Arap dünyasının tanınmış gazetecilerinden, Londra’da yayın yapan Re’y’ul Yevm Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Abdulbari Atvan, Türkiye’nin Fırat’ın doğusundaki operasyonunu ve ABD’nin bu noktadaki konumunu değerlendirdi.

İslami Analiz/Haber Merkezi

Arap dünyasının tanınmış gazetecilerinden, Londra’da yayın yapan Re’y’ul Yevm Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Abdulbari Atvan, Türkiye’nin Fırat’ın doğusundaki operasyonunu ve ABD’nin bu noktadaki konumunu değerlendirdi.

Amerika’nın Suriye’nin kuzeyinden çekilme kararı Kürtlere vurulmuş bir darbeden çok Erdoğan’a sunulmuş tehlikeli bir hediye! Suriye’nin kuzeydoğusunda Türk ordusunu bekleyen tehlikeler neler? Körfez ülkeleri Amerika’nın yaptıklarına karşılık verecekler mi?

Abdülbari Atvan

Büyük çoğunluk ABD Başkanı Donald Trump’ı “aptal” olarak tanımlıyor ve Ortadoğu’da izlediği dış siyasetin “başarısız” olduğunu ifade ediyor. Bu yorumların doğruluk payı yüksek olmakla birlikte, aniden Amerikan güçlerinin (2000 asker) Suriye’nin kuzeyinden çekilmesi yönünde bir karar alması, orada girdikleri savaşı “anlamsız” olarak tanımlaması ve Kürt müttefiklerinden vazgeçmesi stratejik anlamda geri adımlar atıldığını, yenilginin kabul edildiğini ve Suriye Savaşı’na bulaşması nedeniyle yaklaşık 100 milyar dolara ulaşan harcamaların üzerini örtmeye çalıştığını gösteriyor.

Türkiye’nin Kuzey Suriye’de, özellikle de 30 km. derinliğindeki ve 500 km. uzunluğundaki güvenli bölgeyi oluşturmak ve böylece Türkiye’de ikamet etmekte olan 3.5 milyon mülteciyi yerleştirmek hedefiyle, çoğunluğu Türkiye’nin terör listesindeki Kürtlerden oluşan Demokratik Suriye Güçlerine karşı her an başlatması beklenen saldırı; muhtemelen Erdoğan’ın girdiği oldukça büyük ve masraflı bir bahis olacak ve belki de beklenenin çok dışında sonuçlanacaktı.

Trump Suriye’nin kuzeyinden aniden çekilme kararı alarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tehlikeli bir hediye sundu ve böylece Erdoğan’ı ve ordusunu, Yemen’deki Suud tuzağında, Irak ve Afganistan’daki Amerikan tuzağında olduğu gibi aşama aşama tuzağa çekti. Ancak burada önemli bir farkın olduğunu da ifade etmemiz gerekir. Trump’ın Erdoğan’ın Rusya’nın S-400 füze sistemlerini Amerika’nın “Patriot” sistemlerine tercih etmesini bağışlaması pek de mümkün gözükmüyor.

*

Türk ordusunun beklendiği şekilde Suriye’ye girmesi ile birlikte Türkiye dört bir yandan tehditlere maruz kalacak:

Birincisi; Türk Ordusu karşısında savaş tecrübesi yüksek, iyi eğitim almış Demokratik Suriye Güçleri ile karşı karşıya kalacak. Çünkü ABD Demokratik Suriye Güçlerini gelişmiş askeri mühimmatla donatmış durumda… ABD’li uzmanlar en modern askeri yöntemler üzerinden geçtiğimiz yıllarda DSG unsurlarına eğitim verdiği gibi bu güçler Amerika’nın desteği ile “Daeş”e karşı oldukça kanlı bir savaşa girerek iyi bir savaş tecrübesi kazandılar ve Daeş’i baş karargahları olan Rakka’dan çıkarmayı, Daeş’i bitirmeyi ve binlerce savaşçısını tutuklamayı başardılar.

İkincisi; bu saldırı neticesinde ortaya çıkması muhtemel olan yüksek miktarda maliyet… Türkiye’nin eline geçecek olan bölgelerin yönetimi, yüzbinlerce kişiye sunulacak olan hizmet… Muhtemelen bölgede halihazırda yaşayanların ardından Türkiye’deki Suriyeli mülteciler de buraya geldiklerinde bölgede bulunan kişi sayısı milyonlara ulaşacak. Türkiye yönetimi tampon bölgenin oluşum sürecinde Amerika’yla ortaklık kurma hususunda anlaştıkları zaman Amerika’nın da maddi yükün bir kısmını karşılaması üzerinden bir plan yapmıştı. Ancak Amerika aniden bölgeden çekilerek halihazırda ekonomik kriz içerisinde olan ve Amerikalı Senatör Lindsey Graham’ın Türkiye’ye yönelik ekonomik yaptırım başlatılması hususunda kongreyi ikna edeceği şeklindeki tehditlerinin vuku bulması halinde daha da büyük bir krizin içerisine düşecek olan Türkiye’ye maddi yükü de tamamıyla devretmiş oldu.

