurulduğundan beri. Kurulduğunda da böyleydi günümüzde de bu yolda ilerlemektedir. İslami Amel Cephesi fitne ateşi çakıldığında, bu fitne ateşini söndürmeyi başarmıştır. Dr Fethi Yeken bu fitnenin durdurulması için girişimde bulunmuştur ve Refik Hariri suikastinin ardından Hariri'nin cenaze namazını Lübnan'daki El-Emin Camisi'nde kıldırmıştır, o imamlık yapmıştır ve oradaki hitabıyla Allah'ın yardımıyla, o hikmetle, o şuurla Dr Fethi Yeken'deki hikmetle Seyyid Hasan Nasrallah'taki hikmet ile Şiiler ile Sünniler arasında çatışma engellenmiştir. 

N. ŞİRİN: Seyyid Hasan Nasrallah'ın bu akşamki konuşmasını genel anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

DR. CUEYYİD: Seyyid Hasan Nasrallah bu akşamki konuşmasında meydana gelen zaferden bahsetti. Bu sadece Lübnan için bir zafer değildi ya da  sadece Hizbullah'ın zaferi değildi.  Bu ümmetin zaferi idi. Biz ümmetten bahsederken sadece Arap milletini kastetmiyoruz. Hatta sadece İslam ümmetinden de bahsetmiyoruz. Biz bütün özgür milletlerden dünyadaki mazlum milletlerden bahsediyoruz. Amerika'nın Arap ülkelerinde veya Lübnan'da veya Filistin'de, Irak'ta, Yemen'de yapmış olduğu zulümlere muhatap olan tüm insanların zaferinden bahsediyoruz. Bi zulümler aynı şekilde Arjantin'de, Venezuela'da ve Bolivya'da da yapılmaktadır. Bu zafer mustazafların ve mazlumların müstekbirlere karşı zaferidir. Siyonist rejim emperyalistleri temsil etmektedir. O zafer, emperyalist devletleri temsil eden Siyonist rejime karşı kazanılmış bir zaferdir. Bu zafer direnişin zaferini daha çok bahsedilir kılmıştır. Direnişin gücü bu sayede artmıştır. Direniş daha sonra tekfirci teröre karşı savaşmıştır. Harsal'da direniş bu savaşı vermiştir tekfirci teröristlere karşı. Direniş silah gücünü ve akıllı füze gücünü arttırmıştır. Füze sistemlerinde taktiksel savaş gücünü arttırmıştır. Savaşın tüm alanlarında gücünü arttırmıştır. Direniş bugün 2006'daki gücünden çok çok fazla bir noktaya ulaşmıştır. Bu nedenle biz Nasrallah'ın bugünkü konuşmasına stratejik bir konuşma olarak bakıyoruz. Nasrallah bu konuşması ile çatışmanın boyutlarını ortaya koymuştur. Bu direniş Filistin direnişi hattında devam etmiştir,  devam edecektir. Aynı şekilde  Birleşik Arap Emirlikleri ile Siyonist rejim arasında imzalanan  anlaşmaya karşı ki Amerika'nın müdahalesiyle yapılmış bir anlaşmadır, Trump seçimlerden önce böyle bir anlaşmayı ilan etmiştir, direniş cephesi bu konularda tutumunu iş değiştirmemiştir. Direniş Cephesi Filistin ve Kudüs davasını savunmaktadır. İşgale karşı Siyonist yerleşkelerinin genişletilmesine karşı tutumunu direnişini sürdürmektedir. 

N. ŞİRİN: Beyrut patlamasında İsrail'in parmağının olduğu görüşünün ağır bastığı bugünlerde sizin bu konu ile ilgili düşünceniz nedir? 

