Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na seslendi.

Konuşmasında küresel kriz başlıklarına değinen Erdoğan, Suriye ve İsrail'e geniş yer verdi.

Suriye konusunda ABD ve Rusya başta olmak üzere küresel kamuoyunun desteğini isteyen Erdoğan, ABD ile anlaşmaya varılan güvenli bölgenin sınırının Deyr-i Zor, Rakka hattına çekilmesi halinde oluşturulacak bölgeye 3 milyon mültecinin yerleştirilebileceğini ifade etti.

Erdoğan söz konusu güvenli bölge için geçen hafta ABD'ye iki hafta süre vermişti. 

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda konuşan Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

"Bugün dünyamızda ne hakların ne sorumlulukların gerektiği gibi paylaşılmadığı ortalıktadır. Şu an içinde bulunduğumuz kurum, 2. Dünya Savaşı sonrası bu adaletsizliği ortadan kaldırmak için kurulmuştur. Oysa bugün, uluslararası camia geleceği tehdit eden terör, iklim değişikliği gibi sorunlara çözüm üretme kabiliyetini kaybediyor.

"Sizlerin huzurunda tekrar ediyorum. Dünya 5'ten büyüktür. Zihniyetimizi de, kurumlarımızı da, kurallarımızı da değiştirmenin zamanı gelmiştir. Nükleer güç sahibi ülkelerle bunlara sahip olmayan ülkelerin varlığı tek başına dünyanın dengesini bozmaya yetiyor. Nükleer silah sahibi olanların, nükleer silahı olmayanları tehdit etmesi anlamlıdır. 

"Türkiye Tüm dünyayı ve insanlığı kucaklayan sorunlara adil çözümler bulmak için çabalayan bir ülke. Bu salondaki tüm ülkeleri girişimlerimize destek vermeye davet ediyorum. Suriye, bugün insanlığın vicdanını yaralayan ve küresel adaletsizliğin sembolü haline gelen bir coğrafya durumundadır. 2009'dan yana rejim ve terör örgütleriyle mücadele ısrarla sürdürülmeye çalışılıyor. Yaklaşık 1 milyon insanın ölümüne, yaklaşık 12 milyon insanın yerinden edilmesine yol açan Suriye krizinin sona erdirilmesinin zamanı gelmiştir.

"Türkiye, 5 milyon mazlumu topraklarında barındıran bir ülke"

"Suriye'de DEAŞ'a karşı ilk ve en ciddi darbeyi vuran ülke Türkiye'dir. Fırat Kalkanı Harekatı ile yaklaşık 3 bin 500 DEAŞ'lıyı etkisiz hale getirerek çöküşlerini biz başlattık. Teröristleri tespit etme, ülkemize giriş yasağı koyma ve sınır dışı etme konusunda yine en önde biz geliyoruz. Çatışma açlık ve zulmünden kaçan 5 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz. Ülkemizdeki sığınmacıların 3 milyon 650 binini Suriye’den gelen sığınmacılar oluşturuyor. Türkiye'de ABD'deki 29 eyaletin tek tek her birinin nüfusundan daha fazla sığınmacı var. Şu an New York şehir nüfusunun yarısı kadar Suriyeli kardeşimizi topraklarımızda misafir ediyoruz. 

"Son 8 yılda sığınmacılar için 40 milyar dolar harcama yaptık. Bize AB'den gelen destek AFAD'a ve Kızılay'ımıza geliyor, o da 3 milyar Euro'dur. Ülkemize gelen sığınmacılardan 365 bini Suriye'de güvenli hale getirdiğimiz bölgelere geri döndü. Sığınmacıların yarıya yalını 18 yaşın altındadır, Türkiye'de doğan çocuk sayısı 500 bine yaklaşmıştır. Biz bunlara eğitim ve sağlık başta olmak üzere her türlü imkânı sağlıyoruz.

"Özellikle gördüğünüz gibi Aylan bebeği dünya çok çabuk unuttu. Unutmayın ki bir gün aynısı sizin başınıza da gelebilir. Bu yılın ilk 8 ayında 32 bin düzensiz göçmeni denizde boğulmaktan kurtardık. Buna rağmen diğer bölgelerden gelenlerle birlikte bugün Türkiye'de 5 milyon mazlumu topraklarında barındıran bir ülke durumundadır. Bu çalışmalarımızda malesef tek başımıza bırakıldık. Bu ülkeden kaçanların geri döndüğü tek yer Türkiye'nin güvenli hale getirdiği bölgelerdir. Önümüzde üç önemli husus vardır. Suriye'nin toprak bütünlüğü, Anayasa Komitesi'nin etkin ve verimli şekilde çalıştırılmalıdır. Geçtiğimiz hafta başında Rusya ve İran'la birlikte aldığımız kararla çok önemli bir başarıya imza attık. Suriye'de kalıcı siyasi çözüme ulaşıldığında bu ülkenin toprak bütünlüğü kendiliğinden tesis edilecektir.