Üçüncüsü; Suriye Ordusunun sahaya çıkma ihtimali… Suriye yönetimi Türkiye’nin Suriye’nin bağımsızlığını ihlal edecek herhangi bir hamlesi karşısında sessiz kalmayacaklarını ve saldırılara karşılık verileceğini daha önceden ifade etmişti.

Dördüncüsü; saldırının başarıyla sonuçlanması ve hedeflenen bölgenin ele geçirilmesi halinde Türk hükümeti Kürtlerin kontrolündeki hapishanelerde tutuklu olan binlerce Daeş savaşçısından, dolayısıyla patlamaya hazır saatli bir bombadan sorumlu hale gelecek. Bu mahkumlara nasıl muamele edecek? Onları mahkemeye çıkarıp tutuklanmalarına mı karar verecek? Ki bu durumda tutukluluk masraflarını da üstlenmiş olacak…  Bu mahkemeler nerede gerçekleşecek? Kuzey Suriye’de mi Türkiye’de mi? Bu mahkumların tamamı, özellikle de Avrupalı olanlar geri dönmeyi reddediyorlar.

İki müttefik olan Suriye ve Rusya’nın Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye askeri müdahale niyeti karşısında sessizliklerini koruyor olmaları da birçok soru işaretinin oluşmasına sebep oluyor. Bu sessizlik onayladıklarını mı gösteriyor? Belki de Ankara’da gerçekleşen Rusya-Türkiye-İran üçlü zirvesinde bu hususta önceden bir anlaşma sağlandı. Yahut bu sessizlik beklemekte olduklarını gösteriyor da olabilir. Çünkü Erdoğan daha önceden de bu saldırı ile ilgili tehditlerde bulundu, ancak daha sonradan son anda vazgeçti.

Öte yandan Türkiye’deki bazı taraflar arasında Moskova’da gerçekleşen son zirvede, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine saldırmasına göz yumulması halinde Türkiye’nin de Suriye ve Rusya’nın İdlib’i geri almak üzere harekete geçmeleri karşısında sessiz kalacağına dair bir “takas” anlaşması yapıldığı hususunda çeşitli söylentiler dolaşıyor. Bu durum ise söz konusu bölgedeki silahlı grupların Fırat’ın kuzeydoğusundaki güvenli bölgeye sığınmasına yol açacaktır. Ancak Suriyeli kaynaklardan gelen açıklamalar böyle bir senaryonun imkansız olduğunu, Suriye ordusunun İdlib’i yeniden geri alacağını, aynı şekilde Türk ordusunun Suriye’nin kuzeydoğusunda ya da kuzeybatısında da olsa herhangi bir kara parçasına saldırması halinde bunun da karşılık bulacağını, Suriye topraklarının %85’i nasıl özgürlüğüne kavuştuysa kalan alanların da özgürleşeceğini ifade ediyor.

*

Trump’ın ABD kuvvetlerini Suriye’den çekmesi, ülkesini kendi ifadesiyle bu “anlamsız savaş”tan çıkarması Kürtlerin sırtına vurulmuş yeni bir darbe değil… Ancak belki de Amerika’nın Suud, Irak, Kuveyt ve Amerikan üslerinin bulunduğu diğer tüm Körfez ülkelerinden askeri anlamda tamamıyla çekilmesi için bir başlangıç olur.

Trump şayet Katar’daki hava üssünü Amerika’ya taşırsa, Körfez bölgesinde savaş gemilerini ve uçak gemilerini Hint okyanusuna çekerse, öte yandan Kürtlere de elini üzerlerinden çektiği için hiçbir kınamayı kabul etmediğini, çünkü onlara Daeş’e karşı Amerikan bayrağı altında savaşabilmeleri için gereken her türlü maddi ve askeri desteği sağladığını söylerse bu durum Trump’ın gerçekten Ortadoğu’daki “anlamsız” savaştan elini eteğini çekmeye karar verdiğini gösterir.

Trump’ın kolaylıkla ve süratle Kürt müttefiklerini yüz üstü bırakması, Suud ve Körfez bölgesinde Amerika’nın himayesine güvenen Arap müttefikleri için “kötü bir işaret” olmalı… Trump’ın zehirli hançerleri hazır… Mesele yalnızca öncelikler ve ertelenenler…