Amerikalı dilbilimci ve tarihçi Noam Chomsky, İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin “uluslararası terör eylemi” olduğunu söyledi. Dünyaca ünlü entelektüel, Truthout’a verdiği röportajda Amerikan dış politikasına ve Washington’ın yurtdışındaki askeri rolüne yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Süleymani’nin 3 Ocak’ta öldürülmesinin ardından İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif de, ABD’nin hamlesini uluslararası terörizm olarak nitelendirmişti. Zarif açıklamasında, “ABD, haydutça maceracılığın tüm sonuçlarından sorumlu olacaktır” ifadelerine de yer vermişti.

Noam Chomsky, C.Y. Polychroniou’nun ABD’nin hamlesinin savaş nedeni olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine yönelik sorusununa, “Savaş nedeni mi? Belki vurdumduymaz bir uluslararası terörizm üzerinde anlaşabiliriz. Trump’ı seçenekler konusunda bilgilendiren üst düzey Pentagon yetkililerinin bu fevri kararla afalladığı anlaşılıyor” şeklinde cevap verdi.

Röportajdan öne çıkan başlıklar şu şekilde:

İran ABD'nin üst düzey bir komutanını öldürseydi neler olurdu: Süleymani, sadece İran’da saygı duyulan bir isim değil. Bu ABD’deki İran uzmanları tarafından biliniyor. İran’ın üst düzey bir ABD komutanını Mexico City havalimanında öldürdüğünü düşünün.

Çatışmanın neyle alakalı olduğuna gelince, geri plandaki nedenler anlaşılmaz değil. Uzun zamandır ABD dış politikasının birincil ilkesi Ortadoğu’daki geniş enerji kaynaklarını kontrol etmek. Kullanılması şart değil. II. Dünya Savaşı sonrası dönemde İran bu hedef açısından merkeziydi ve 1979’da İran’ın ABD’nin yörüngesinden çıkması bu doğrultuda kabul edilemezdi.

ABD'nin İran takıntısını 1953'e kadar götürmek mümkün: “Takıntının” geçmişi 1953'e kadar uzatılabilir. İran’da petrolün bulunmasından bu yana petrolü yöneten Britanya o dönem hükümetin kendi kaynaklarını kullanmasını önleyememiş ve faaliyeti yürütmesi için küresel süpergücü çağırmıştı.

Britanya, Washington’ı bir miktar gönülsüzce çağırmıştı. Bunu yaparak eski imparatorluğu ABD’ye teslim etmiş oluyordu ve bu da küresel güç yönetiminde “küçük partner” rolüne daha fazla itilmesi anlamını taşıyordu.

ABD ordusunun bölgeden çekilip çekilmeyeceği öngörülemez: ABD ordusunun bölgedeki varlığının yıllardır süren kaidelere göre azalmayacağı görülüyor ve bu yönde bir düşünce için çok az neden görebiliyorum. Tamamen öngörülemez. Bu olayların nasıl gelişeceğine bağlı.

Kaynak: Independent