Güvenli bölge mesajı

Türkiye'nin yeni bir göç dalgasını karşılamaya tahammülü yoktur. Tüm ülkelerin Türkiye'nin çabalarına destek vermesini bekliyoruz. Sığınmacılar için yürüttüğümüz çalışmalarda tek başımıza bırakıldık. Fırat'ın doğusundaki PKK-PYD yapılanması ortadan kaldırılmalıdır. ABD ile burada bir güvenli bölge oluşturulması konusundaki görüşmelerimiz sürüyor. İlk etapta 30 km. derinliğinde 480 km. uzunluğunda bir barış koridoru tesis etmek.

Güvenli bölge ilan edildiğinde bu bölgeye biz 1 ila 2 milyon arasında mülteciyi göçmeni yerleştirme şansına sahibiz. Bunu tek başına Türkiye kaldıramaz. Rusya, ABD el ele vermek suretiyle bu mültecileri çadır kentlerden çıkartıp buraya yerleştirebiliriz. Bu bölgeyi Deyr-i Zor, Rakka hattına indirebilirsek yerleştirilecek mülteci sayısını 3 milyona kadar çıkarabiliriz.

Bu konuda Türkiye'de gerekli hazırlıkları yapmaya başladık. Lübnan, Irak ve Ürdün'ün katılımıyla bir uluslararası konferans planlıyoruz. Aralık'ta Cenevre'de gerçekleştirilecek olan Küresel Mülteci Forumu'nun başarısına önem veriyoruz. BM Genel Kurul salonundan tüm dünyaya inisiyatif almaya, çabalarımızı desteklemeye davet ediyorum. Akdeniz havzası, Suriye krizinin tetiklediği göçmenlerin yanında da daha başka sorunlarla da karşı karşıyayız. Kıbrıs meselesi 50 yıldan uzun süren müzakerelere rağmen Rum tarafının uzlaşmaz tavırlarıyla çözüme kavuşamamıştır. Türkiye derin bağlara sahip olduğu Kıbrıs halkının garantörüdür. 

"Cemal Kaşıkçı cinayetinin takipçisi olacağız"

Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarını 'kazan kazan' anlayışıyla önemli bir işbirliği olarak görüyoruz. Enerji kaynaklarını birer sorun ve çatışma haline getirmeye çalışılıyor. Türk halkının ve Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını korumaya devam edeceğiz. Akdeniz kritik bölgesi olan Libya'da da halkın özgür iradesine dayalı demokratik bir düzenin tesisi için gayret gösteriyoruz. Bu ülkedeki çözümün Libya halkının tercihlerine saygı gösterilmesinden geçtiğine inanıyoruz. Petrol üretim tesislerine salırılar nedeniyle yeniden alevlenen bölgedeki krizin bir an önce çözülmesi gerekir.

Hunharca katledilen gazeteci Cemal Kaşıkçı hala mahkeme, yargı bu süreci neticelendirmemesi sebebiyle ülkemizin de içinde cereyan eden bu olayın takipçisi olacağını özellikle ifade etmek isterim.

Mısır'ın seçilmiş Cumhurbaşkanının özellikle mahkeme salonunda çırpınarak ölmesi neticesinde ailesinin bile defnine müsaade edilmemesi içimizde kanayan yaradır. Bölgenin adalete ve hakkaniyete duyulan derin ihtiyacının adeta sembolü olmuştur.

"İsrail devletinin sınırları neresidir? Bunlar dünyayı kana mı bulamak istiyor?"

