Türkiye Aile Meclisi, toplumu yozlaştıran ve İslami değerlerle örtüşmeyen ‘İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması için basın açıklaması düzenledi.

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesinde düzenlenen basın açıklamasına Gazeteci-Yazar Abdullah Şenaslan, Yazar Fehmi Demirbağ, Muhaddis-Yazar Harun Ünal ve Gazeteci Fatma Gülşen Koçak katıldı.

Türkiye Aile Meclisi adına basın açıklamamasını okuyan Gazeteci Fatma Gülşen Koçak, "Aileye savaş açmış, toplum ve aileyi terörize eden İstanbul Sözleşmesi'nin, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi'nin ve bağlı uygulamalarının Avrupa ülkelerindeki gibi geri dönülmez aşamalara gelmeden iptal edilmesini istiyoruz." dedi.

"Bu tehdit İslam toplumlarına ve mazlum halklara karşı topyekûn bir saldırıdır"

Koçak, "Türkiye’nin 11 Mayıs 2011 yılında imzaladığı 24 Kasım 2011’de TBMM’nin müzakeresiz, şartsız kabul ettiği ve 1 Ağustos 2014 yılından beri yürürlükte olan başta ‘İstanbul Sözleşmesi’ olmak üzere CEDAW gibi sözleşmelerin güdümünde topluma dayatılan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesini ve uygulamasının insanlığa, geleceğimize düşman olmaları nedeniyle reddediyoruz. Türkiye bu anlamda İslam ülkeleri içerisinde rol model olarak gösterilmek suretiyle, yapılan operasyon Türkiye’nin şahsında İslam dünyasına yönelik bir tehdittir. Bu tehdit bu anlamda İslam toplumlarına ve mazlum halklara karşı topyekûn bir saldırıdır. Bu saldırı aynı zamanda kadın haklarını savunur gibi görünmesine rağmen kadına da bir saldırıdır. İffete, ahlaka, kutsala karşı saldırıdır. Bu dünyayı büyük ölçüde insansızlaştırma operasyonudur. İnsan nesline karşı şeytani bir saldırıdır. Projelerin karşısında uluslararası güçler ve ‘300’ler Meclisi’ vardır.

"Aileye savaş açmış sözleşmeler geri dönülmez aşamalara gelmeden iptal edilmesini istiyoruz"

TÜİK’in resmi rakamlarına göre evlenen her dört çiftten birisi boşanmış ve boşanma oranı sadece bir yılda yüzde 11 arttığını hatırlatan Koçak, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

50 yılda olabilecek değişim 2014’te başlayan birkaç senelik süreçte gerçekleşmiştir. Kadın Erkek Fırsat Komisyonuna göre 2018’de 44 bin koruyucu 357 bin önleyici tedbir kararının verilmesi geleceğimiz, devletimiz ve insanlık için bir afettir. Son 15 yılda 10 milyon evlilik, 2 milyon boşanma mevcut. Unutulmamalıdır ki, aileyi korumak dağılmış aileleri toparlamaktan daha kolaydır. Üstelik aile kurumunu dağıtmış olan hiçbir ülkenin aileyi yeniden toparlamayı başardığı görülmemiştir. Süreç böyle devam ettiği takdirde toplum erkek, kadın, çocuk, devlet kısacası hepimiz kaybedeceğiz. Bundan kâr eden elbette çok uluslu kapitalist sermaye olacaktır. Gelecek nesillerin hakkı adına, kendi çocuklarımızın ve torunlarımızın hakkı adına, huzur evlerine terk edilen yaşlılarımızın, intihar noktasına gelmiş depresyon haplarının müptelası yalnızlıkların, sokaklara terk edilmiş çocukların hakkı adına, geleceğimiz ve insanlık adına çocukları, babaları ve aileleri savunabilmeliyiz. Aileye savaş açmış, toplum ve aileyi terörize eden İstanbul Sözleşmesinin, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesinin ve bağlı uygulamalarının Avrupa ülkelerindeki gibi geri dönülmez aşamalara gelmeden iptal edilmesini istiyoruz. Önce aile, önce aileyi koru diyoruz. 2020 yılını aile yılı ilan ediyoruz.

"Ne yazık ki, BM dahi eşcinsellerle birlikte hareket eder hale gelmiştir"

"Türkiye, eşcinsellik, LGBTİ, uyuşturucu, deizm ve terör beşlisinden büyüktür. "diyen Yazar Fehmi Demirbağ, "Eşcinsellik meselesi bütün dünyaya hak olarak dağıtılırken şunu unutmayalım ki bütün dünyanın eşcinselleri gökkuşağı altında birleşmişler. Tek bir millete dönüşüyorlar. Eşcinselliğin bütün dünyayı tehdit altına alması uzaylıların dünyayı işgal etmesine eşdeğerdir. Yaptıkları günahlar kendilerine kalmıyor. Çoluk çocuğa, kundaktaki bebeğe musallat olur hale geldiler. Dünyanın bütün otoritelerinin bu tehdide karşı ciddi bir teyakkuz haline geçmesi gerekiyor. Ama ne yazık ki, BM dahi eşcinsellerle birlikte hareket eder hale gelmiştir. "şeklinde konuştu.

Peygamber efendimizin ‘İşler ehil olmayanların eline geçtiğinde kıyameti bekleyin’ hadisiyle konuşmasın başlayan Muhaddis-Yazar Harun Ünal, söz edilen kıyametin gerçek manada tasavvur edilen kıyametin değil, içerisinde bulunduğumuz zaman diliminde meydana gelen çocuk hacizleri, ailenin dağıtılması, kadın hakları adı altında erkeğin etkisiz hale getirilmesi meselelerinin olduğunu söyledi.

"Pansuman tedavilerle neticeye ulaşılmaz"

Allah’u Teâlâ’nın erkeği kadının üzerine varis kıldığını belirten Ünal, "Aile kurumunu korumak için Allah’u Teâla erkeği kadınlar üzerine varis kılarak görevlendirmiştir. Yoksa kadın zulmetmesi için görevlendirmemiştir. Bu itibarla gerek İstanbul Sözleşmesi gerek buna benzer diğer sözleşmelerde pansuman tedavilerle neticeye ulaşılmaz. Yapılması gereken yeniden İslam’ı öğrenmektir. Kişinin zihniyeti İslamileşmemişse bundan her türlü bela beklenebilir. Hangi konum ve mevkide olursa olsun fark etmez. Allah’ın dediği gibi hep birlikte O’nun ipine sarılmalıyız. Müslümanları yeniden İslam’a ve bu ayete davet ediyoruz. "dedi.

Kaynak: İLKHA