Yazar Samed Karagöz, Milliyet’teki köşesinde Volkan Ertit’in ‘Sekülerleşme Teorisi’ kitabını inceliyor.

Yazar Samed Karagöz, Milliyet’teki köşesinde Volkan Ertit’in ‘Sekülerleşme Teorisi’ kitabını inceliyor:

Volkan Ertit’in yazdığı ve Liberte yayınlarından çıkan “Sekülerleşme Teorisi” başlıklı kitap bize sekülerleşmenin ne olduğu ve olmadığını net bir şekilde anlatıyor.

Birçok yerde sıklıkla karşımıza şu söylem çıkıyor: Türkiye sanıldığının aksine muhafazakarlaşmıyor, sekülerleşiyor. Peki bu söylem ne kadar doğru?

Bu söylemin doğruluğunu tam olarak anlayabilmek için alt metni iyi anlamamız gerekiyor. Bu da bizi şu soruya getiriyor: Sekülerleşme nedir?

Bir sosyoloji terimi olan sekülerleşmeyle alakalı geçtiğimiz aylarda nihayet Türkçe bir kaynak yayımlandı. Volkan Ertit’in yazdığı ve Liberte yayınlarından çıkan “Sekülerleşme Teorisi” başlıklı kitap bize sekülerleşmenin ne olduğu ve olmadığını net bir şekilde anlatıyor.

Besim F. Dellaloğlu’nun sunuş yazısıyla başlayan kitap 12 bölümden oluşuyor ve son derece akıcı, “akademik dil”den uzak yaklaşımıyla ama akademi sınırları içinde genel okurun rahatlıkla anlayabileceği şekilde yazılmış.

“Sekülerleşme Nedir?”, “Sekülerleşme Ne Değildir?”, “Sekülerleşme Kavramının Tarihi”, “Sekülerleşme Teorisi”, “Sekülerleşme Teorisinin Birinci Ayağı: Bilimsel Gelişmeler”in de aralarında olduğu başlıkları taşıyan bölümlerden beni en çok etkileyen doğal olarak “Türkiye’nin Sekülerleşme Pratiği” oldu. Çünkü kitabın en orijinal ve dikkat çekici bölümü burası.

Sebep değil sonuç

Sekülerleşme genel kanının aksine dinsizleşme ya da inanç karşıtı bir yerde durmuyor. Kitaptan kısa bir alıntıyla izah etmeye çalışayım: “Sekülerleşme, belli bir toplumda belli bir zaman dilimi içerisinde doğaüstü alanın, yani dinin, dinimsi yapıların, halk inançlarının ve diğer tüm öğretilerin bireysel ve toplumsal düzeydeki prestijlerinin ve gündelik yaşamı şekillendirme güçlerinin azalması demektir”.

Yani bir insan 5 vakit namaz kılarken bugün artık sadece cuma namazına gidiyorsa sekülerleşmiş olur veya fallara ve burçlara inanan ya da dünyevî bir lidere kutsallık atfeden kişinin tanrı inancı olmasa dahi (ateist) kendisini seküler olarak adlandırması çok mümkün değildir. Ayrıca unutulmaması gereken bir nokta da sekülerleşmenin bir sebep değil, sonuç olduğu.

Tamamen sosyolojik verilerle ve bilim ahlakı içinde sekülerleşmeyi inceleyen Volkan Ertit karşımıza şaşırtıcı bir tablo çiziyor. Ertit’in ortaya koyduğu Türkiye’ye yakından bakınca sanat dünyasının içinde bulunduğu durumu anlamak çok daha kolaylaşıyor. Özellikle zaman zaman artan tartışmalarda tüm iddiasına rağmen muhafazakar kesimin sanat alanında, özellikle plastik sanatlarda, arzu edilen başarıya erişememesinin nedenlerinden birinin Türkiye’nin sekülerleşmesi ve sanat piyasasında bu durumun çok daha görünür olmasından bahsetmek mümkün. Çünkü Ertit’in de belirttiği gibi sekülerleşmenin kapitalizmle doğrudan bağı var. Üzerinde daha fazla araştırma ve inceleme yapılması gereken sekülerleşme alanında umarım yakın zamanda başka çalışmalar da olacaktır.