Bugün dünyamızda adaletsizliğin en fazla yaşandığı yerlerden birisi, İsrail işgali altındaki Filistin'dir. Sokaktaki masum Filistinli kadının İsrail güvenlik güçleri tarafından alçakça öldürülmesi görüntüleri vicdanları harekete geçiremiyorsa artık sözün bittiği yerdir. Merak ediyorum, bu İsrail neresidir? Bu İsrail'in toprakları nereleri kapsıyor? 1947'de İsrail neresiydi, bunun ardından 1949-1967'de İsrail neresiydi ve şu anda İsrail neresi? Sene 1947 neredeyse burada İsrail yoktu. Sene 1947 paylaşım planı vardı. İsrail büyüyor. Geliyorum 1967'de, 1949'la birlikte. İsrail büyüyor, Filistin küçülüyor. Ve geliyorum bugüne artık adeta Filistin yok. İsrail doyuyor mu? Hayır. BM Güvenlik Konseyi'nin, BM'nin İsrail'le almış olduğu kararlar uygulamaya geçiyor mu? Hayır geçmiyor. Peki o zaman BM ne işe yarıyor? Adalet nerede temerküz edecek. Mevcut İsrail yönetim bu cinayetlerin yanında Gazze'deki abluka gibi eylemleriyle insanlığın tüm değerlerini ayaklar altına alıyor.

BM kürsüsünden soruyorum. İsrail devletinin sınırları neresidir? 1948 mi, 1968 mi? Yoksa daha başka sınırı mı vardır. Golan tepeleri bu devletin sınırları değilse nasıl oluyor da gasp ediliyor. Bunlar dünyayı kana mı bulamak istiyorlar? Uluslararası camianın aktörleri vaatlerin aksine somut destek vermelidir.

"Karabağ'ın hâlâ işgal altında tutulması kabul edilemez"

Dünyamızın adil ve huzurlu geleceği için güney Kafkasya'nın dünyanın sorunlu bölgelerinden biri olmaktan çıkarılmasıdır. Karabağ'ın hâlâ işgal altında tutulması kabul edilemezdir. Bir türlü çözülemeyen Keşmir ihtilafıdır. BM Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu karara rağmen Keşmir adeta abluka altında ve 8 milyon insan Keşmir'den ne yazık ki dışarı çıkamıyor. Keşmirlilerin, Pakistanlı ve komşuları ile birlikte güvenli geleceğe bakabilmek için adalet, hakkaniyet ve diyalogla çözümü şarttır.

Arakan'da yaşananlar soykırım olduğu kayıt altına alınmıştır. Türkiye'nin girişimleri ilk günden beri sürdürdü ve insani yardım faaliyetlerine devam edecektir. Afganistan'da işgaller ve terör faaliyetleri küresel düzeyde sorunlara yol açmıştır. Artık bu kadim coğrafyanın huzura kavuşmasının vakti gelmiştir. Küresel barış ve huzura en büyük tehditlerden beri ırkçı, yabancı düşmanı, ayrımcı ve  İslam karşıtı eğilimlerdeki yükseliştir. Müslümanlar nefret söylemine, kutsal değerlere hakarette, ayrımcılığa maruz kalanlar arasında ilk sırada yer alıyor.Küresel barışa en büyük tehditlerden biri, ırkçı, ayrımcılıktaki yükseliştir. Müslümanlar en fazla ayrımcılığa maruz kalıyor. Yeni Zelanda'da Müslümanları hedef alan saldırı ne kadar yanlışsa, Sri Lanka'da Hristiyanları, ABD'de Yahudileri hedef alan terör saldırıları da o kadar yanlıştır. Bunun sorumluların en başında bu eğilimleri tahrik ederek oy kazanmaya çalışan popülist siyasetçiler ve ifade özgürlüğü çevresinde nefret söylemini kazandıran siyasetçilerdir. Bu bela ortak irade ve çabalarımızla def edilebilir.

İslam dünyasını da Sünni, Şii ayrımı başta olmak üzere siyasi çıkar çatışmalarının aracı olarak kullanılmasını derin bir muhasebeye davet ediyorum. Bugün burada sadece bir kısmını ifade edebildiğim kriz başlıkların tamamından, doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen bir ülke olarak insanlığa karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz. Türkiye olarak bu anlamda her türlü adımı atmaya, desteklemeye hazırız.

Adalet, ahlak, vicdan temelinde yeniden yapılandırılacak bir BM ve özellikle Güvenlik Konseyi insanlığa yeni bir umut verecektir. 75'inci Genel Kurul Başkanlığı görevine talibiz. Bu nedenle Büyükelçi Volkan Bozkır'ı aday gösterdik. Volkan Bozkır'ın bu görevi başarıyla yürüteceğine güvenim tamdır. Sizlerin de desteğini bekliyoruz. İstanbul'u çok kapsamlı bir BM merkezi haline getirmek istiyoruz.