Lübnan Hizbullah Genel Sekreteri, Lübnan direniş komutanlarından Mustafa Bedreddin’in şehadetinin üçüncü yıldönümünde yaptığı konuşmada, “İsrail kuvvetleri Güney Lübnan’a girdikleri takdirde onları yok ederiz” dedi.

Lübnan Hizbullah Genel Sekreteri, Lübnan direniş komutanlarından Mustafa Bedreddin’in şehadetinin üçüncü yıldönümünde yaptığı konuşmada, “İsrail kuvvetleri Güney Lübnan’a girdikleri takdirde onları yok ederiz” dedi.

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, Zülfikar olarak bilinen direnişin üst düzey komutanlarından Mustafa Bedreddin’in şehadetinin yıldönümünde yaptığı konuşmada şu ifadelerde bulundu: ‘Şehit Mustafa Bedreddin, direniş sahasının öncülerinden biri sayılmaktadır.

Şehit Badreddin’in yaşam tarihine baktığımızda, gençliğinde direniş sahasına girdiğini ve sonunda en büyük komutanlardan biri olduğunu görüyoruz. Bazıları, direnişin ulusal meselelere ve konulara ek olarak İslam Ümmeti meselelerine de önem vermesine şaşırıyorlar. Oysa ki Şehit Bedreddin ve meslektaşlarının en önemli özelliklerinden biri, İslam Ümmeti meselelerinden asla uzaklaşmamalarıydı.

Şehit Bedreddin’in en belirgin özelliklerinden biri, kararlı bir azim ve iradeye sahip olması ve İslam dünyasıyla ilgili tüm sorunları önemsemesiydi.

Şehit Bedreddin gibi insanlar, sahip oldukları en küçük imkanlardan en büyük fırsatları yaratmışlardır. Şehit Bedreddin en az imkanlarla güçlü bir insan kuvveti yetiştirdi. Şehit Bedreddin’in en büyük başarılarından biri Ensariye olarak bilinen operasyonlardı.

O dönemde yani 1997'de, Siyonist rejimin hareketlerini gözlemledikten ve bilgi topladıktan sonra, rejimin direnişe karşı operasyon yapmak istediği anlaşıldı. Şehit Bedreddin bu bilgiyi topladıktan sonra, Siyonist birlikleri yakalamanın bir yolunu bulmak için Ensariye bölgesini ziyaret etti.

Şehit Bedreddin Ensariye operasyonlarını başarıyla yürütmek ve Siyonistlere ölümcül bir darbe vurmak için 24 saat çalıştı. Sonuç olarak bu operasyon Şehit Bedreddin’in gece gündüz harcadığı çaba ile başarılı oldu ve Siyonistler ciddi bir darbe aldı.

Şehit Bedreddin tekfirci terörizmle ve aynı şekilde Siyonistlerle mücadele etmek için Suriye’ye gittiğinde, işini çok iyi bir şekilde yaptı. Bugün de direniş ekseni içerisinde aynı doğrultuda hareket eden kişilere sahibiz ve onlar da aynı Şehit Bedreddin gibi işlerini tam bir doğruluk, beceri ve şefkatle yürütüyorlar.

Her geçen gün, terörle mücadele için Suriye’de bulunma kararımızın doğru olduğu daha çok görülüyor. Zaman geçtikçe, daha fazla maske düştükçe, daha fazla belge ve itiraf ortaya çıktıkça ve eski yetkililerin, dışişleri bakanının ve eski başbakanın itirafları ile direnişin yüzde yüz doğru zamanda, doğru yerde olduğu ve doğru karar aldığı görülüyor.

Suriye’de aralarında bazı Körfez Arap ülkelerinin de bulunduğu Suudi-İsrail-Amerikan komploları gerçekleşmekteydi. Amerika, Arabistan ve bu ülkeler, getirdikleri herkese para verdiler ve Suriye’de değişiklik yapmaya çalıştılar.’

Seyyid Hasan Nasrallah konuşmasının başka bir bölümünde şunları söyledi: ‘Bugün ABD, Batı ülkeleri ve aynı şekilde Arap ülkeleri ve bunlara bağlı medya, Siyonist rejimin Lübnan direnişine karşı olası savaşını büyük göstermek gibi ortak bir yayın yürütüyorlar.

Gerçek şu ki, bu büyütmeler ve Siyonist rejimin direnişe karşı askeri operasyonda bulunacağı yönündeki dayatmalar, Siyonist rejimin Lübnan halkından tavizler elde etmek için aslında Lübnan hükümetine ve halkına yönelik psikolojik bir savaştır.

