Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'e "Vesayet", "statüko" veya "müesses nizam" olarak adlandırılan yapının Milli Eğitim Bakanlarına doğrudan müdahale edip etmediği soruldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski danışmanı Aydın Ünal, "Vesayetçi sistem sağ iktidarların milli eğitim bakanlarını kendilerinin belirlemelerine müsade etmezdi. Son yıllara kadar AK Parti döneminde bile bu böyleydi. Vesayet yıkıldı ve açıkçası Hasan Ali Yücel'i mumla aratacak bir milli eğitim bakanımız var. Anlayana aşk olsun" dedi.

58. hükümette Kültür, 59 ve 60. hükümetlerde ise Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hüseyin Çelik, kendi tabiriyle "Hasan Ali Yücel'den sonra en uzun dönem Milli Eğitim Bakanlığı yapan isimlerden biri."

Independent Türkçe, Çelik'e "Vesayet", "statüko" veya "müesses nizam" olarak adlandırılan yapının Milli Eğitim Bakanlarına doğrudan müdahale edip etmediğini sordu.

Çelik bu tezi destekliyor ama bu çabanın kendi bakanlığı döneminde karşılık bulmadığını belirtiyor.

"Statüko, Milli Eğitim Bakanlığı'nı torna tezgahı, bakanı da tornacıbaşı olarak gördü"

"Sayın Aydın Ünal'ın söylediklerine bir cevap veya müdafaa mahiyetinde konuşmak istemiyorum ama doğrudur, statüko, müesses nizam... adına ne derseniz deyin oldum olası Milli Eğitim Bakanlığı'nı torna tezgahı, bakanı da tornacıbaşı olarak görmüştür. Ama tornanın ayarını da kendisi yapar. Tornacıbaşı, yani bakan gelip de ‘Bu makinen ayarı bozuk’ dediğinde orada gürültü çıkar. Bu benim bakanlığım zamanında da böyle olmuştur" dedi.

Milli Eğitim Bakanlığı'na “statükonun” tercihiyle gelmiş birisi olmadığını vurgulayan Çelik, "Bakanlık görevim başladıktan sonra fincancı katırlarını ürkütmek için ne gerekirse yaptım. İşe müfredatı değiştirmekle başladım. Müfredatı değiştirmeye başladığımızda da zaten gürültüler çıktı" ifadelerini kullandı.

"Bütün bakanlığım boyunca Milli Eğitim Bakanlığı statükonun bütün ayaklarının gündemindeki konuydu" diyen Çelik şunları söyledi:

Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yaptıklarımızın en büyük muhaliflerindendi. Anayasa Mahkemesi yaptıklarımıza karşı en acımasız tavrı sergileyen kurumlardan biriydi. Danıştay bizi çalıştırmamaya ahdetmişti. Yargıtay bürokratlarımızı içeri atmak için pusuda bekliyordu. Asker istisnasız her şeye, ama her şeye burnunu sokuyordu. Dönemin medyası 3 günün 2'sinde aleyhimize manşet atsaydı 'üçüncü günü kurtardık' diyorduk. Müesses nizamın bütün ayakları; YÖK'ten Üniversitelerarası Kurul'a, Barolar Birliği'nden TÜSİAD'a kadar bize karşı hep muhalif bir tavır sergilediler. Ben Milli Eğitim Bakanıydım ama bakanlığın 4 tekerine 14  fren takmak gibi bir eğilim vardı.

"Tehdit ve şantajlara ragmen bildiklerimizi yapmaya çalıştık"

Çelik "Bugün de başım dik, alnım açık. Bütün tehdit ve şantajlara, askerlerin bildirilerine rağmen bildiklerimizi yapmaya çalıştık" diye konuştu.

"Milli günleri stadyumlara hapsolmaktan kurtaralım, 19 Mayıs'larda, abuk-subuk, komünist ülkelerden kalma sözüm ona hareketlerle çocukları aylarca meşgul etmenin anlamı yok dediğim zaman kıyamet kopmuştu" ifadelerini kullanan Çelik, 27 Nisan bildirisinin odak noktasının da Milli Eğitim Bakanlığı'nın icraatları olduğunu söyledi.

Çelik, her Yüksek Askeri Şura ve Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında milli eğitimle ilgili bir dosyanın masaya geldiğini de belirtti.

Erdoğan askerlere karşı arkamda durdu

“Bakanlığım dönemindeki icraatlarında o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arkamda durdu” ifadelerini kullanan Çelik, “Hakkını teslim etmeliyim. MGK’da askerler beni acımasız bir şekilde eleştirdiği zaman sayın Başbakan beni müdafa etmiştir. YAŞ'ta bu konular gündeme geldiği zaman haddini aşan askerlere karşı gerekli tavrı sergilemiştir” dedi.

Sağ iktidarların kendi Milli Eğitim Bakanlarını belirleyemediği iddiasının kısmen doğru olduğunu savunan Çelik şöyle konuştu:

Demokrat Parti (DP) iktidana geldiği zaman DP hükümetteydi ama iktidar CHP, yani stütükocu yapıydı. Adalet Partisi (AP) iktidara geldiğinde halkın iktidarıydı ama devletin iktidarı değildi. ANAP halkın iktidarıydı ama devletin iktidarı değildi. AK Parti iktidara geldiği dönemde de satütkocu çevrelerin, müesses nizamın takındığı tavra, yaklaşımlara baktığınız zaman bunu görmek mümkündür.

"Ecevit, önemli bakanlıklarını ortaklarına vermemişti"

ANASOL-M hükümetinde Başbakan Bülent Ecevit’in önemli bakanlıkları iktidar ortakları olan ANAP ve MHP’ye vermediğini hatırlatan Çelik, “Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanlığı DSP’deydi. İçişleri Bakanlığı da Saadettin Tantan'ın gelmesi şartıyla ANAP'a bırakıldı. Ben altyapı-hizmet bakanlıklarına espri yollu kum-çakıl bakanlığı diyordum. Enerji Bakanlığı'nda istediğiniz icraatı yapın, Ulaştırma Bakanlığı’nda köprüler, tüneller, duble yollar yapın... Kimse bir şey demez. Tarım Bakanlığı'nın yaptığının kimseye bir zararı yok ama insan vasfına yönelik ve daha çok ideolojik kaygıların çatışma alanı olan bakanlıklarda statükocu yapı oldum olası bu refleksi göstermiştir” şeklinde konuştu.

Sezer, Mumcu'nun bakanlığını kabul etti

“AK Parti’nin atadığı Milli Eğitim Bakanlığı'nın birilerinin dayatmasıyla geldiğini sanmıyorum” diyen Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:

“58. Hükümet kurulduğunda o dönem Cumhurbaşkanı olan Sayın Sezer farklı bir yaklaşım içindeydi. Kulislere yansıdığı kadarıyla daha sonra Sayın Mumcu’nun Milli Eğitim Bakanlığı’na ‘Evet’ dediğini biliyorum. Ama ondan sonrakilerde hükümet kendi iradesiyle bu atamaları yapmıştır”