HÜDA PAR Genel Başkanı İshak Sağlam, Fransa, ABD, Siyonist işgal rejimi ve diğer emperyalist güçlerin Lübnan’ı yeni bir iç savaşa sürüklemek istediklerine dikkat çekerek bu politikalarına prim verilmemesi gerektiğini söyledi.

HÜDA PAR Genel Başkanı İshak Sağlam, Fransa, ABD, Siyonist işgal rejimi ve diğer emperyalist güçlerin Lübnan’ı yeni bir iç savaşa sürüklemek istediklerine dikkat çekerek bu politikalarına prim verilmemesi gerektiğini söyledi.

HÜDA PAR Genel Başkanı İshak Sağlam, haftalık dış gündem değerlendirmesinde Hindistan’daki Müslümanlara yönelik hak ihlalleri ile geçtiğimiz hafta Lübnan’ın Başkenti Beyrut’ta meydana gelen patlama hakkında açıklamalarda bulundu.

Hindistan’da Müslümanlara yönelik etnik ve dinsel soykırım amaçlandığına dikkat çeken Sağlam, emperyalist güçlerin Lübnan’ı yeni bir iç savaşa sürükleyecek politikalarına prim verilmemesi uyarısında bulundu.

Hindistan’da Babri Camisi’nin yerine Hindu tapınağının inşasına tepki gösteren Sağlam, "Hindistan’ın kuzeyindeki Ayodha kentinde 16. yüzyılda inşa edilen ancak 28 yıl önce faşist Hinduların saldırısıyla yıkılan Babri Camisi’nin yerine yapılacak olan Hindu tapınağının inşasına başlandı. Faşist yönetimin seçim vaatleri arasında yer alan tapınak inşası, Modi yönetiminin illegal politikalarını sembolize etmektedir. Ülkede ayrımcı politikalar, Güney Doğu Asya’dan gelen Müslümanlar dışındaki tüm mültecilere vatandaşlık hakkının tanınmasıyla başlamıştı. Bu süreç, radikal Hindu ve faşist yönetimin Müslümanlara yönelik gerçekleştirdikleri hak ihlalleriyle devam etmektedir. Müslümanlara ait ibadethane arazisinin üzerine inşa edilen tapınak, ırkçı/ayrımcı nefret politikaların somut delili niteliğindedir." dedi.

Hindistan faşist yönetiminin baskı ve uygulamaları nedeniyle Keşmir’in adeta açık hava hapishanesine dönüştürüldüğünü söyledi.

"Hindistan yönetimine karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanması gerekmektedir"

Dünyanın gözü önünde gerçekleşen etnik ve dini soykırıma karşı uluslararası kuruluşların sessizliği endişe verici olarak niteleyen Sağlam, "Ülke içerisindeki ayrımcı politikaların yanı sıra faşist Hindistan yönetimi, Cammu Keşmir bölgesinin otonom yapısını kaldırarak bölgede etnik ve dinsel soykırım amaçlamaktadır. Bu doğrultuda özel mülk ihlallerinin yanı sıra iletişim kanalları sınırlandırılmış, 13 bin kişi gözaltına alınmış ve 900 bin Hindistan askeri tarafından abluka altına alınan Keşmir açık hava hapishanesine dönüştürülmüştür. Dünyanın gözü önünde gerçekleşen etnik ve dini soykırıma karşı uluslararası kuruluşların sessizliği endişe vericidir. Cammu Keşmir sorunu ve ayrımcılığa uğrayan Müslümanları gündeme almaktan kaçınan İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere tüm uluslararası kuruluş ve devletlerin hak ihlallerine karşı harekete geçerek faşist Hindistan yönetimine karşı caydırıcı yaptırımlar uygulaması gerekmektedir." ifadelerini kullandı.

"Lübnan’ın yaralarını sarabilmesi ve bu krizi atlatabilmesi için ekonomik, siyasi ve lojistik destek sağlanmalıdır"

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta meydana patlamanın ardından gelişen olaylara ilişkin uyarılarda bulunan Sağlam, sözlerine şöyle devam etti:

"4 Ağustos Salı günü Lübnan’ın başkenti Beyrut Limanında patlayıcı maddelerin bulunduğu depoda yangın çıkmış, ardından kenti harabeye çeviren güçlü bir patlama meydana gelmişti. Bu elim patlamada resmi rakamlara göre 200'ü aşkın kişi hayatını kaybederken  6 bin kişi de yaralanmış, on binlerce insan işsiz ve evsiz kalmıştır. Bu vesile ile bir kez daha bütün Lübnan halkına taziye ve başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.  Patlamanın ihmalden kaynaklanan bir kaza mı yoksa bir sabotaj sonucu mu meydana geldiğini açıklığa kavuşturmak Lübnan hükümetinin sorumluluğundadır. Zaten siyasi ve ekonomik bir istikrarsızlık içinde bulunan Lübnan’da bu patlamanın ülkeyi yeni bir etnik, mezhebi ve siyasi buhrana sürüklemesine izin verilmemelidir. Aksine bütün parti ve gruplar, aralarındaki ihtilaf ve sorunları bir kenara bırakarak Lübnan’ın birlik içerisinde yeniden ayağa kaldırılması için gayret göstermelidir. Fransa, ABD, Siyonist işgal rejimi ve diğer emperyalist güçlerin Lübnan’ı yeni bir iç savaşa sürükleyecek politikalarına prim verilmemelidir. Lübnan’da var olan ekonomik ve siyasi krizlerin nedeninin dışarıdan yapılan müdahaleler olduğu unutulmamalıdır. Bölge ülkeleri, BM ve İİT gibi uluslararası kurumlar, Lübnan’ın yaralarını sarabilmesi ve bu krizi atlatabilmesi için ekonomik, siyasi ve lojistik destekte bulunmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki Lübnan’da ortaya çıkacak bir istikrarsızlık ve kaos ortamı sadece Lübnan ile sınırlı kalmayacak, bütün bölgeyi yeni belirsizliklere sürükleyecektir.''