Arap -Batı ekseninin Lübnan’a karşı bu kapsamlı psikolojik savaşının tek bir nedeni vardır ve o da Lübnan’daki direnişin roketleridir. Lübnan güçlü ve iktidar sahibi bir ülkedir ve Lübnanlılar, Batı ve bölgedeki takipçilerinin yürüttüğü psikolojik savaşın kendilerine etki etmesine izin vermemelidir.

Hiç kimse Siyonist rejimin Lübnan’a olası bir askeri saldırısından korkmamalıdır. İsrail savaş istiyorsa, buyursun gelsin, diyecek bir şey yok. Tel Aviv’e, onların zafer zamanlarının sona erdiğini söylüyoruz.

Şu anda İsrail işgalcilerine karşı direnişin güçlerinden tam olarak bahsetmeyi düşünmüyorum. Ama dürüst ve kararlı bir şekilde size şu sözü veriyorum ki, eğer İsrail ordusunun askerleri ve tugayları Güney'e girerse, dünya televizyonlarının kameraları önünde yok edileceklerdir.’

Hizbullah Genel Sekreteri aynı zamanda, Chebaa çiftliğinin Lübnan’a ait olmadığı ve Suriye’ye ait olduğu ve Lübnan direnişinin orayı savunmaması gerektiği konusunda Lübnan içerisindeki bazı görüşler hakkında şu ifadelerde bulundu: ‘Ülke topraklarının sınırlarını tanımlayan birey veya partileri değil Lübnan hükümetidir. Chebaa çiftliğini kurtarmak için hiçbir çabadan kaçınmayız.

Direniş, Chebaa çiftliğini kurtarmak için askeri operasyonlara tam anlamıyla hazırdır. Bugün, Lübnan'da bazıları hala İsrail'e karşı kendilerini zayıf hissediyorlar ve taviz vermeye hazırlar. Ancak halkına, direnişlerine ve ordularına güvenenler korkmamalıdır ve taviz vermeleri doğru değildir ve hatta bir karış topraklarını bile teslim etmemelidirler.

Chebaa çiftliği konusu 2000 yılından beri devam ediyor ve bugüne kadar uzun tartışmalar yapıldı. Lübnan hükümeti Chebaa çiftliklerini işgal toprakları ilan etti. Hükümet, bütün birimleriyle birlikte burayı Lübnan toprağı ve işgal bölgesi olarak kabul ettiği sürece bizim direniş olarak bu konuda bir sorunumuz yoktur ve burayı işgal bölgesi olarak görürüz ve başkalarının söyledikleri artık bizim için önemli değildir ister Lübnan’ın desinler ister Suriye’nin isterse de Filistin’in, her koşulda bizim ümmetimizin toprağıdır.’

Seyyid Hasan Nasrallah konuşmasının devamında Suudi-Amerika komploları hakkında şunları söyledi: ‘Tekfirci IŞİD teröristleri Suriye'nin% 45'ini ve Irak topraklarının yarısını nasıl işgal etti? Suriye ve Irak'taki IŞİD teröristlerine maddi ve silah desteğini kim sağladı?

Tekfirci IŞİD teröristlerini meydana getiren Vahhabiler ve Suudilerdi. IŞİD teröristleri Suudi Vahhabilik tarafından oluşturulmuş ve ABD’nin mali yardım ve desteğiyle meydan gelmiştir.

IŞİD kim ve onun düşüncesi nedir? Düşüncesi, Suudi Arabistan'da, din okullarında, Suudi üniversitelerinde ve camilerinde inşa edilen Vahhabiyettir ve dünyanın diğer bölgelerine Suudi parası ve Amerika'nın isteği ile ihraç edilmektedir. Suudi Arabistan’dan Vahhabi düşüncelerini yaymasını isteyen Amerika’dır. Bu nedenle, destek ve talep Amerika’dan ve mali destek te Suudi Arabistan’dandır.

Irak'taki kardeşlerimi Trump'ın seçim vaatleri üzerinde çalıştığı konusunda uyarıyorum. Dikkatli olmalılar. Trump, seçim propagandalarında söylediği her şeyi yapıyor. Büyükelçiliği Kudüs'e taşımak, İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekilmek ve Yüzyılın Anlaşması konusunu planlamak gibi.

Trump'ın verdiği sözlerden biri de Suudi Arabistan'ın süt veren bir inek olduğu ve sağılması gerektiği idi. Trump, bölgeye gidip Irak petrolünü alacağını söyledi. Trump, Irak'ın petrolünü kendi hakkı olarak görüyor.’