Filistin davasının sembol isimlerinden Şeyh Ahmed Yasin, şehadetinin 16. sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle anılıyor. Şeyh Ahmed Yasin'in ümmete mektubu unutulmaz ifadeler içeriyor.

Filistin davasının sembol isimlerinden Şeyh Ahmed Yasin, şehadetinin 16. sene-i devriyesinde rahmet ve minnetle anılıyor. Şeyh Ahmed Yasin'in ümmete mektubu unutulmaz ifadeler içeriyor.

Filistin davasının en önemli isimlerinden, Siyonistlerin korkulu rüyası Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin, bundan tam on altı yıl önce, tekerlekli sandalyesiyle kıldığı sabah namazından sonra camiden evine giderken terörist İsrail’in attığı füzelerin hedefi olmuştu. Hayatını İslâm ve Filistin davasına adayan büyük mücahidin başlattığı mücahede kaldığı yerden devam ediyor.

Filistin İslâmi Direniş Hareketi Hamas’ın kurucusu ve manevi lideri olarak bilinen Şeyh Ahmed Yasin, Siyonist İsrail tarafından 22 Mart 2004’te Gazze’ye yönelik düzenlenen hava saldırısında hunharca şehit edildi. Ahmed Yasin, 1937 yılında Filistin’in Askalan şehrinin el-Cevra köyünde dünyaya geldi. Üç yaşında iken babası vefat etti. 1948 yılında Yahudilerin Filistin’in büyük bir bölümünü işgal etmelerinin yol açtığı felaket üzerine ailesi Gazze şehrine göç etti. Yasin yaşadığı dönem itibariyle pek çok önemli olaya şahit oldu. 1952 yazında bir yüzme faaliyeti esnasında kafasının üstüne düşerek felç kaldı. Liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler aldı, kendini çok iyi yetiştirdi. Çevresinde zeki ve kültürlü biri olarak tanındı.

 

“HAPİSTE YÜZ YIL KALMAK, TAVİZ VERİP ÇIKMAKTAN İYİDİR”

16 Ekim 1991 tarihinde yasadışı İsrail askeri mahkemesi Şeyh Ahmed Yasin’i, İsrail’i yıkarak yerine İslâmi bir devlet kurmayı amaçlayan kanun dışı (!) örgüt kurduğu iddiasıyla ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Bütün zulümlere rağmen zerre taviz vermedi ve, “Benim için hapiste 100 yıl kalmak karşılığında birtakım tavizler vererek çıkmaktan daha iyidir.” Şeyh Ahmed Yasin, sekiz buçuk yıla yakın bir süre zindanda kaldıktan sonra 30 Eylül 1997 Salı akşamı serbest bırakıldı. Vatanı Filistin’e ve ailesinin ikamet ettiği Gazze’ye döndü. Filistin direnişindeki manevi lider mevkiine yeniden oturarak mücadelesini kaldığı yerden devam ettirmeye başladı. 29 Eylül 2000’de başlayan Aksa İntifadası’nın da manevi lideri olarak biliniyordu. İşgalci Siyonistler tarafından da sürekli takip ediliyordu. Bu takip sebebiyle daha önce de bir suikast girişimine hedef olmuş, ama Allah’ın izniyle saldırıdan sağ kurtulmuştu. Terörist İsrail ordusu, 15 Aralık 2001’de başlattığı geniş çaplı bir saldırı hareketiyle, özellikle Hamas üzerinde etkili olmaya çalışırken, bu saldırı esnasında Şeyh Ahmed Yasin’in içinde bulunduğu cami, İsrail ordusunun füzelerine hedef oldu, fakat Yasin bu saldırıdan yara almadan kurtuldu.

RAMALLAH YÖNETİMİ EV HAPSİNE ALDI!

24 Haziran 2002’de, Şeyh Ahmed Yasin, Ramallah Yönetimi tarafından Gazze Şeridi’ndeki evinde göz hapsine alındı. Bir yetkili, “Şeyh Yasin’in, Filistin halkının ulusal çıkarlarını korumak için önceki günden başlayarak evinde göz hapsine alınmasına karar verildi” dedi. Yetkili, kararın Yasir Arafat tarafından alındığını kaydetti. 2003 Eylül’ünde Hamas liderlerinin toplantı yaptığı bir yeri İsrail bombaladı ve Şeyh Yasin, bu bombardımandan elinden hafif bir yara olarak kurtuldu.

Filistin’de işgale karşı iki ayrı intifadanın öncülüğünü yapan, vücudunun felçli olmasına rağmen Allah yolunda mücadeleden, direnişten geri kalmayan büyük insan, büyük lider, HAMAS’ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin, Siyonistlerin düzenledikleri bir suikast neticesi 22 Mart 2004 tarihinde şehit oldu. Şeyh Yasin, evinin yakınındaki camide sabah namazını kılmasının ardından işgalci Siyonistlerin helikopterleri tarafından fırlatılan füzelere hedef olarak şehit oldu. Saldırıda ikisi Ahmed Yasin’in yardımcısı olmak üzere dört kişi daha hayatını kaybetti.

O, Hamas’ı Filistin’de belli bir kesimi diğer kesimlerden ayrıştırmak amacıyla değil, sahip olduğu İslâmi bilincin işgale karşı verilen mücadeleye öncülük etmesi, yani toplu bir direnişin başlatılması için kurmuştur. Hamas’ın çok kısa süre içinde oldukça geniş bir kitlesel destek elde etmesinin en önemli sebebi de işte bu anlayıştır.

 

ŞEYH AHMED YASİN'İN UNUTULMAZ MEKTUBU

Siyonist İsrail Rejimi'ne karşı büyük bir direniş örneği gösteren ve işgalcilerin korkulu rüyası haline gelen Şeyh Ahmed Yasin, "Bizler direndik, ileri atıldık ve kaçmadık!" ifadeleriyle adeta yaşamış olduğu izzetli hayatı anlatıyordu.

İşgalci İsrail Rejimi'ne karşı başlatılan ilk intifadanın mimarı olan Şeyh Ahmed Yasin, 22 Mart 2004 sabahı Gazze şeridindeki Hay El Sabur'da bulunan bir camiden çıkarken İsrail işgal rejimi Başbakanı Ariel Şaron'un talimatıyla apaçi helikopterlerinden bırakılan üç bombayla hayatını kaybetti. Sabah namazından çıkan Şeyh'in yanında bulunan iki oğlu ve yedi arkadaşı da olayda şehit oldu.

İzzetli bir yaşamın ardından Rabbine kavuşan Şeyh Ahmed Yasin, son nefesini vermeden bir yıl önce dünya Müslümanlarının Gazze'de ve Filistin'de yaşananlara karşı sessiz kalmasından sitemkâr olmuştu.

 

Şeyh Ahmed Yasin'in ümmete yazdığı mektup:

"Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!

Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum!

Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah! Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim! Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim! Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!

Siz ey Müslümanlar!

Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler! Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında? Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak? Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri,

Allah için kızmaz mı?

Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;"Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor?
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:

"Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!"

Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız! Bizden teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim! Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın! Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız!

Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!

Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları! Allah'ım sana şikâyette bulunuyorum..!

Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikâyet ediyorum. Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?

Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikâyette bulunuyorum, sana şikâyette bulunuyorum!

Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı...Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikâyet ediyoruz!"