DR. CUEYYİD: İsrail'in bu işin arkasında olduğuna yönelik bir analiz var. Lübnan'da birçok taraf İsrail'in bu işin arkasında olduğunu söylüyor. Bazıları da olayda ihmal olduğunu söylüyor.  Bu patlamanın ardından Hizbullah ve Seyyid Hasan Nasrallah hakkında kötü sözler söylendi. Nasrallah bu akşamki konuşmasında direnişe karşı kötü sözler söyleyenlere cevap verdi. Soruşturmanın yürütülmesini ve bu patlamanın arkasında kim varsa bunun ortaya çıkarılmasını istedi. Biz Seyyid Hasan Nasrallah'ın açıklamalarını destekliyoruz. Biz onun doğru ve sadık bir adam olduğunu biliyoruz. Eğer soruşturmanın sonunda bu patlamanın arkasında İsrail olduğu ortaya çıkarsa Lübnan direnişi kesinlikle İsrail'e gereken cevabı verecektir. Hizbullah bu karşılığı vermekle sorumludur. Direniş soruşturmanın sonucunu beklemektedir.  Beyrut Limanı bütün Lübnanlılarındır. Direnişin görevi de Lübnan toprağını korumaktır.  Lübnan halkını korumaktır. Hangi mezhepten hangi dinden hangi siyasi partiden olursa olsun. Lübnan direnişi tüm Lübnanlıları korumakla mesuldür. Eğer bu işin arkasında İsrail olduğu ortaya çıkarsa İsrail direniş tarafından büyük bir ders ile cezalandırılacaktır. Biz her seçeneğe karşı teyakkuz halindeyiz. Eğer Amerika, Fransa gibi yabancı ülkeler Lübnan'a asker göndermeye kalkarlarsa bu askerler esir alınacaktır. Direniş yabancı askerlere karşılık verecektir. 

N. ŞİRİN: Birleşik Arap Emirlikleri'nin hem Yemen'de Suudi Arabistan'la birlikte yaptığı zulümleri hem de Siyonist İsrail ile birlikte hareket etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

DR. CUEYYİD: Bunlar yeni bir mesele değil uzun süreden beri yaşanan gelişmeler Oslo süreci Mısır ile İsrail arasındaki anlaşma Ürdün ile İsrail arasındaki anlaşma gizli anlaşmalar, Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki gizli görüşmeler tüm bunların hepsi Filistin meselesini tasfiye etmek içindi. Yani Filistin'i her şeyiyle satmak içindi. Mescidi Aksa'sı ile halkı ile, halkının sürgün edilmesi ile. Siyonist rejim ile işbirliği yapan bu rejimler Amerika'nın iradesi ile hareket etmektedirler. Amerikan ordusunun iradesiyle hareket etmektedirler, kendi ülkelerindeki halkların iradesi ile hareket etmemektedirler. Onlar Arap halklarını hakir görmektedirler. Arap halklarının servetlerini siyonistlere ve emperyalistlere peşkeş çekmektedirler. Bu anlaşma  Filistinlilere ihanettir. Arap halklarına ve İslam ümmetine ihanettir. Araplar bugün Camp David anlaşmasına gösterdikleri tepkiyi göstermiyorlar.  Bu nedenle üzüntüm Filistin içindir. Arap krallıkları Filistin'i ücret karşılığında israile satmaktadırlar. Akaidi olarak tarihi olarak bu doğru değildir. Siyonist rejim Filistin topraklarında tarihi olarak da akidevi olarak da bir hak sahibi değildir. Arap ülkelerini bir bir  İsrail ile barıştırarak Filistin'in yanında duran Arap ülkelerinin sayısını düşürmek istiyorlar. Kudüs'ü, Batı Şeria'yı Siyonist rejime vermek, Filistinli mültecilerin geri dönmesini engellemek istiyorlar. Tüm Siyonist liderler bir gün görecektir ki o deniz onları yutacaktır. İzzet, onur ve keramet aydınlığı İslam ümmetini kaplayacaktır. Filistin davasına asla tasfiye olmayacaktır.

Kaynak: kudusgunu.com